Anayasa’da Değişiklik Konuşulurken…

En Azından Neleri Bilmek Gerekiyor?

 

 

PTT’nin adı var da kendi yok gibi: gönderiler az biraz (!) geç ulaşıyor sahiplerine… Hoş, özel taşıyıcılık kuruluşları da bir âlem oldu ya… Her neyse… Dün, üst çapraz komşum, benim Çağdaş Türk Dili dergisini apartmanın girişinde yerlerde sürünürken bulmuş, getirip verdi. PTT dağıtıcıları artık getirdiklerini kapı aralıklarından sallayıp gidiyorlar. Özelleştirme sürecinin nimetleri bunlar… Hesap soracak yer de bulamazsın kolayına.

 

Dergi’yi okuyorum… ‘Dil Derneği’ imzalı yazı, “Dile Kolay, Tam 23 Yıl…” diyor. Dernek yirmi üçüncü yılını bu ayın 22’sinde dolduracak; yazıda, bu yıldönümü bağlamında, Türk Dil Kurumu ile Türk Tarih Kurumu’nun nasıl birer devlet dairesine dönüştürüldüğüne de değinilmiş. Ve bu Nisan 2010 sayısı bir özel sayı olarak hazırlanmış: Dil Derneği ile Ankara Üniversitesi geçen yıl Ekim ayında ‘Ulusal Birlik İçin Türkçe’ adlı bir kurultay düzenlemişti; bu sayıda işte bu etkinlikte sunulan bildirilerden bir demete yer verilmiş.

 

*

‘Dile Kolay, Tam 23 Yıl…’ın ilk cümlesi aklıma güncel bir girişimi getiriyor. 12 Eylül hukukuna el atmayı da vaat eden anayasada değişiklik paketini… Cümle şu:

 

“Atatürk’ün eliyle kurduğu, laik cumhuriyetimizle birlikte sonsuza dek yaşamaları için kalıtından pay ayırdığı Türk Tarih ve Dil Kurumları, Danışma Meclisinden paldır küldür çıkartılan bir yasayla kapatıldı. Tarih, 17 Ağustos 1983…”

 

Ve 12 Eylül’e kafa tutan anayasada değişiklik paketinin, Türk Tarih ve Dil Kurumlarını aslına döndürmek gibi bir derdi olmadığının farkına varıyorum. Geç kalmış bir farkındalık… Kendimden utanıyorum.

 

Yazı biter bitmez, Anayasamızın ilgili maddesine bakmak şart oluyor.

 

Anayasamızın 3’üncü kısım (Cumhuriyetin Temel Organları), 2’nci bölüm (Yürütme), IV’üncü anabaşlık (İdare), G başlığı (Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu) altında yer alan 134’üncü maddesini okuyorum:

 

“Atatürkçü düşünceyi, Atatürk ilke ve inkılâplarını, Türk kültürünü, Türk tarihini ve Türk dilini bilimsel yoldan araştırmak, tanıtmak ve yaymak ve yayınlar yapmak amacıyla; Atatürk’ün manevî himayelerinde, Cumhurbaşkanının gözetim ve desteğinde, Başbakanlığa bağlı; Atatürk Araştırma Merkezi, Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu ve Atatürk Kültür Merkezinden oluşan, kamu tüzelkişiliğine sahip ‘Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu’ kurulur.

 

Türk Dil Kurumu ile Türk Tarih Kurumu için Atatürk’ün vasiyetnamesinde belirtilen malî menfaatler saklı olup kendilerine tahsis edilir.

 

Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun; kuruluşu, organları, çalışma usulleri ve özlük işleri ile kuruluşuna dahil kurumlar üzerindeki yetkileri kanunla düzenlenir.”

 

Bilgimi tazeleyip aklım ‘paket’te, Dernek Başkanı Sevgi Özel’in o Kurultay’ı açış konuşmasına geçiyorum. Özel’in konuşma metnini daha önce Derneğin genelağdaki yerinden de okumuştum, ama bu kez, bu yazıda da -yine anayasada değişiklik paketi dolayısıyla- şu cümleler dikkatimi çekiyor: 

 

“Abecemize, dilimize karışan, Atatürkçü düşüncenin, Atatürk’ün adının, ilkelerinin her yerden silinmesini öğütleyen Avrupalı, Avrupa’da yaşadığı ülkenin yurttaşı olan Türklere Türkçenin öğretilmesi için hangi olanakları tanıyor? Türkçe birçok Avrupa ülkesinde neden yardımcı dil olmaktan bile çıkarılıyor? Örneğin Almanya’da adı Yaşar, Doğan, Türkân, Çağdaş olan Türkler ‘ç, ş, ğ’yi ne zaman kullanabilecekler? Abecemize ‘w, q, x’i öneren Avrupalı, kendi abecesine ‘ç, ş’yi alsa, tek tuşla zaman kazanmaz mı?”

 

Neden dikkatimi çekiyor? Şundan: Anayasamızı yazanlar, madde başlıklarını harflendirirken ç, ğ, ı harflerini kullanmamışlar. Harflendirme işi ş’ye kadar gitse, onu da kullanmamış olacakları kesin… Sayın Özel de tutmuş, örneğin Almanya’da, adında  ç, ş, ğ  harfleri olan Türklerin bunları ne zaman kullanabileceklerini soruyor…

 

*

Ortalık günlerdir toz duman… Ne o, Anayasa’da değişikliğe kalkıldı. Bu girişimi, ‘yeterince demokratik olmayan kurulu düzeni AB ölçütlerine uygun hâle getirmek’ diye tanımlayanlar, milleti buna inandırmak isteyenler var; bu takıma karşı da, bunu, ‘kurulu düzen’e karşı bir ‘kalkışma’ diye algılayanlar var, öyle algılanmasını isteyenler var. Ve daha başka şeye yoranlar da…

 

Ben durumu böyle algılıyorum. Algılamam bu olunca da, kendimi bir dizi ‘soru-yanıt’ ikilisi içinde buluyorum:

 

S: Halihazırdaki Anayasamız’ın mayası nereden?

Y: 12 Eylül’den.

S: 12 Eylül’ü nasıl bilirsin?

Y: ‘Hayır’ dediğimi bilirim.

S: 12 Eylül’ün ürünü olan ’82 Anayasası’nı kim(ler) yapmıştı?

Y: 12 Eylülcüler.

S: Nasıl?

Y: Adı ‘Kurucu Meclis’ olan bir ‘meclis’ marifetiyle.

S: Bu meclisin oluşumunu kim belirlemişti?

Y: 12 Eylülcüler.

S: Bu meclis kimlerden oluşuyordu?

Y: Milli Güvenlik Konseyi ile Danışma Meclisi’nden.

S: Milli Güvenlik Konseyi kimlerden oluşuyordu?

Y: 12 Eylülcü beş generalden.

S: Bu beş kişi kimlerdi?

Y: Dönemin Genelkurmay Başkanı, Kara Kuvvetleri Komutanı, Hava Kuvvetleri Komutanı, Deniz Kuvvetleri Komutanı, Jandarma Genel Komutanı.

S: Danışma Meclisi kimlerden oluşuyordu?

Y: Milli Güvenlik Konseyi’nin doğrudan ‘atadığı’ 40 kişi ile valilerin önerdiği adaylar arasından ‘atadığı’ 120 kişiden.

S: 12 Eylül Anayasası’nın halkoyuna sunulma süreci nasıl işledi?

Y: Danışma Meclisi’nden 15 üyeden oluşan Anayasa Komisyonu bir anayasa taslağı hazırladı; bu taslak Danışma Meclisi’nde son şeklini alarak ‘Anayasa Tasarısı’ adıyla Milli Güvenlik Konseyi’ne sunuldu; bu tasarı, Milli Güvenlik Konseyi’nde en son şeklini alıp halkoyuna sunulmak üzere Resmi Gazete’de yayımlandı; ardından da 7 Kasım 1982 tarihinde yapılan halkoylamasında % 91,37 ‘evet’ oyuyla kabul edildi. Yasa numarası 2709, 17863 mükerrer sayılı Resmi Gazete’de yayım tarihi 9 Kasım 1982.

S: Bu durumda?!

Y: Pek çok değişiklikler görmesine karşın bu anayasa yeterince demokratik değil.

S: Öyleyse?

Y: Bana göre, daha nice değişikliklere gidilmesi, o da yetmez, yeniden bir anayasa yapılması gerekiyor. Pek çok kişi de böyle düşünüyor…

S: Nasıl bir anayasa?

Y: En azından ’82 Anayasası’nın özelliklerini taşımayan bir anayasa.

S: ’82 Anayasası’nın özellikleri?

Y: Her bir şeyi ayrıntılı olarak düzenler; katıdır, serttir, yasakçıdır; katılmacılığı kısıtlar; yürütmeyi -özellikle de cumhurbaşkanı ile başbakanı- gereğinden çok güçlü kılar.

. . . . . . . . . .

S: Öyleyse?

Y: Bu anayasa toptan kaldırılıp yerine kurucu iradenin ışığında toplumsal bir sözleşme’ niteliğinde çağcıl bir belge konmalı.

 

*

Nasıl olacak bu iş? Ortaya yeni bir toplumsal sözleşme koymanın yolu araştırılarak… Başta hukukçularımız ile milletin vekilleri, bu ülkenin bütün kurumları, kuruluşları, düşünenleri ne yapıp edip bu işin bir yolunu bulmalı.  

 

 

İnal Karagözoğlu

Yarımca, 11 Nisan 2010

 

 

____________

Yazıdaki soru-yanıt bölümünü hazırlamada, Prof. Dr. Kemal Gözler'in 'Türk Anayasa Hukuku Dersleri' adlı kitabından yararlandım. İK

 

© 2010 İK 

 

 kısa ara çizgisi

 

Güncel:  Benim Oyum da … Bütün Mesele…Anayasa Değişikliği Paketi’nin DiliAnayasa: Temel KuruluşHalkoylaması Nedir Ne Değildir?

 

Açıklama: Sayfaların altında ‘Benzer Yazılar’ başlığıyla verilen bağlantılar, sistemin, o sayfada yer alan metinde geçen sözcükler bakımından kurduğu sayımlamalı bağa dayanmaktadır.

 

Öneri: Duyurular sayfası.

 

 

senaryo

 

1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 | 12 | 13 | 14 | 15 | 16 | 17 | 18 | 19 | 20 | 21 | 22 | 23 | 24 | 25 | 26 | 27 | 28 | 29 | 30 | 31

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.