‘Danny Kaye ve New York Filarmoni Orkestrası’yla Bir Akşam’

Ve…  

 

  

Cem Yılmaz’ın geçen gün Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası’yla yaptığı konser gösterisinin öncü haberlerini önceleri günlerce her yerlerde ve defaatle gördüm, sonra bunları sadece dinlemeye almak durumunda kaldım; bu işler olurken de ister istemez hep Vatan gazetesi yazarı Can Ataklı’nın bir yazısını anımsadım. Ve İçimden “İlahi Can Bey” dedim her seferinde. Açıklayabilirim: Can Bey, geçen yılın 13 Şubatı’ndaki yazısının tepesinde “Cem Yılmaz, Danny Kaye gibi şov yapmalı” diyordu.

 

Niye böyle diyordu? Anlayabilmek için birkaç kez okudum:

 

“Dünyanın en ünlü komedi sanatçılarından Danny Kaye, bir dönem tıpkı Cem Yılmaz gibi büyük bir orkestrayı yönetmişti. Ancak Kaye’in şovu sadece bir konser için orkestrayı yönetmekten çok daha ileriydi ve çok önemli bir anlamı vardı.

Danny Kaye, New York Filarmoni Orkestrası ile çocuklara yönelik bir ‘klasik müzik’ şovu hazırlamıştı.

Amaç, çocukların klasik müzik hakkında bilgi sahibi olmaları ve bu müziği sevmelerini sağlamaktı.

Müthiş bir komedyen, sinema ve tiyatro sanatçısı olan Kaye, aynı zamanda şarkı da söylüyordu. Ama müzikle ilgisi bu kadardı. Buna karşın düzenlediği şovla klasik müziğin bütün özelliklerini çocukların anlayacağı bir dille ve kırıp geçiren esprilerle süsleyerek anlatıyordu.

Bu şovlar televizyonlarda da yayınlanıyordu ve bu sayede tüm dünyada milyonlarca çocuk klasik müzikle tanışmış ve bu müziğe ilgi duymaya başlamıştı.

Danny Kaye’in şovlarını ilk izlediğimden beri hayalimde hep bunun yerli versiyonunu yapmak gelirdi. Ama açıkçası Cem Yılmaz’ın şovuna kadar bunu yapabilecek kimse aklıma gelmemişti.

Cem Yılmaz hem olağanüstü sevilmesi hem de görüldüğü kadarıyla klasik müziğe yatkınlığı ile çocuklar için böyle bir şov hazırlayabilir. Bunun maddi desteğini sağlamaya istekli pek çok reklamveren de çıkar.

Bu şovlarla Cem Yılmaz hem klasik müziğin sihriyle çocukları tanıştırır hem de çok sesliliğin güzelliğini anlatır.

Sanıyorum böyle bir çalışma Cem Yılmaz'ın çok başarılı sanat hayatında çok önemli bir ‘kalite abidesi’ olur.

 

*
Klasik müzikle demokrasi nasıl anlatılır?

Cem Yılmaz’a Danny Kaye’in çocuklara klasik müziği anlatan ve sevdiren şovlarını önerirken, çok sesli müzikle demokrasinin daha iyi anlatılabileceğini düşünüyorum.

Ne yazık ki ülkemizdeki müzik kültürü ‘çok sesli’ müzikle pek bağdaşmıyor. Elbette Türk müziğinin değeri de tartışılmaz ama ‘çok sesli’ müziğin gerçek değerinin anlaşılması sanıyorum insanların ‘demokrasi’ konusundaki görüşlerini de daha sağlamlaştırabilir.

Bakın çok sesli müzikle demokrasiyi nasıl anlatabiliriz:

Bir senfoni orkestrası 95-110 sanatçı ve enstrümandan oluşur.

Bir senfoninin ana teması vardır. Zaman zaman tüm müzik aletleri aynı temayı seslendirir.

Ancak bir senfonide her enstrüman için aynı müzik yazılır.

Bu müzikler aslında ana temaya uygundur ama farklı seslerle icra edilir.

Senfoninin güzelliği nota olarak birbirinden farklı olan seslerin olağanüstü uyumudur.

Bir senfonide bütün sesleri kısıp sadece bir enstrümanın sesini duyarsanız, bu kulağa kötü gelebilir.

Sadece o sesi duyarsanız senfoninin kötü bir şey olduğunu zannedebilirsiniz.

Ve hemen her senfoni kreşendo denilen tüm enstrümanların seslerini giderek yükseltmesi ve finalde müthiş bir tempoya ulaşmaları ile sona erer.

İşte Cem Yılmaz bir klasik müzik programıyla demokrasiyi, çok sesliliği bu yolla anlatabilir.

Senfoninin ana teması, demokrasideki asgari ortak payda.

Senfonideki çok seslilik demokrasideki farklı fikirler.

Senfonideki çok sesliliğin olağanüstü uyumu, demokraside uzlaşma kültürü olarak çocuklara anlatılabilir.

Sadece bir tek sesin dinlenmesinin vereceği rahatsızlık ise demokrasi dışı yollara sapılarak baskıyla tek fikrin kabul ettirilmesi olarak tanımlanır.

Ve senfonilerin sonundaki kreşendo ise iktidarların seçimle değişmesi ve bu değişimdeki coşku olarak sunulabilir.”

*    *    *

Can Ataklı güzel şeyler söylemişti yazısında. Anlayabildiğime göre, Can Bey’in asıl niyeti demokrasiyi yüceltmek, bu arada memleketin durumuna dikkat çekmekti. Ancak, “Dünyanın en ünlü komedi sanatçılarından Danny Kaye, bir dönem tıpkı Cem Yılmaz gibi büyük bir orkestrayı yönetmişti” derken koca sanatçıyı ezmeseydi iyi olurdu. Danny Kaye bu işleri yaparken Cem Yılmaz’ın dünyaya gelmesine daha en az on yıl vardı… Bu arada, Klasik müzikle demokrasi nasıl anlatılır” deyip ‘demokrasinin çoksesli (‘çok sesli’ değil!) müzikle daha iyi anlatılabileceği’ görüşünü dile getirirken de Türk müziğini hor görmesi… Bu durumdan içim burkulmadı, desem yalan olur. Tabii bir de, kreşendoların yalnızca senfonilerin sonunda olduğunu sanması…

 

Can Bey değinmemiş ama bir de ‘siyasal kreşendolar’ var. Onları sabah akşam duymaktan gına geldi. Ne yapsak da şey etsek, bilmiyorum.

 

Şimdi de kendi başlığımın hakkını vermeye çalışayım:

 

Danny Kaye (1913-87), daha çok komedyen olarak bilinir. Oysa o çok yönlü bir sanatçı… Özellikle şarkı söylemede ve dansta da başarılı bir sanatçı olan bu Amerikalı sinema ve tiyatro oyuncusu, ’60’lı yılların başında, müzik okumadaki yeteneksizliğine karşın, şef Eugene Ormandy’nin isteğiyle ‘senfoni orkestrası yönetme’ gösterilerine başladı. Başta New York Filarmoni Orkestrası olmak üzere hayır kurumları yararına elliden çok orkestrayla çalışan Kaye, bu gösterilerde ortaya koyduğu başarı dolayısıyla Zubin Mehta ve Itzhak Perlman gibi ustalardan övgüler aldı.

 

Danny Kaye’in 23 Eylül1981 günü UNESCO yararına New York Filarmoni Orkestrası’yla yaptığı gösteri, ‘An Evening with Danny Kaye and the New York Philharmonic_Danny Kaye ve New York Filarmoni Orkestrası’yla Bir Akşam’ adıyla bir belgesel hâline getirildi. Gösteride Hintli orkestra şefi Zubin Mehta  da yer almıştı. Belgesel, 17 bölümlük canlı kayıttan oluşuyor.  

   

İnal Karagözoğlu
Yarımca, 12 Mart 2011

__________________

Belgeselin 1’inci bölümü olan görsel, YouTube’dan.





 

 © 2011 İK

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.