Bir Anneler Günü’nde…

Anne Olabilmek

 

Muzaffer Bilgili

 

 

Yılların yükünü taşımış sırtıyla, fedakârlıkların simgesi bükülmüş beliyle koridorda ilerlerken artık terliklerle bile yürüyemeyen ayaklarını sürüklüyor, kapıyı açıyor ve çöp torbasını dışarıya bırakıyor. Bu davranışının sorgulanacağını biliyor. Ancak, çöpünü en yakınları bile olsa kimselere taşıttırmamış olmanın sevinciyle ve en zor koşullarda bile bütün gücüyle korumaya çalıştığı onuruyla geri dönüyor. Ardından, duyulmadığını sanarak mutfağın düzenini de sessizce denetleyip odasına gidiyor. Ve bir gün sonra boş bırakacağını hiçbirimizin düşünemediği sallanan sandalyesine yerleşiyor, boynundaki kolyesini, parmağındaki yüzüğünü çıkarıyor. Sonra da hiç aksatmadığı, unutmadığı ilaçlarını alıyor, her gece yatarken yediği kayısıları ve içtiği sütü yanı başına koyup televizyon kulaklığını takıyor.

 

“Anneciğim, yine mi çöpünü sen attın? Biz varız, yardımcıların var… Neden kendini yoruyorsun?” Sevecen ve kararlı bakışlarıyla bizi okşuyor, “Yatağa düşünceye kadar, ellerim ayaklarım hareketsiz kalıncaya kadar yapacağım” diyor.

 

Oysa, bir ay sonra yüzüncü yaşını kutlayacağımız annemiz çoktan yatacak durumdadır. Ama o, ağrılarını gizlemeye, yaşama sabırla direnmeye, kendi kendini yenilemeye alışmıştır. Hâlâ yaratmaya, hâlâ üretmeye, hâlâ öğretmeye, güler yüzüyle sevgi pınarından herkese cömertçe sevgi dağıtmaya çalışmaktadır. Hâlâ evlatlarına, çevresine, elinden geldiğinin çok fazlasıyla yardımcı olmaya devam etmektedir… 

 

“Bir kez gönül yıktın ise, kıldığın namaz değil,

Dostun evi gönüllerdir, gönüller yapmaya geldim.”

 

Yunus Emre öğretisi ona annesinden, Karadeniz’in o yoksulların dostu, okuyanların koruyucu annesi, çalışkan, onurlu, fedakâr kadınından miras kalmıştır. O, bu mirası, doksan dokuz yaşında bile güçlü bir şekilde, bıkmadan, zevkle taşımaktadır; ve sonra da ‘kaçınılmaz büyük gerçeği’ tevekkülle beklemektedir.

 

“Sordum sarı çiçeğe sizde ölüm var mıdır?

Çiçek eydür: Derviş baba ölümsüz yer var mıdır?”

 

“Ben artık çok yaşadım” düşüncesi, hatta biraz da kendisini suçlu gibi hissetmesi, onu yaşamdan koparmaya yetmez, yetemez: O, namazını kıldıktan sonra mayosunu giyer, gözlerinin rengindeki denizine girer, yaşlıları sokaklarda görmeyi yadırgayan insanlarımızın şaşkın bakışları altında zorlanarak da olsa teknelere biner, lokantalara yemek yemeye gider… Manikürünü, pedikürünü yaptırır… 

 

 Annemiz yüzüncü yaşının basamağında... Annemiz yüzüncü yaşının basamağında, en sevdiği ortamda…  

O, çiçekler arasındaki sandalyesinde oturup, torununun aldığı televizyon kulaklığını takarak dinlediği haberlere yorumlar getirir; ülkesinin daha iyi günler görmesini ister. “Erzurum’da kar yağsa, İstanbul’da üşürüm” deyişine bayılır. Yüzüncü yaşının basamağında bile Atatürkünün bu ülke için yaptıklarını, Cumhuriyet kazanımlarını çok iyi bilmektedir. Atatürk’ü sahiplenir, dualarından eksik etmez. Hoşgörülü davranamadığı en önemli konusu budur. Bir de torununun haksızlığa uğraması…

 

Televizyon onun için önemlidir; bütün haberleri dinler. Bazen kızar söylenir, sorunlara en doğru çözümleri üreterek bizleri şaşırtır. Bazen şarkıların neşesine katılır, eşlik eder: “Sevgi dolu şu gönlüm bir kuş gibi kanatlı, / Dünyam sizlerle güzel, hayat sizlerle tatlı…” Ya da ‘Eski Dostlar’ın hüznüne kapılıp geçmişi anar.

 

Güllük, 2006 yazı… Güllük, 2006 yazı… Çocukların arkadaşı, büyüklerin dert ortağı olan annemiz, torununun oğluyla balon şişirmece oynuyor.

O, çocuklarına, torununa, torununun çocuğuna ülke sevgisini, insan sevgisini, doğa sevgisini, öğrenme ve öğretme merakını, dürüstlüğü, cesaretle hak aramayı, … ve birçok değer yargısını miras bırakmaya çalışmıştır. Çocuklarının okuyabilmesi için onlara maddi manevi destek olmuştur. O sadece biyolojik bir anne olmakla yetinmemiş, gerçek bir anne olabilmiştir. Yalnız çocuklarının değil, kızı gibi sevdiği yardımcısının, kapıya gelen sucunun, postacının, Karadeniz pidecisinin ve birçok seveninin annesi, anası, torununun arkadaşlarının anneannesi olmuştur.

 

‘Dostlarının kaptanı’, uzlaştırmacı dert ortağı, ‘Memnuş’u, bizim can annemiz, ışıklar içinde, çiçekler içinde uyu!… Senin yüzüncü yaşın, senin gibi anne olabilenlerin Anneler Günü kutlu olsun… Hani son gününde söylediğin bir cümle vardı ya, “Üretirken kendinizden bir şeyler katın”, biz onu da unutmayacağız. Özleminle yaşayacağız…

 

 

İstanbul, 8 Mayıs 2011

 

 

_____________________

Yazarın İLGİLİK’te yayımlanan öbür yazıları:

Merdivenin İlk Basamağında -28 Mar. 2010  

“Ben Büyüyünce Babam Gibi Olacağım” -21 Haz. 2009

Pünhan Necef oğlu Abdullayev -30 May. 2009

Küresel Fırtına -20 Haz. 2008

Bir İşkadını -23 Şub. 2011

Not: Üstbaşlık İlgilik’e özeldir.

 

© 2011 MB.ilgilik

{lang: 'tr'}

6 Yorum

  1. Oya Özdemir said,

    Mayıs 9, 2011 at 07:33

     
    Sayın Bilgili,

    Yüreğinizde sundukça çoğalttığınız sevginin aklınızın ince kıvrımlarında sarmalanarak bilgisayarınıza düşümü, öylesine mükemmel ki, satırlardan ne denli etkilendiğimi, ancak, bu sözcüklerle aktarabiliyorum.
     
    Başlığa bakınca, hüzün duygumun etkisinin yazı boyunca süreceğini düşünmüştüm, yanılmışım. Hüzünle, sevgi, mutlulukla aldı götürdü, âdeta… Hele, yazıyla bütünleşen RESİMLER… 
     
    ANNENİZE NE MUTLU Kİ, ARDINDAN BU SATIRLARLA ANAN, SİZ SEVDİKLERİ VAR.
     
    SİZLERE, GERÇEK BİR ATATÜRK’ÜN YARATMAK İSTEDİĞİ ÇAĞDAŞ CUMHURİYET KADINIYLA BİRLİKTE SON SANİYESİNE KADAR DOLU DOLU YAŞAMAK MUTLULUĞU,
     
    ANNELER GÜNÜ’nün son demlerinde, gerçekten ama, gerçekten beğenerek, iliklerime dek hissederek okuduğum, YAZINIZ İÇİN SİZE VE SN.KARAGÖZOĞLU’na TEŞEKKÜRLERİMİ SUNUYORUM.
    SAYGI VE SEVGİLERİMLE,

  2. Fevziye Yazman said,

    Mayıs 17, 2011 at 10:49

    'Anne olabilmek' çok zordur. 'Evlat olabilmek' de çok zor ve önemlidir. Sizler bunu başarabildiğinizi pek çok kez ailecek kanıtladınız. Ne mutlu sizlere…

  3. Sevim Ünal said,

    Mayıs 28, 2011 at 18:51

    Sevgili Muzaffer Abla,

    Yazıyı okuyunca duygulanmamak ne mümkün. Hele ki o güleryüzlü resimleri görünce geçirmiş olduğumuz güzel günleri tekrar anımsadım. İnsanın içini ısıtan yüzünü unutmak ne mümkün. Herkese yaklaşımı, sevgisini göstermesi, hele ki bugünlerde görmeye hasret kaldığımız davranışlardı. Gitmesine inanamadığım yüce insanı her zaman sevgi, saygı ve rahmetle anacağız. Ne mutlu bize ki o insanla çok şeyler paylaşabildik.

    Her zaman kalbimizde kalacak güzel insan, yerinde rahat uyu.
     

  4. Ecmel Güler said,

    Mayıs 29, 2011 at 10:30

    Yazınızı gözyaşları içerisinde okudum. Sizin gibi güzel insanları tanıdığım için çok mutluyum. Bundan sonra size sağlık ve huzurlu günler dilemek istiyorum.

  5. Taner Saka said,

    Haziran 7, 2011 at 21:36

     Bütün her şeyi söylemiş, hem de bir güzel söylemişsin. Bize diyecek söz bırakmamışsın. Saygılar sunuyorum.

  6. Atilla said,

    Aralık 22, 2011 at 03:06

    Sayın MUZAFFER HANIM
    Öncelikle belirtmek isterim ki;edilen kelamların,sunulan duyguların bir anne üzerine söylemi ne kadar kıyafetsiz kalırsa bi o kadar da yazılanlar acizane olur…
    Bilirim burdakiler kadar değildir sevgim ama bir söz vardır;Ancak ALLAH yolunda olan sevgiler ki…saf ve halistir.Nacizane görüşüm;muttasıl bir gecenin ışıltılı bakışları altında sağanak sağanak yağan hazin bulutları eşliğinde süzülen kelimelerin bile son demini aldığı takdire şayan bir yazı…
    Ölüm son olarak görünse de yeniden doğuştur aslında.çünkü geride bırakılanlar onu her daim geleceğe taşır..Rabbim sevdiği kullarını da bu şekilde ölümsüzleştirir…Kulun arkasını göremiyorsan gönlünün içine bak NE GÖRÜYORSAN ARKASINDAKİDE O DUR ”O’NU GÖRMEK İSTERİSEN,ONU TANIMAK İSTERİSEN ONDAN SONRAKİLERİN GÖZLERİNE BAK….ÇÜNKÜ GÖZ GÖNLÜN DIŞA AÇILAN PERDESİDİR…KISACA SİZDE FÜSUN SEVGİNİN İSTİDATI VAR…
    Son bir paylaşımla yazımı sonlandırmak isterim;
    ””Bebeğin doğmadan önce Rabbiyle görüşmesi””
    Doğacak bebek doğumda bir gün önce ALLAH TEALA ile görüşür.ALLAHIM dünyaya gideceğim ve orada ne yapacağı bilemiyorum… Allah (c.c) ben senin için melek yarattım ve o seninle ilgilenecek….ALLAHIM onların dilini bilmiyorum onlarla nasıl anlaşacağım nasıl iletişim kuracağım. Allah (c.c) senin için yarattığım melek sana onların dilini öğretecek..ALLAHIM duyduğum kadarıyla dünyada çok kötülük varmış,onlarla nasıl başa çıkacağımı bilemiyorum… Allah (c.c) senin için yarattığım melek seni canı pahasına kötülüklerden koruyacaktır merak etme……ALLAHIM sana tekrar nasıl döneceğim. Allah (c.c) senin için yarattığım melek bana nasıl döneceğini anlatacaktır…..derken melekler gelir ve dünyaya gitme zamanının geldiğini söyler.ve bebeği ALLAH TEALA’NIN huzurundan götürürlerken bebek tekrar sorar.ALLAHIM benim için yarattığın meleğin adı ne. Allah (c.c) adının önemi yok ama sen ona ANNE diyeceksin……..
    RABBİM UFKUNUZU VE UMUTLARINIZI İLELEBET MUHAFAZA EYLESİN,SABIR VE SUKUT İÇİNDE YAŞATSIN.
    SEVGİ VE SAYGILARIMLA
    Atilla YİĞİT

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.