Σαν Πας Στα Ξενα…

Ada Sahillerinde, Adalar Sahilinde…

 

 

‘Ada Sahillerinde Bekliyorum’ ya da ‘Adalar Sahilinde Bekliyorum’… Daha çok birinci adıyla bilinen bir ezgi. Ben bu hicazımsı parçayı ‘şarkı gibi’ görürüm, ‘türkü’ diyenler de var. Kimin, kimlerin yazdığı bilinmiyor; ‘türkü’ denmesi bundan olacak; anonimleşmiş… İstanbullu bir ezgi olması akla pek yakın. Bestecisinin Yesari Asım Arsoy olduğunu belirtenler varsa da, bu bana göre olmayacak bir şey: çünkü, parçanın meyanı yok, bu hâliyle klasik şarkı formunda değil; dolayısıyla, bu biçime yenilikler katarak zengin ezgiler içeren besteler yapmış bir sanatçı olan Yesari Asım’ın bestesi olamaz…

 

Öte yandan, bu parçanın klasik türkü formunda olduğunu söylemek de zor. Her ne kadar günümüzde ‘türkü besteleyen’ müzikçiler varsa da, bu ezginin ortaya çıktığı en azından doksan yıl önceki zamanlarda ‘türkü bestelemek’ diye bir uygulama yoktu.

 

Candan Erçetin’in ‘Aman Doktor’ albümünde de yer vermiş olduğu bu şarkının tanıtmalığında, başka yerlerde de rastlanan ‘anonim’ notu var. Bu bilginin doğru olma olasılığı çok yüksek. Albümde eserin Yunancası da yer alıyor.

 

Şunu da söylemeliyim, pek çok yerde şarkının hicaz makamında olduğu belirtiliyor; oysa, bu ezgi daha çok hicazkâr renginde… Onun için ‘hicazımsı’ dedim ya… Bulduğum bir notada, ezginin hicaz makamında olduğu gibi la perdesi üzerinde karar kıldığı görülüyorsa da ezgi, hem hicazkâr makamının inici özelliğini taşımakta hem de yorumlarda ‘şad’ sözcüğü, hicazkârdaki re bemole karşılık gelecek biçimde mi bemol perdesiyle seslendirilmekte. Hicazın yapısında böyle bir ses yoktur. Bu arada, sözlerinin değişik değişik biçimleri olduğunu da belirteyim; pek çok yorumcu kendine göre bir şeyler yapmış… Bana en ilginç geleni de, Hamiyet Yüceses’in bir plağındaki sözler: bir ara taksimi ve ardından da aranağmeyle biten eserde ( https://www.youtube.com/watch?v=2yvWre83fMA ), “…/ (Ah) Pembelidir yeldirmesi, / Pek şekerdir o yarin işvesi; / Meskenimiz Kurbağalı Deresi… / Beni şad et Şadiye başın için, / (Ah) Beni şad et o büyük aşkın için!…” deniyor. Adalar neresi Kurbağalı Dere neresi!?

 

Sonuç olarak, İstanbul Adalar’da vaktiyle Rum azınlığın çoğunlukta olduğu da dikkate alındığında, bu parçanın bugünkü bilinen hâline bir Rum ezgisinden dönüşmüş olabileceğini düşünmek akla uzak değil. Bu parçanın Anadolu insanlarının ortak eseri olduğunu söylemek, belki en doğrusu…

 

Bu ilginç parçayı bir de ‘Ada Sahillerinde Bekliyorum/Σαν Πας Στα Ξενα… (San Pas Sta Ksena…_Sanki Yaban Ellere Gider Gibisin…)’ adıyla Yunanlı müzisyenlerden dinleyelim, diyorum… (Çalıp söyleyenlerin hele de dinleyenlerin müziğe gösterdikleri saygı ne de imrenilecek bir davranış!)

Videodaki müzisyenlerin kimler olduklarını öğrenemedim. Bilenler varsa bu eksiği tamamlarlar mı?

 

Çok Bilinen İki Öyküsü Var

 

‘Ada Sahillerinde Bekliyorum’ her ne kadar birçok yerde insanları neşelendirmek amacıyla hareketli bir şekilde söylense de aslında ağır bir parça. Üstelik, bilinen iki öyküsü* de birçok halk müziği ve makamsal müzik eserlerinde olduğu gibi hüzünlü. Bunların en yaygını, ‘Suat Bey ile Şadiye Hanım’ın hikâyesi’ diye bilineni… Şöyle:

Zengin bir ailenin Şadiye adında bir kızı varmış, Suat adında da fakir bir delikanlı… Kader bu ya, bir yaz günü Adalar’dan birinde karşılaşırlar ve tabii birbirlerine âşık olurlar. Ancak zengin baba kızını Suat’a vermek istemez. Kış yaklaşınca Şadiye ve ailesi Ada’dan ayrılır, Suat ise adada kalmıştır. Ve Suat, kendini sahillere vurmuş, sevdiğinin gelmesini beklemeye başlamıştır. 

Bu arada âşıklar mektupla haberleşmeye başlamışlardır. Mektuplar hemen her gün ada vapuruyla gidip gelmektedir. Günün birinde postacı kapıyı çalmaz. Üzüntülere kapılan Suat, kendisini denizin azgın sularına bırakır.

 

Oysa, mektubun gelmediği gün, şiddetli fırtına dolayısıyla vapurlar işlememiştir, Şadiye’nin mektubu ertesi sabah gelecektir… Ve mektubunda Şadiye, “Suat, babamı nihayet izdivacımıza ikna ettim, gelip beni ailemden isteyebilirsiniz” diye yazmıştır. Ne acı!…


Parçanın ikinci öyküsü ise kısaca şöyle:

 

İstanbul’da her gün birlikte denize gitmekte olan sevgililerden kız günün birinde denizde kaybolur. Bunun üzerine sevgilisi onu bulmak umuduyla kendisini sahillere vurur. Şile’den Adalar’a kadar bütün sahillerde süren arayışlar boşunadır. Günün birinde, artık çektiği hasrete dayanamayacak hâle gelen delikanlının ağzından ileride bir ezgiyle süslenecek olan sözler dökülür: “Adalar sahilinde bekliyorum”. Şarkıya, türküye dönüşen bu sözler, delikanlının yakınlarının, onu tanıyan balıkçıların ağızlarından işte bugünlere kadar gelir.

 

*

O delikanlının üzüntüsü ne kadar derin, o genç kızın kaybı ne kadar acıysa, müziğin kazancı da o kadar büyük…

 

 

İnal Karagözoğlu

Yarımca, 2 Ocak 2011

 

 

 

__________________

* Bu öyküler için http://www.on5yirmi5.com/genc/content.aspx?c=21462 kaynağından yararlandım. İK

 

Not: Bu alanda daha önce 2.1.2011 tarihinde yayımlanmış olan bu yazı, alanın sunucusunda meydana gelen aksaklık sonucunda silindiğinden yeniden eklendi. İK, 24 Mar. 2011

 

© 2011 İK

{lang: 'tr'}

2 Yorum

  1. İnal Karagözoğlu said,

    Temmuz 14, 2013 at 18:58

    Çok Bilinen İki Öyküsü Var

    ‘Ada Sahillerinde Bekliyorum’ her ne kadar birçok yerde insanları neşelendirmek amacıyla hareketli bir şekilde söylense de aslında ağır bir parça. Üstelik, bilinen iki hikâyesi de birçok halk müziği ve makamsal müzik eserlerinde olduğu gibi hüzünlü.

    Bu hikâyelerden en yaygını, ‘Suat Bey ile Şadiye Hanım’ın hikâyesi’ diye bilineni… Şöyle:

    Zengin bir ailenin Şadiye adında bir kızı varmış, Suat adında da fakir bir delikanlı… Kader bu ya, bir yaz günü Adalar’dan birinde karşılaşırlar ve tabii birbirlerine âşık olurlar. Ancak zengin baba kızını Suat’a vermek istemez. Kış yaklaşınca Şadiye ve ailesi Ada’dan ayrılır, Suat ise adada kalmıştır. Ve Suat, kendini sahillere vurmuş, sevdiğinin gelmesini beklemeye başlamıtır.

    Bu arada âşıklar mektupla haberleşmeye başlamışlardır. Mektuplar hemen her gün ada vapuruyla gidip gelmektedir. Günün birinde postacı kapıyı çalmaz. Üzüntülere kapılan Suat, kendisini denizin azgın sularına bırakır.

    Oysa, mektubun gelmediği gün, şiddetli fırtına dolayısıyla vapurlar işlememiştir, Şadiye’nin mektubu ertesi sabah gelecektir… Ve mektubunda Şadiye, “Suat, babamı nihayet izdivacımıza ikna ettim, gelip beni ailemden isteyebilirsiniz” diye yazmıştır. Ne acı!…

    Parçanın ikinci öyküsü ise kısaca şöyle:

    İstanbul’da her gün birlikte denize gitmekte olan sevgililerden kız günün birinde denizde kaybolur. Bunun üzerine sevgilisi onu bulmak umuduyla kendisini sahillere vurur. Şile’den Adalar’a kadar bütün sahillerde süren arayışlar boşunadır. Günün birinde, artık çektiği hasrete dayanamayacak hâle gelen delikanlının ağzından ileride bir ezgiyle süslenecek olan sözler dökülür: “Adalar sahilinde bekliyorum”. Şarkıya, türküye dönüşen bu sözler, delikanlının yakınlarının, onu tanıyan balıkçıların ağızlarından işte bugünlere kadar gelir.

    O genç kızın kaybı ne kadar acı, delikanlının üzüntüsü ne kadar derinse, müziğin kazancı da o kadar büyük…

    Kaynak: http://www.on5yirmi5.com/genc/content.aspx?c=21462

  2. Pakiz Bortecen said,

    Temmuz 14, 2013 at 19:34

    ARAŞTIRMALARINIZ VE BİLGİLENDİRMELERİNİZ İÇİN MÜTEŞEKKİRİM…

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.