Ben de Hadise’nin Avukatıyım

Koca Alanda Bir Beyaz Lale… 

 

  

Olayların yoğunluğundan mıdır nedir, A Milli Futbol Takımımız’ın Amerika’nın New Jersey eyaletinde Harrison kasabasında Red Bull Arena stadında 22 Mayıs günü Çek takımıyla yaptığı karşılaşmadaki futboldışı bir güzelliğin canına okunma sırası ancak iki gün sonra geldi.

İlk işaret nereden verildi, bimiyorum, ama Kanaltürk televizyonunun ‘Son Kale’si muhteşemdi: bu spor izlencenin iki as vurucusu, (abecesel sırayla) Ahmet Çakar ile Reha Muhtar, karşılaşmada İstiklal Marşımızı okuyan Çerkez asıllı Belçikalı Türk şarkıcı Hadise’yi bir güzel benzettiler. Günlerden 24 Mayıs Pazartesi’ydi.

 

Ve daha niceleri… Bilen bilmeyen konuştu, yazdı. Allahtan, konuya yumuşak yaklaşanlar da vardı.

 

Koca alanın ortasında Millilerimiz’in önünde bir beyaz lale narinliğiyle tek başına dikilip anavatanının sesini duyurmaya çalışan Hadise’nin suçu neydi?

 

- İstiklal Marşımız gibi söz-müzik uyumsuzluğuna örnek gösterilecek bir yapıtı seslendirmeye kalkmak mı?

 

- Alanda en az on iki bin Türk’ün yer alacağını ve onların kendisine eşlik edeceklerini bilmemek mi?

 

- Teknik donanımdan yararlanmayı akıl etmemek mi?

 

- Kendisine çok güvenmek mi?

 

- Daha çok şey sayarım ama uzatmayayım, ve nihayet, geçen yılki Örovizyon’a hazırlanışı sırasında olsun yarışmadan sonra olsun neler yaşadığını unutmuş olmak mı?

 

*

Son Kale’de söylenenler tuhaf bir şekilde dengeli (!) şeylerdi: Ahmet Beyimiz, Hadise’nin yorumunu ‘fevkalade’ bulurken görüntüsü için -kıyafetini ayrı tutarak- özetle, “Fizik çok iyi değil, sıradan; kalça malça geniş; belli oranda tipi bozuk olmasına rağmen, sesi çok güzel, performansını mükemmel buldum” diyordu. Ona göre,  İstiklal Marşımız’ı ‘kalçası geniş, kurbağa gözlü bir kızımız’ yerine -bundan sonrasını, lafın gelişine uygun olarak ben tamamlıyorum- güzellik kraliçesi kalibresinde birisi okumalıydı. Reha Beyimiz ise, İstiklal Marşı’nı yorumlama özgürlüğü diye bir şey tanımıyor, ama Hadise kızımızın güzelliğine toz kondurmuyor ve tabii, ‘sevgili’ izlence ortağının onu tanımlarken kullandığı sözleri ‘şiddetle’ kınıyordu.

 

Şekilde görüleceği gibi, söylenenler, izlencenin Hadise’ye ayrılan bölümünü tuhaf bir şekilde dengeli (!) kılıyordu: izlence ortaklarının biri Hadise’yi ‘Hadise’ olarak beğenmiyor ama ortaya koyduğu işi beğeniyordu, öbürü de Hadise’yi ‘Hadise’ olarak beğeniyor ama ortaya koyduğu işi beğenmiyordu… 

 

Müzikçilerimizden örnek vereyim:

 

- Attila Özdemiroğlu, Hadise’nin kendi şarkılarında da perde yitirdiğini dile getiriyordu. 

 

- Cahit Berkay, eleştrilerde belden aşağı vurmanın haksızlık olduğunu, yaptığı kaydırmaların ölümcül olmadığını söylüyordu. Bir de sorusu vardı: “Yetmiş yedi milyondan operacıları çıkarırsak kaç kişi orada solo olarak bu marşı söyleyebilir ki?”

 

- Garo Mafyan, Hadise’nin yorumu karşısında yorumsuz kalıyordu.

 

- Sinan Akçıl, Hadise’yi olumsuz yönde eleştirenlerin hiçbir şey üretmeyip sürekli konuşan kişiler olduğunu belirtiyor ve “‘Hadise çocuk gibi okumuş’ diyorlar; bu ülkede İstiklal Marşı’nı en güzel çocuklar okur. Hadise’nin arkasındayım. O zaman bana da ‘kepaze’ mi diyecekler” diye soruyordu.

 

Şarkı sözü yazarı, radyo ve televizyon müzik izlencesi yapımcısı ve sunucusu Sezen Cumhur Önal’ın Hadise’nin İstiklal Marşı söylemesine tepkisi, “Dünyanın hiçbir ülkesinde böyle bir kepazelik olmaz” tümcesiyle özetlenmişti. Radyo ve televizyon müzik izlencesi yapımcılığı ve sunuculuğu alanından İzzet Öz ise, ilkokul çocuklarının da böyle söylediğini belirttikten sonra, “Bir topluluk olarak bir araya geldiğimizde bile her kafadan bir ses çıkar” diyordu.

 

Şimdi de bir haberin altında yer alan yorumlardan birkaç örnek:

 

“senin gibi türk kızı olmaz olsun mehmet akif’in kemiklerini sızlattın.amarikalı olmayamı özendin. madem söyleyecektin çıkıp bir türk kızı gibi söyleseydin ya zaten geçen yıl dansöz kıyafetinle bizi erovizyondada rezil ettin.türkiye’yi türk’leri temsil edeceksen türk kızı gibi davran.”

 

“hadise resmen etmiş marşımızın içine….yazıklar olsun o mikrofonu onun eline verene..böyle rezillik olmaz…koskoca bir ‘yuuhhh…!!! ’ çekiyorum…onu oraya çıkaranı da şiddetle kınıyorum…allah sizi bildiği gibi yaps”

 

“çok güzel olduğunu söyleyememekle beraber iğrenç ve berbat olduğunu çok rahat bir sekılde söyleyebilirim…orada atatürk olsaydı stadı terk ederdi eminim…”

 

“Bence hadise istiklal marşına ayrı bir hava katarak daha da güzel bir şekil vermiş beğenmediğimi söyleyemem… fakat biraz detone..”

 

“ilk önce türkçe okumayı ve konuşmayaı öğrenmeli bence”

  

“muzıkten anlarım. (…)  hadıse cok guzel seslendırdı marsı. (…) pop sarkıcısı gıbı yorumladı marsı dogal olarak. opera sanatcısı olsa belcanto soylerdı. ayrıca kesınlıkle detone olmadı. sadece bazen sesı yetmedi o kadar.”

  

“ya bu memlekette biri yürekten bir iş yapmaya kalksa fesat çetesi derhal ortalığı karıştırmak için görev başı yapıyor. hadise istiklal marşımızı okudu efendiler ha yanlış mı okudu bu ülkede marşımızı doğru okuyacak kaç kişi bulabilirsiniz acaba? bırakalım böyle süfli işlerle uğraşmayı…”

 

“hadise her teklife olur deme alışkanlığını bırakmalı.her çağırılan yere gitme alışkanlığınıda.arada dinlenip kendisini yenilemeli.bu gidişle çabuk tükenecek.ve daha yolun başında üstelik.eurovisionla zaten harcandığını düşünüyorum.zamansızdı hadise için.gereksiz bir riskti.dinlenmeli ve yenilenmeli.”

 

*

Öğretmenlik hayatımda çok emek verdiğim işlerin başında İstiklal Marşımız’ı doğru söyletebilmek gelir. Başarabildim mi? Gönül rahatlığıyla “Evet” diyebilirim. İlkokul öğretmeniydim; ama müzik öğretmeni olmayan ortaokullarda da müzik derslerine girdiğim çok oldu.

 

İstiklal Marşımız, sözleri ile müziği ayrılmaz bir bütündür, ama söz-müzik uyumsuzluğuna örnek gösterilecek bir yapıttır da; dolayısıyla, öğretilmesi – öğrenilmesi de söylemesi – söyletilmesi de zor bir yapıttır. İstiklal Marşımız’ın bugünkü müziği 1930 yılında yürürlüğe kondu. Ancak, bu bestenin sahibi Osman Zeki Bey’in (Üngör), onu, başka bir söz üzerine yaptığı biliniyor. Bu bilgi, Üngör’ün yakın dostlarından Cemal Reşit Rey tarafında bir röportajda dile getirilmiştir. Marş’ta yer yer görülen söz-müzik uyumsuzlukları (prozodi hataları) işte bu yüzden ortaya çıkmıştır. İki örnek vereyim:

 

- “Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak” dizesindeki ‘şafaklarda’ sözcüğünün ‘şafak-’ bölümü bir müzik cümlesinin sonunda seslendirilirken ‘-larda’ bölümü izleyen müzik cümlesinin başında seslendirilmektedir.

 

- “Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak. / O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak!” dizelerindeki durum daha da vahim: ilk dizede ‘son’ sözcüğüne ulanan ‘ocak’ sözcüğünün ‘-k’ bölümü ikinci dizenin başındaki ‘o’ sözcüğüne ulanıp ‘benim’ sözcüğünün ‘be-’ bölümüyle birleşerek ‘-kobe-’ diye sözcük benzeri anlamsız bir şey oluşturuyor, bu da yetmiyor, bu anlamsız şey bir müzik cümlesinin sonunda seslendirilirken, ‘benim’ sözcüğünün ‘-nim’ bölümü de izleyen müzik cümlesinin başında seslendiriliyor.

 

Bütün bu olumsuzlukların nedeni, müziğin söz üzerine yazılmamış olması. Ben hep şaşıp şaşıp kalmışımdır bu iş nasıl olabilmiştir, diye. Şimdi bir uygulama var: birisi bir müzik yazıyor, birisi de -bazen de birileri- ona söz uyduruyor; bu yöntem İstiklal Marşı’ndaki durumdan herhalde daha kolaydır; ama bu da yanlış bir şey bana göre… Sözlü müzik yapıtlarında esin kaynağı söz olmalı.

 

*

‘Red Bull Arena’da İstiklal Marşı’ olayı üzerinde çalışırken İzzet Öz’ün “Bir topluluk olarak bir araya geldiğimizde bile her kafadan bir ses çıkar” sözleri, derinlerde yatan bir anımı canlandırır gibi olduydu. Ancak, anının küllerini tam olarak silemiyordum; şöyle bir şey:

İleri Türk Musikisi Konservatuvarı Derneği’nde öğrencisi olma onuruna eriştiğim hocam Laika Karabey ya bu derneğin yayın organı Musiki Mecmuası’nda yazmıştı ya bir münasebetle anlatmıştı ya da her ikisi de, aklımdaki silik ize göre, topluca gidilen bir yurtdışı gezisinden dönüşte, sanıyorum gemileri limandan ayrılırken, bakmışlar her ulustan gruplar kendi müziklerinden örnekler veriyor, onlar da bir şey söylemek istemişler ama nafile, bir türlü bir parçada buluşamamışlar; “ne yapalım ne edelim” derken akıllarına, Buhirizade Mustafa Itri Efendi’nin saltanatlı segâh tekbirini¹ -ya da buna benzer dini müziğimizden bir parçayı- söylemek gelmiş.

Olayın böyle olduğundan emin olamadığımdan, İleri Türk Musikisi Konservatuvarı Derneği’nin bugünkü hocalarından koro yöneticisi Çetin Körükçü’yü aradım, bu anlattığım olayı duyup duymadığını sordum. Sayın Körükçü’nün bildiğine göre de, “Nar gibi domatesle beyaz peynir” diye başlayan bir çocuk şarkısını söylemişlermiş².

 

Düşünüyorum da, bu 30 Mayıs günü memleketten rastgele bir kafile oluşturup “Hadi bir şarkı söyleyin” desek, anında fasulyeden³ bir şey çıkar ortaya… Ooohh!…

 

*

İşte durum, hâl ve vaziyet bu merkezde…

 

Peki bu işe Hadise ne diyor?

 

“Karşılık beklemeden ülkeme hizmet ettim. Bunun adı kepazelik ise, evet kepazeyim.”

 

Son olarak, işi noktalamazdan önce bana pek dokunan bir şeyi belirteyim: İstiklal Marşı’nın ikinci dörtlüğününde yapılan büyük yanlışlığa Hadise de düştü: “Kahraman ırkıma bir gül… ne bu şiddet bu celal” dizesindeki ‘gül’ü ‘gün’ yaptı, ‘ne’yi de ‘-de’ ekine dönüştürüp ‘günde’ diye bir laf seslendirdi*. Bu durumu da ‘her şeyleri bilenlerimiz’den hiçbiri dile getirmedi; bana pek dokunan da işin işte bu kısmıdır.

 

Mangalda kül bırakmamak kolay…

 

 

İnal Karagözoğlu

Yarımca, 30 Mayıs 2010

 

 

______________________

¹ Allahü ekber Allahü ekber la ilahe illallahü vallahü ekber Allahü ekber ve lillâhi’l-hamd. 

² Nar gibi domatesle beyaz peynir / Bir parça ekmekle beraber yenir / Gel onu seninle yiyelim / Derhal düzelir keyfin neşen gelir / Her zaman insan istediğini bulmaz / Bazen az yemekle renginiz solmaz / Gel onu seninle yiyelim / Derhal düzelir keyfin neşen gelir.

³ Bu fasulye yedi buçuk lira / Hem kaynasın hem oynasın / Yandan Halimem yandan seviyom seni candan / seviyosan candan boşan gel kocandan / …
 

Not: Bu yazı daha önce 30.5.2010 tarihinde yayımlanmıştı. İlgilik’in sunucusunda 27 Ocak 2011 tarihinde meydana gelen aksaklık sonucunda silinmiş olan yazı yeniden eklendi. İK

 

 

© 2011 İK

© 2010 ilgilik

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.