Benimkisi Devede Kulak

Lüks Bir Hobi

 

 

Geçenlerde kardeşimle konuşuyordum, söz bir yerlerden döndü, bir vakitler özel öğretmenliğini yaptığım eski bir öğrencimin 2012 Olimpiyatları’na hazırlanmak için yurtdışına gitmiş olduğuna geldi. Kardeşim konuya, “Biliyorsun, yıllardır at biniyor” diyerek girmişti. Annesi bu ayrılığa pek zor alışmaktaymış. Nereden baksan bir buçuk yıldan uzun bir ayrılık olacakmış…

 

Kardeşime bu eski öğrencimi kutladığımı, başarılar dilediğimi söyleyip, kendisinden, bu dileğimi ailesine iletmesini rica ettim. Tabii, bütün binicilerimize de başarılar diliyordum.

 

*

At binmek…

 

Eğer hâliniz vaktiniz çok iyi değilse at sporunun yanından bile geçemezsiniz. Meğerki bu spora yeteneğiniz olsun. Bu da yetmez, bir atçılık kulübüne kabul edilmelisiniz… Tabii, bu işe ayıracak çok geniş vaktiniz de olacak. Dağda-bayırda, ovalarda-yaylalarda at koşturmak eskidenmiş…

 

Şimdi? Millet şu gibi haberlerle oyalanıyor, hayal dünyalarında ‘rol model’leriyle birlikte at biniyor:

 

“Ünlü oyuncu, çekimlerden artan kalan zamanını at binerek geçiriyor, sette yaşadığı stresi at binerek atıyor. Haftada bir kere muhakkak at bindiğini söyleyen yakışıklı oyuncu, …”

 

“Yoğun çalışma saatleri sonrasında soluğu Maslak’taki Sipahi Ocağı Binicilik Kulübü’nde alan başarılı işkadını, bu spor sayesinde iş yaşamının stresini sıfırladığını söylüyor.”

 

“Fiziğiyle göz dolduran güzel oyuncu, at binmenin kendisine olan güvenini arttırdığını da vurguladı.”

 

“…ve daha nice zengin aileler, işinsanları, starlar at sevgileriyle tanınıyorlar. Atları olan ve binicilik sporuna büyük paralar harcayanlar için atlar neden bu kadar önemli? At binmek neler katıyor insanlara? Akıllara zarar bir düzen var binicilik sporunda. Mesela, aristokrat davranışlar içinde atla senkronize olmak… Bu az şey mi? İnsan, Köroğlu gibi hissediyor kendisini. İşinize daha konsantre olmanıza büyük katkısı var at binmenin. Engel atlamak, biniciye ne kadar da kendinden emin olma duygusu veriyor… Sonra, tertemiz kıyafetler, beyaz pantolonlar, papyonlar ve atın üzerinde asil bir duruş… Herkes at binmeli.”

 

*

Ve ‘at binmek’. Bu nasıl bir laftır? Oldum olası anlayamamışımdır. Bunu kardeşime de sordum: yanıtı, “böyle deniyor”dan öteye gitmedi.  

 

Ben de, madem atlı spor şeylerine şey edemiyorum, bari ‘at binme’ lafının üzerine gideyim, dedim. Atalarımız ne söylemiş? “Derdi olmayan insan kendisine dert ararmış” (böyle bir söz yok; kendi durumuma uyan bir şey uydurdum) ve böylecene ‘at binmek’ lafını dert edindim. Ne yapayım, benim lüksüm de bu; gerçi at binmek misali lüks hobilerin yanında devede kulak kalır, ama olsun, bu bana yeter.

 

İşe dilbilimsel bir bakışla yaklaşmak gerektiğini sezmekteydim. “Bu laf üzerine uzmanlar ne demişler” diyerekten başladım ulaşabildiğim kaynaklara bakmaya.

 

Bakarken bakarken Gazi Üniversitesi’nden Prof. Dr. İsmet Cemiloğlu’nun(1) doçentlik yıllarında yayımladığı ‘Nesne Kavramı Üzerine’ başlıklı araştırma yazısına da rastladım. Cemiloğlu, Türk dili alanında söz sahibi olan dört uzmanın(2) ‘nesne’ konusunda neler dediklerini aktarmış, bu konuya ilişkin kendi görüşlerini dile getirmiş.

 

Belli bir maddesi, hacmi, ağırlığı, rengi olan her türlü cansız varlığa tek kelimeyle kısaca ‘şey’ deriz ya, bunların bir adı da ‘nesne’. Bu sözcük felsefede ve dilbilgisinde de var: felsefede ‘öznenin dışında kalan her konu’ anlamına gelen bir kavramken, dilbilgisinde, ‘geçişli eylemi tümleyen yalın ya da belirtme durumunda bulunan tümleç’i anlatıyor.

 

Dilbilgisi dersi veriyor değilim, ama derdimi anlatabilmem için en azından şunları söylemem gerekmekte: Geçişli fiiller bir yapma anlatır; bu fiillerin hareketi bir şeye yönelir, onu etkiler; yani, geçişli fiiller ille de etkileyecek bir şey ister. Cümlede bu şeyi karşılayan öğeye (tümlece) ‘nesne’ deniyor. Nesne, yalnızca fiili geçişli olan cümlelerde bulunur. Yalın durumda olan nesneye ‘belirtisiz nesne’, belirtme durumunda, yani -i hâlinde olana da ‘belirtili nesne’ deniyor.

 

Ve işte benim kafamı karıştıran ‘at binme’ durumuna dair bir ışığı tam bu noktada görüyorum: Prof. Cemiloğlu, Banguoğlu’nun, “etkilenen varlığın adı söz içinde bazen de -e hâlinde bulunur” dediğini de belirtmiş yazısında. Banguoğlu’ndan bir de örnek vermiş: “Paraya kıymışsınız.” Anladığım, ‘para kazanmak’, ‘para harcamak’, ‘para bulmak’, ‘para kaybetmek’, ‘parayı düşürmek’, ‘parayı hak etmek’, ‘parayı savurmak’ vb. eylemlerde ‘para’ genel kurala göre nesnedir; ‘paraya kıymak’, ‘paraya acımak’, ‘paraya dokunmak’ vb. eylemlerde ise, ‘nesnenin tanımına uymuyor gibi’ olsa da ‘para’ burada da nesnedir. Kuraldışı bir durum.

 

Cemiloğlu, -benim pek işime yarayan bir bilgi olarak- fiillerin -e hâliyle de nesne alabileceği konusunda şunları yazmış:

 

«Gerçekten de nesne öznenin yaptığı işten etkilenen varlık olduğuna göre bugün dilimizde çift şekilleri bulunan “atı binmek veya at binmek” ayrıca “ata binmek” şekillerinden “at-a” kelimesini de nesne olarak kabul etmek gerekir.

 

Bugünkü Türk lehçelerinin bir kısmında “at-nı min-” şeklinde olan bu şeklin Türkiye Türkçesi yazı dilinde “at-a bin-” şekline gelmesi kanaatimizce bir analojidir (andırmadır, benzemedir). Zira, Türkiye Türkçesindeki fiiller üzerinde yapı bakımından yeterli çalışmalar bulunduğu halde, anlam açısından tatmin edici çalışmalar henüz yapılmış değildir. “Bin-” fiilini bu yönden değerlendirdiğimizde, “bulunduğumuz seviyeden, yerden yükselmek, yukarı çıkmak” anlamlarına geldiğini söyleyebiliriz. Dilimizde aynı anlamı ifade eden “çık-, uç-, zıpla-, yüksel-, tırman-, sıçra-” gibi fiiller yazı dilimizde kullanılırken yönelme hâli eki almış tamlayıcılar istemektedir (dağa çık-, havaya uç-, yukarıya zıpla-, göğe yüksel-, ağaca tırman-, göğe sıçra- gibi).

 

Bu bakımdan, “bin-” fiili de, anlamca aynı özelliği gösteren bahsettiğimiz fiillerin kullanılışlarına analojik olarak benzemiş ve “at bin-, atı bin-” şekilleri “ata bin-” şekline gelmiştir, kanaatindeyiz.»

 

Evet, Cemiloğlu’nun yazısı böyle… Ancak, yine de kafamda gezinen bir soru var: ‘at binmek’ sözü, askerlikteki “At bin!” komutunun sivil yaşama geçmesiyle yerleşmiş olamaz mı?

 

Türk dili konusundaki çalışmalarıyla tanınan Necmiye Alpay ise, 2005 yılında Radikal gazetesindeki ‘Dil Meseleleri’ adlı köşesinde, “‘Ata binmek’ ve ‘At binmek’. Hangisi doğru? Niçin? Atın dışındaki hayvanlar söz konusu olduğunda neden eşeğe binmek, deveye binmek vd. kullanılıyor? Niçin?” diye soran bir okuruna şu yanıtı vermiş:

 

«İkisi de “doğru”, kullanım alanları farklı. “At binmek” daha çok askerlikte, sözgelimi komut verirken kullanılan biçim. Atlarının yanında sıraya dizilmiş süvarilere atlarına binmeleri komutunu veren subay, “at bin!” diye bağırıyor, “ata bin!” diye değil.
Nedenini bilmiyorum. Bu tür farklılaşmalarda net bir neden saptamak çoğu kez olanaksıza yakın. Kökenbilim yönünden varsıl değiliz.»

 

Bense, dilci de asker de olmadığımdan konuya daha rahat yaklaşarak -çünkü sırtımda yumurta küfesi yok- şunu söylüyorum: Askerlikte komutlar kısa olmalı; örneğin, “Hazır ol!” değil de “Haz’r ol!” Üç hece yerine iki hece; hem de ‘haz-rol’ kalıbında…

 

Bir de şu var: köylerde, kasabalarda çok bulunmuşluğum var, ‘at binmek’ diye bir laf hiç duymadım oralarda. Tamam, ben duymamış olabilirim, ama şu “gelin ata binmiş, ya nasip demiş” sözü nereden çıkmış peki?

 

Bana kalırsa, ‘at binme’ lafı ahir zaman tatlı su Frengi(3) işi olsa gerek.

 

 

İnal Karagözoğlu

Yarımca, 6 Şubat 2011

 

 

 

________________________

(1) Gazi Eğitim Fakültesi Sosyal Alanlar Eğitimi Bölümü Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi.

 

(2) Üniversitelerde Türk dili hocalığı yapmış olan Doç. Dr. Tahsin Banguoğlu, Gazi Eğitin Enstitüsü’nün Türk dili ve edebiyatı öğretmenlerinden Hikmet Dizdaroğlu, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nün eski başkanlarından Türkolog ve yazar Prof. Dr. Muharrem Ergin, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde Türk dili hocalığı yapmış olan Prof. Dr. Vecihe Hatiboğlu. Bugün hayatta olmayan bu dilcilerimizden Banguoğlu, Dizdaroğlu ve Hatiboğlu, Türk Dil Kurumu’na emek verenlerden.

 

(3) tatlı su Frengi: Osmanlı döneminde İstanbul’a kalıcı olarak yerleşmiş ve yerli halkın bir parçası hâline gelmiş olan Avrupalılar’a verilen ad, Levanten.

 

 

© 2011 İK

 

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.