Pek mi Önemsizdi?

‘Strasbourg Vakası’nda Atlanan Nokta

 

 

Neden böyle oluyor? Olayları efsaneneleştirmekte üzerimize yok: Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın birkaç gün önce (tam tarihiyle 13 Nisan 2011 günü) Strasbourg’da Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nin Nisan 2011 ayı toplantısında yaptığı konuşma, hele de bu konuşmanın ardından kendisine yöneltilen sorulara verdiği yanıtlar şimdiden efsane oldu. En azından bir dahaki seçime kadar konuşulup duracak… Her ne kadar Sayın Erdoğan Strasbourg’daki dik duruşun burada kimilerince algılanmamış olmasından yakınsa da bu böyle. Sayın Başbakanımız bu duruma üzüntülerini şöyle dile getirmiş: “Benim orada verdiğim cevapların burada hazmedilmediğini, hazmedilemediğini görüyorum. Öncelikle şunu söylemek durumundayım: Biz gittiğimiz her yerde 74 milyonun, Türkiye’nin onurunu temsil ediyoruz. Bugüne kadar bu bilinçle hareket ettik, bundan sonra da aynı şuurla hareket edeceğiz.”

 

Siyaset dediğin budur işte… İşine geldiği gibi yorumlarsın olayları… Eğip bükersin. Bununla kalsan yine iyi; sana bir soru mu soruldu, bir konudaki görüşün mü öğrenilmek istendi, soruları işine geldiği gibi yanıtlarsın, işine gelmeyen noktanın uzağından bile geçmezsin… Bu böyledir de, işi siyasetçilik olmayanların, diyelim basın-yayıncıların, kalem erbabının bazı şeyleri görememelerine, görmezden gelmelerine, es geçmelerine, üzerine gitmemelerine, gidememelerine ne demeli?

 

Taze bir örnek vereyim: Sayın Başbakanımıza Strasbourg’da yöneltilen sorulardan biri de özetle şuydu: “Türkiye Ermenistan’la bir protokol imzaladı. Nedir bu protokol? Ne işe yarar? Sınırların açılmasını Dağlık Karabağ sorununun çözülmesine bağlarsanız, bu taraf olmak olmaz mı? Kars’ta bütünlüğü gösteren anıtlar neden yıkıldı?” (Yanlışlı soru; anıt şimdilik duruyor.)

 

Sayın Erdoğan’ın bu soruya yanıtında ‘anıt’ yoktu. Ve bence bu yokluğu fark eden de yoktu, daha sonra da olmadı… Niye? Anıt Kars’taydı… Kars nere, Strasbourg nereydi? Hem ‘anıt’ da ne demekti? ‘Ucube’ dense, belki bir şeyleri akla getirebilirdi…

 

Akla gelebilecekler şunlar olabilirdi:

 

Bu sözcük, çok uzak değil, tam tamına 95 gün önce Sayın Başbakanımızın ağzından gündemin ortasına düşmüş, düşmesiyle birlikte de baş köşeye oturmuştu. Millet, neredeyse son halkoylaması sonucunu yansıtır biçimde “1,38’e 1” ikiye ayrılmıştı.  

 

Ne demekti ‘ucube’? 

 

Ben hemen sözlüklere bakmıştım: çok acayip, şaşılacak kadar çirkin olan şeye ‘ucube’ deniyordu. ‘Acayip’ de, ‘sağduyuya, göreneğe, olağana aykırı, şaşılacak, şaşmaya değer, garip, yadırganan, yabansı’ demekti.    

 

Dedimdi ya, bir sözcük gündemdeki sıralamayı değiştirmeye yetmişti; evet, bu anlaşılabilir bir durumdu da, “bir kâmil kişinin, hem de yetkili ve etkili bir konumdaki bir kimsenin Kars’taki bir heykel için ‘ucube’ demiş olma olasılığı” anlaşılabilir bir durum muydu? Ben, “Evet, öyledir; anlaşılabilir bir şeydir” diyordum. Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay ise başka telden çalıyor, Sayın Başbakan’ın İnsanlık Abidesi’ için ‘ucube’ dediği yönündeki eleştirilerin haksız ve abartılı bir yorum olduğunu söylüyordu. (Ve yalanlanacaktı.)

 

HEYKEL İnsanlık Abidesi. Sanatçı Mehmet Aksoy, heykelini yontmaya başladığı günlerde yaptığı bir açıklamada, yapıtının ‘soykırım anıtları’na bir tepki olduğunu söylemişti. (Fotoğraf, www.ardahanlilar.org kaynağından)

 

Bu arada ben işi biraz ileri götürmüş, ‘heykel’ denen şey konusunda bilgi edinmek için taa Sayın Günay’ın bakanlığına bağlı olan Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü’nün genelağdaki yerinde yer alan ‘Cumhuriyet Öncesi Türk Heykel Sanatı’ başlıklı yazıya kadar gitmiştim. İlk üç bölümcesinde şunlar deniyordu*:

 

Türk heykel sanatı için Batı’da olduğu gibi ne antikiteye varan bir geçmişten ne de o noktadan günümüze ulaşan bir gelenekten söz edilemeyeceği açıktır. Zira, Uzakdoğu, Hint, Mezopotamya, Mısır, Antik Yunan ve Hristiyan Batı gibi dünyanın birçok eski uygarlığı incelendiğinde, görülmektedir ki, bu uygarlıklar heykel alanında zamanları aşıp günümüze ulaşan yapıtlar verdikleri, önemli ilerlemeler kaydederek gelenekler oluşturdukları halde, Türk toplumu -bugünkü Türk heykel sanatının çıkış noktasını oluşturacak anlayışta- heykelle ancak 19. yüzyılda tanışır.

 

Türklerin tarihine bakıldığında, her ne kadar Türk heykel sanatı geleneğini oluşturabilecek yoğunlukta bir etkinlikten söz edilemese de, İS 6-8. yüzyılda Orta Asya’da egemen olan Göktürklerin diktikleri Orhun Yazılı Anıtları, yine Göktürk ve Uygurlarda öldürülen düşmanı temsil eden ve mezar üzerine dikilen stilize edilmiş insan figürü veya başı biçiminde yapılmış mezar taşları (balbal taşı), koç biçiminde mezar taşları, Yunan ve Budist etkilenimli Uygur heykel ve kabartmaları, Selçuklularda mimari tezyinat içinde görülen stilize figürlü kabartmalar olmak üzere heykele yönelik bazı örneklere rastlanır. Ne var ki, daha önce de belirtildiği gibi, bu verilerin bir toplumun sanatını ve sanat geleneğini oluşturacak evreleri geçirdiği ya da daha sonra oluşacak bir Türk heykel sanatına temel olabileceği söylenemez. 

bir balbal -Vikipedi'den Bir balbal taşı. Orta Asya Türkleri, şamanlık döneminde, ‘kurgan’ denen tepe biçimindeki mezarlara orada yatan kişinin anılması amacıyla ‘balbal’ dedikleri bir taş dikerlermiş… (Fotoğraf  Vikipedi’den)   

Türklerin heykelle bu kadar geç tanışması ve özellikle heykelin diğer sanatlara göre Türk toplumuna en son giren sanat dalı olması, birçok araştırmacının da üzerinde hemfikir olduğu gibi başlıca iki toplumsal nedene dayandırılabilir. Bunlardan birincisi, Anadolu’ya gelmeden önce Orta Asya’da egemen olan Türk devletlerinin göçebe yaşam tarzları, bir diğeri ise, Türklerin İslamlaşıp Anadolu’da yerleşik düzene geçmeleriyle birlikte söz konusu olan İslamiyet’in figürlü betimleme yasağıdır.” 

 

Bu sözler çok şey anlatıyordu ve bu durumda kime ne denebilirdi!?…

 

 

İnal Karagözoğlu

Yarımca, 17 Nisan 2011

 

________________________

* Yazının bundan sonrasını konunun meraklıları okuyacaktır. İşin biraz ayrıntısına bakmak isteyeceklere de birkaç bağlantı vereyim:

Mehmet Aksoy’un Kars Heykel Projesi

Mehmet Aksoy’un basın açıklaması

• ‘Ucube’de son durumlar:

- Hüseyin Tanrıverdi Belediyeyi ziyaret etti

- Ucube mahkemelik oldu

- ‘Ucube’ için 6 teklif

- Ucube’ Yıkılıyor

 

© 2011 İK

{lang: 'tr'}

1 Yorum

  1. İnal Karagözoğlu said,

    Nisan 18, 2011 at 09:38

    İşin Aslı Bu Olunca…

     

     

    Sayın Başbakanımız Erdoğan, ‘ucube’ sözünü Kars’ta yapılan İnsanlık Abidesi heykeli için mi yoksa Kültür ve Turizm Bakanı Sayın Günay’ın açıkladığı gibi heykelin çevresindeki gecekondular için mi kullandığının sorulması üzerine, “Sağa sola çekmeye gerek yok; heykel için kullandım. Oradaki olayı değerlendirenler, TV’lere çıkanlar, o heykeli ve yeri gidip görmemişler. Belediye Başkanı sıfatıyla söylüyorum, heykelin olduğu yerde tarihi eserler var. Heykelin içeriğiyle ilgilenmiyorum. Heykelin ne olduğunu az çok bilirim. Heykelle ilgili takdir yetkisi kullanmak için illa güzel sanatlar mezunu olmak şart değil. Şarkı türkü için yoldan geçen vatandaşa ‘Beğendin mi?’ diye soruyorlar, ‘Konservatuar mezunu musun’ diye sormuyorlar. O arkadaş (Kars’ın Adalet ve Kalkınma Partili eski belediye başkanını kasdediyor) neden yeniden aday yapılmadı? Çünkü aradığımız vasıflar o arkadaşta yoktu. Muhafazakâr demokrat anlayışımıza uymadığı için bir daha aday gösterilmedi” demişti*. 

     

    İşin aslı bu olunca da, artık diyecek hiçbir şey yoktu.

     

     

    İnal Karagözoğlu

    Yarımca, 18 Nisan 2011

     

     

    * http://www.haberturk.com/gundem/haber/590979-o-heykele-ucube-dedim-yikilmali

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.