‘Kabak’?

Bir Mücver Denemesi Dolayısıyla

 

 

Artık ne turfandası ne de son turfandası kaldı, her bir sebze, hatta meyva her zaman ve her yerde bulunuyor. Kocabakkallarda, manavda, pazarda… Allah’tan,  yok hormonluydu, yok GDO’luydu, yok organikti (bu ‘organik’ lafına da bozuluyorum ya, hadi neyse) deniyor da fiyatlar dizginleniyor. Şuydu buydu denmese de, bizim eve, eskilerden kalan bilgimiz uyarınca ‘mevsiminde’ olmayan sebze-meyva girmez.

 

*

Geçenlerde ben odada televizyonun karşısındayım, eşim mutfakta yemek işiyle uğraşıyor… Mücver yapıyormuş… Tavadan ilk çıkardıklarından birini çatala takıp getirdi, “Bil bakayım ne var içinde” dedi. Az buçuk çıkardım: karnabahar dışındakileri anladım; malzemeleri saymaya -tabii, elde bir ya-  “Kabak, …’ diye başladım. Bir yandan da, nasıl oldu da kabak aldı, diye hayret ediyorum… Malum, hormon kullanılan sera ürünleri içinde kabak başta geliyor. Hayır, kabak yokmuş: pırasa, karnabahar, havuç, patates vesaireyle yapmışmış… Dolayısıyla, tatbilirlik sınavından tam not alamadım. (Bu arada, Türk Dil Kurumu’nun Fransızcadan aldığımız ‘gurme’ için önerdiği ‘tatbilir’ sözcüğüne bayıldığımı söylemeden geçmeyeyim.)

 

Tatbilirlik sınavını şanıma yaraşır şekilde geçemedim, ama yine de bir haftadır üsteliyorum: bizim millete has ‘bir kereden bir şey olmaz’ kuralını kabağın hatırı için bir kere de biz delsek n’olur?! Mübarekler ne de sağlıklı görülüyorlar tezgâhlarda… “Hayır!” Delemedik.

 

*

‘Kabak’ diye kıvranırken kıvranırken, ilk gençlik günlerimden bir türkü gelmez mi aklıma… Kabağı da Boynuma Takarım* Sözleri pek hoş:

 

“Kabağı da boynuma takarım,
Hovardayı gözünden çakarım;
Senin de gibi çapkınları,
Aman pazarlarda satarım…

Aman linga linga lin kabak,
Haydi açılır badısabah;
Aman sen şeker ol ben kaymak,
Haydi yiyelim parmak parmak…

Aman odaları köşeli,
Haydi içi mermer döşeli;
Küçük hanım geliyor,
Aman eli billur şişeli…

Aman linga linga lin kabak,
Haydi açılır badısabah;
Aman sen şeker ol ben kaymak,
Haydi yiyelim parmak parmak…”

 

Bu türkünün kaynağının, araştırmacı ve yazar öğretmen rahmetli Cahit Öztelli olduğu belirtiliyor kayıtlarda. Yöresi Konya…

 

Ama bir şey var, türküdeki kabak, benim bildiğim o kabak değil. Bunu da, halk ozanı, yazar, derlemeci, yorumcu, besteci ve öğretmen Hamdi Tanses’in verdiği bilgilerden öğreniyorum:

 

Türküdeki ‘kabak’ sözcüğü ‘saz’ anlamına geliyor. Eskiden, saz yapımında bir çeşit süs kabağı da kullanılırmış; uygun boyuttaki kabak kurutulup baş tarafından dibe doğru ortadan ikiye biçilip bu yarım kabağa kapak ve sap eklendi mi, şimdiki bağlamalar gibi bir çeşit saz olurmuş. Bu saz, alt ve üst kısımlarından sağlam bir iple bağlanarak omza geçirilir, ayakta durarak çalınırmış. Bu tür saz yapma zamanla bizde yok olmuş; buna karşılık, İran’da âşıklar arasında sazını omzuna asarak çalanlar günümüzde de varmış. Ancak, bu sazlar artık kabak yerine ağaçtan yapılmaktaymış.

Bağlantıdaki ‘linga linga’ sözlerinin aslı, ‘dınga dınga’. Bu söz, bir şeyden ses çıkarmaya halk arasında ‘tıngırtı çıkarmak, tıngırdatmak, tıngıldatmak’ denmesinden geliyor. Bu sözcüklerin başlarındaki ‘t’ harflerinin ülkemizin pek çok yöresinde ‘d’ye dönüştüğü de dikkate alındığında, ‘dınga’ sözünün ‘çal’ demek olduğunu söylemek bence yanlış olmayacaktır.

Şunu da ekleyeyim, ‘dinga’ sözcüğü için de Tanses’in açıklamaları ile Türk Dil Kurumu’nun Güncel Türkçe Sözlüğünden yararlandım. 

*

Diyeceğim, ağız tadıyla bir mücver yemek için kabağın doğal mevsiminin gelmesini bekleyeceğim… Şurada ne kaldı?

 

 

İnal Karagözoğlu

Yarımca, 14 Mart 2011

 

 

_______________________________

* Bedia Akartürk söylüyor: Kabağı da Boynuma Takarım Aman » http://www.zapkolik.com/video/bedia-akarturk-kabagi-boynuma-takarim-konya-730898

 

© 2011 İK

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.