Bir Sigortalanma Öyküsü

Bankaacenteye Mahkûm Olmak…

 

 

 

Diyeceğim şudur: siz siz olun, bir kredi işiniz yoksa kişisel ya da kurumsal acenteyi tercih edin. Hoş kredi işiniz olsa da öyle yapın ya… Ben mi? Bana bakmayın, benim bir bankaacentem var. Bir inat uğruna…

 

Geçen yıl, eşimin sigortalarında ‘sigorta ettiren’ olarak yıllardır teminat aldığım şirketi değiştirmeye karar vermiştim. Bizim Yarımca’da -şimdiki adı Körfez- öyle her şirketin acenteliği yoktur. İzmit’te mutlaka istediğim gibisini bulurdum, ama oraya da gitmek istemiyordum… Ne yapabilirdim? Gerçi neredeyse bankalarımızın hepsi yabancıların eline geçtiyse de kalanların sigorta acentelikleri derdime çare olabilirdi. Hemen başladım araştırıp soruşturmaya… Bu iş geçen yıl oluyor, Mayıs’ta…

Sonrasını anlatmaya geçmezden önce, niye böyle bir şeye yöneldim, onu söyleyeyim: efendim, sigorta şirketlerimiz benim anladığım anlamda ‘yerli’ olmaktan çıkmaktalar ya, ona tepki gösteriyorum aklım sıra. Fare dağa küsmüş de dağın haberi olmamış, benimki o hesap… Üstelik, önde gelen bir sigorta şirketimizin acentesi olarak yıllardır sigortalarımı yapan değerli dostumu da bir kenara koymuşum; üzüntülüyüm, canım sıkkın…

 

Ne diyordum, baktım ‘yerli’ birinin banka acentesi var, az biraz düşünüp kararımı verdim: madem böyle bir sigorta şirketi arıyorum, eh, n’apayım, çare yok ona gideceğim… Bu mübareklere de, uyguladıklarını bildiğim kredi-sigorta ilişkisine dayanan yöntem dolayısıyla ilkesel olarak karşıyım. Canımın sıkıntısı biraz daha artmış durumda… Başıma neler gelebileceğini tahmin ediyor olmam ise tüy dikiyor…

 

Boşuna dememişler abdala malum olur, diye. Benim durumum, sözün pt’lisine uyuyor tabii… Ateşe elini değdirirsen yanarsın, bunu biliyorsun; e ne demeye gidip içine içine girersin?! İşte o hesap, elimde bir tomar eski poliçe, bankanın kapısından daldım. Orta işlerine bakan ‘koruma’ya derdimi anlatacak oldum, hemen sıra verme makinesini işaret etti. Derken sıra bana geldi, ama ben ‘sigorta, evin sigortası, DASK, yangın, deprem’ dedikçe karsımdakinin gülümsemesi hayrete dönüştü; bu sözleri sanki ilk defa duyuyordu… Sonunda, müşteri temsilcisine “yönlendirildim”. Üst kattaymış. Çıktım; baktım, üç yerden birincisinde bir vatandaşın işi görülüyor, sondaki temsilci telefonda, ortadaki bölmede de kimse yok. Gidip iş görülen yerin yakınında durdum; bir punduna getirip soracağım “Öbür arkadaşlar çalışmıyor mu” diye. On dakika kadar bekledikten sonra ancak sorabildim; çalışıyorlarmış. Ama onlar işbaşı yapmazdan önce vatandaşın işi bitti; hemen boşalan yere atladım, başladım ne için geldiğimi anlatmaya… Hanım görevli durdurdu beni, “Siz” dedi, “pazartesi ya da perşembe günü gelin, sigortaya bakan arkadaşımız o günler geliyor.” Şaşkın bir vaziyette ters geri döndüm; yapacak bir şey yoktu.

 

Kestirmeden söylersem, sigorta görevlisini inatçı çabalar sonunda bulup sigortalarımı yaptırdım.

 

red umbrella protecting house from rain 

Ancak…

 

Ancak, ‘arkadaş’ poliçenin birinde ‘sigortalı bilgileri’ olarak ‘sigorta ettiren’e ilişkin bilgileri yazmış. Gerçi bir hasar olsa ortada kalmazdık ama niye olsun? İnanılmaz bir şey, sigorta süresi bitti, ben bu yanlışlığı düzelttiremedim. Ya ‘sigortacı’ arkadaşı denk getiremedim ya sistem çalışmıyordu ya şu ya da bu…

 

Öğüt vermiş gibi olmayayım, diyeceğim şudur: siz siz olun, bir kredi işiniz yoksa kişisel ya da kurumsal acenteyi tercih edin. Hoş, kredi işiniz olsa da öyle yapın ya…

 

*

Onca maceradan sonra ve bu dediklerimin ışığında ben ne mi yaptım?

 

Ben bu yıl yine o bankaya o arkadaşa gittim. Bu sefer gözümü dört açtım, yanlışlık yapılmasına fırsat vermemeye gayret ettim. Başarabildim mi? Hayır. Primi kredi kartıyla ödemek üzere düzenlenen talimatta ‘sigortalı bilgileri’-‘sigorta ettiren bigileri’ bölümlerinde keyfe keder bir durum oldu. Bu formu bana yardımcı olmak üzere bankadan bir başka arkadaş doldurdu da… Bu şu demek oluyor: Yine siz siz olun, kendi işinizi kendiniz yapın; hele de form morm dolduracaksanız… İnşallah gelecek yıl bu aksaklık da olmayacak.

 

Sanırım durum anlaşılmıştır: benimki bir inat…

 

 

İnal Karagözoğlu

Yalıkavak, 3 Kasım 2010

 

  

_______________________

Not: Bu alanda daha önce 3.11.2010 tarihinde yayımlanmış olan bu yazı, alanın sunucusunda meydana gelen aksaklık sonucunda silindiğinden yeniden eklendi. İK, 4 Nis. 2011 

© 2011 İK

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.