Senaryo -28-

 

s e n a r y o

ya da bir sevdayı resmetmek

 

bir anlatı denemesi

 

 

inal karagözoğlu

 

 

-28-

 

Sinemada

 

f i l m

 

27 | 26 | 25 | 24 | 23 | 22 | 21 | 20 | 19 | 18 | 17 | 16 | 15 | 14 | 13 | 11 | 12 | 10 | 9 | 8 | 7 | 6 | 5 | 4 | 3 | 2 | 1

 

Yer ve güne dönüş.

YARIMCA. YAŞLI ADAM’IN EVİ. İÇ. GECE. KIŞ. AYNI GÜN.

Yaşlı Adam’ın dışarıdan gittikçe uzaklaşan görüntüsü.

Dışarıdaki kar yağışı yoğunlaşmıştır. Yaşlı Adam, pencereden ayrılıp masanın üzerindeki notlarına döner, gözlüğünü çıkarıp bir şeyler yazmaya başlar.

YAŞLI ADAM’IN EVİ. İÇ. ERTESİ SABAH.

Yaşlı Adam kahvaltı masasının son hazırlığını yapmaktadır. Yüzünden fiziksel bir acı çektiği anlaşılan Yaşlı Kadın, elinde içerisinde sigara börekleri olan bir kayık tabak, güçlükle yürüyerek aksak adımlarla masaya doğru gelmektedir.

Dışarıda kar yağmakta.

YAŞLI ADAM (kızmış gibi): Yahu, otursana, ben yapıyorum işte..

Yaşlı Kadın yanıt vermez, elindeki tabağı masaya bırakıp mutfağın işlik tarafına yönelir. Yaşlı Adam atılır, Yaşlı Kadın’ı yolundan çevirip omuzlarından tutarak masaya doğru yürütür, sandalyesine oturtur.

YAŞLI ADAM: Tamaaam. Otur… (gider televizyonu açar) Sen hele şu Meliken’e takıl bir bakalım¹… … (mutfağın iç bölümüne yönelirken) ‘Ece’ oradaysa ‘melike’ de burada². Çayın da geliyor… (içeriden) Oh… Daha ne istiyorsun yahu!?..  

YAŞLI KADIN: Hayatım, kıyamıyorum sana… Hem biraz hafifledi ağrısı…

YAŞLI ADAM (elinde çaylarla gelirken): Otursan daha çabuk iyileşeceksin ya… Laf dinlemiyorsun… İyileş ki ben de işime bakayım. (çayları masaya bırakır, pencereye gider; kar yağışını seyrederken) Arayı soğutmamak lazım… Bakarsın başka birisiyle anlaşıvermişler.  

……….

Yaşlı Adam ve Yaşlı Kadın kahvaltı yapmaya başlamışlardır. Yaşlı Adam iştahla ve çabuk çabuk yemekte, Yaşlı Kadın önündeki tabakla oyalanmaktadır.

YAŞLI KADIN (karşı çıkarak): Hiç öyle şey olur mu? Kaç senedir tek başına koşuşturup duruyorsun. Bir gün bile izin aldın mı? Yooo… Öyle pat diye adam değiştirmezler, utanırlar… (ara sıra TV’yi izlemektedir)

YAŞLI ADAM (acı acı gülümseyerek): Sen hâlâ elli sene geride yaşıyorsun. Millet değişti güzelim. Kimse kimsenin gözünün yaşına bakmıyor bu devirde. O eskidenmiş… Nerede bulacaksın Kâzım Rüştü Bey’leri, Hamdi Bey’leri, Cemali Bey’leri…

YAŞLI KADIN (hayallere dalmış gibidir): Ali Abi’leri… Nerde güzel bir Türk filmi oynuyor, bizim kızlar izin alıp alıp o sinemalara giderdik. Bazen çok sık oluyor diye izin istemeye utanırdık da, şayet film çok güzelse rahmetli Ali Abi kendiliğinden gönderirdi. Bir defasında, “Kızlar, Zeki Müren kaçıyor ha!.. Son haftaya başlamış. Söylemedin demeyin” dediydi de Son Beste’yi öyle görebildiydik…

YAŞLI ADAM (tatlı tatlı gülümsemeye başlamıştır): Hele ki Ahmet Bey’i, Sadri Bey’i… (bir an için dalar, sonra gülmeye başlar) Sadri Bey deyince, … (gülmesini sürdürerek) Rüzgâr Gibi Geçti’nin ilk günü, başımıza gelmedik kalmamıştı. Sinema açılalı az bir zaman geçmişti… Büyük Sinema… Ben yeni girmiştim…

YAŞLI KADIN (iyice hayale dalmış, o günleri yaşıyor gibidir): Hayır!.. O filmi oynattığımız zaman sen geleli bir seneden çok olmuştu… Hayatım, artık karıştırır oldun hadiseleri. (gülerek) Kocadın mı ne!?..

YAŞLI ADAM (sinirlenir gibi): Yani?! Bunadım mı ben? Onu mu diyorsun? Asıl sen kendine bak. İlaçlarının vaktini hatırlatan kim? İçtin mi Leylacım? “İçtim.” Nah içtin. Hep ben hatırlatıyorum.

YAŞLI KADIN (sevecenlikle): O başka hayatım… (Yaşlı Adam’ın elini tutarak konuyu değiştirir) Bir genç kız, sevdiği adamla ilk öpüştüğü günü nasıl unutur? O gün yukarıda?.. … Neler olmuştu ha!?.. Hatırlamıyorsun değil mi? Ah siz erkekler… Siz yok musunuz siz…

YAŞLI ADAM: Siz kadınların da baş lafı budur (taklit ederek): “Ah siz erkekler… Siz yok musunuz siz…” (durup düşünür) Demek ilk o gündü ha?

YAŞLI KADIN (kesin bir dille): Madam Anna’nın çorbasını içtiğimiz akşam… Hatırlamam mı!?.. 

YAŞLI ADAM (hatırlamazdan gelerek): Bana, o zamanlar senlen (seninle) daha başlamamıştık gibi geliyor, ama her neyse, geçmiş gün, senin dediğin olsun, elli birde miydi yani?

YAŞLI KADIN (gülümser, kesin bir dille ve üstünlük kazanmış olmanın verdiği övünçle): Ocak.

YAŞLI ADAM (hayretle karışık bir kıskanmayla): Gününü de söyle bari!..

YAŞLI KADIN (artan bir övünçle): On altı… Salı.

YAŞLI ADAM (hayreti iyice artmıştır): Pes Leyla… Olur da bu kadar olur… (bir an düşünür) Diyeceğimi de unutturdun.

YAŞLI KADIN (büyük bir dinginlikle): “Rüzgâr Gibi Geçti’nin ilk günü, başımıza gelmedik kalmamıştı” diyordun. (gülerek) Söyleyince kızıyorsun, kocadın artık kocadın! Kabul et.

YAŞLI ADAM (aldırmazlıkla): Sadri Bey’i ne vakit yad etsem aklıma gelir: Koskoca sinema müdürü evine kaçtıydı…

YAŞLI KADIN (bilmezden gelerek): Niye ki?

YAŞLI ADAM (Yaşlı Kadın’ın bilmezden geldiğini anlar, ama anlamamış gibi davranarak sevinmiş görünür): Hah gördün mü? Sen de hadiseyi hatırlamıyorsun… Büttün (bütün) Ankara çalkalandıydı…

YAŞLI KADIN (oyununu sürdürür): E anlat bakayım, belki hatırlarım.

YAŞLI ADAM (üstünlüğü ele geçirmişçesine sevinçle): Bu Rüzgâr Gibi Geçti dört saate yakın bir filmdi. Hiç ara mara vermeden… Sadri Bey tutmuş, seansları üç buçuk saat üzerinden yapmış… Gazetelere de vermiş tabii. Bir de ilk matinede elektrikler kesildi mi sana… Allaaaah (Allah)! Kıyametler koptu: Büttün (bütün) matineler birbirine girdi… … Bir yığın cam-çerçeve kırıldıydı. İtiş kakıştan… İçeridekiler dışarıya çıkamıyor, dışarıdakiler içeriye giremiyor… Nasıl bir izdiham… Anlatamam… (susar; düşünüyor gibidir)

YAŞLI KADIN (oyununu sürdürmektedir): Ben o gün izinliydim herhalde ki, aklımda pek yer etmemiş… Eee?

YAŞLI ADAM (yeni anlamış gibi atılır): Anlaşıldı: sen benimle dalga geçiyorsun. Hani ilk öpüştüğümüz gündü?! “Bir genç kız, sevdiği adamla ilk öpüştüğü günü nasıl unuturmuş?” Kadın milleti değil mi? Ulan, ben de salak gibi inandım. Nasıl da kandırmasını bilirsiniz adamı!?..

YAŞLI KADIN (ciddi bir tavırla): Sen anlatmıştın ya… Hatırlamıyor musun? (bir an susup cilveyle) Hadi hayatım, anlat.

Yaşlı Adam ve Yaşlı Kadın, birbirlerinin oyununun ayırdında değiller görünmektedirler.

YAŞLI ADAM (anlatmasını kaldığı yerden sürdürür): Millete, kusura bakmayın, bir yanlışlık olmuş, deyip bir sonraki seansı iptal ettik, paralarını iade edip biletlerini de bir hafta sonrası için damgaladık. İsterseniz başka bir günle de değiştirebilirsiniz, dedik. Ben tuttum, seansları dört buçuk saat üzerinden yaptım, bir de yazı yazdım kapılara falan. Hemen gazetelerdeki ilanı da değiştirttik…

Yaşlı Kadın gülmemeye çalışmaktadır.

YAŞLI ADAM (Yaşlı Kadın’ın durumunu anlamıyormuş görünmektedir; sözlerini sürdürür) Epeyi zarara girmişti Kâzım Rüştü Beyler. Neyse ki, dolu dolu üç hafta oynadıydık… Çok rağbet görmüştü film. Başka yere bağlanmamış olsaydı bir üç hafta daha giderdi. (gülerek kalkıp Yaşlı Kadın’ın yanına gelir) Sen ordaydın ordaaa (orada)!.. (Yaşlı Kadın’a sarılır, onu öpmeye başlar) Biliyordum … (sözlerini tamamlayamaz)

Yaşlı Kadın da artık oyunu bırakmış, Yaşlı Adam’ı öperek gülmeye başlamıştır.

YAŞLI ADAM (gülerek ve Yaşlı Kadın’ı öperek sözlerini sürdürmeye çalışır): Biliyordum numara yaptığını… Beni konuşturmak için numara yaptığını en başta anlamıştım.

……….

Yaşlı Adam, boş çay bardağı elinde, Yaşlı Kadın’ın dolu duran tabağına ve çok azı içilmiş çayına bakarak yerinden kalkmaktadır.

YAŞLI ADAM (Yaşlı Kadın’ın tabağındakileri işaret ederek): Neden yemiyorsun? Çayın da soğudu… (çaya uzanarak) Tazeleyeyim…

YAŞLI KADIN: Sonra içeceğim, benim için erken… … Seni yalnız bırakmamak için oturdum. (saate bakar) Sen geç kalmıyor musun?

YAŞLI ADAM: Daha vakit var. Telefon edip kapıdan alacak. (mutfağın tezgâhlı bölümüne gider)

YAŞLI ADAM (dıştan): Ya bu herifte akıl yok ya ben bir şey bilmiyorum. Yahu, bu devirde kaç kişi sinemaya gider ki Yarımca gibi bir yerde!?.. Adamın parası var ya, tutturmuş sinema açacağım diye… (konuşarak içeriye gelmektedir) Babacım, yüz kişi zor topluyorlar İstanbul’larda bile… Sen diyorsun, bilmem kaç yüz kişilik yazlık açacağım… (yerine geçer) Şöyle iş yaparmış, böyle iş yaparmış… Yeri var ya, her şey tamam zannediyor.

YAŞLI KADIN: Nerede bu yer?

YAŞLI ADAM: Rahmetli babası bizi bir gün davet etmişti ya kiraz yemeye… Ece’nin ortamektebe başladığı sene… Hatırlıyor musun? Hani şu demiryolunun üstündeki bağ canım. Yetmiş üçte aracı olduydum da yarısını Mürseller’e kooperatif için aldırdıydım…

YAŞLI KADIN: Ha, ha… Bildim.

YAŞLI ADAM: Ordan (oradan) kalan birkaç parça arsası var yan yana… Aklı olsa yeniden bağa çevirir… Üç-beş sene sonra ne güzel çay bahçesi olur. Kiraz zamanı nostaljik bağ günleri tertip edersin, millete dalından kiraz yedirirsin.

YAŞLI KADIN: Benim bildiğim Cafer o işi kıvıramaz. En iyisi otopark yapsın.

YAŞLI ADAM: Bir bok yapacağı yok ya, neyse. Tutturmuş makineyi şimdiden alalım, diye. Şimdi ölü mevsimmiş… Sanki anadan doğma sinemacı hergele… Ulan, sinema ölmüş, ağlayanı yok, sen makine piyasasının ölüsünü arıyorsun… Leşçi n’olacak…

YAŞLI KADIN (pencereden dışarıyı görmeye çalışarak): Üşütmeyesin hayatım.

YAŞLI ADAM: Yok canım, arabayla gidip geleceğiz işte. Atlan (at ile) deve değil ki… Ankara’da yazlıklara film temin eden Şadan Abi vardı ya, onun yeğenine gideceğiz. Elinde temiz bir Sinemekanika (Cinemeccanica) 5 varmış…

YAŞLI KADIN (endişeli): Zinciri var mıymış?

YAŞLI ADAM (anlamamıştır): Ne zinciri? Ne diyorsun?

YAŞLI KADIN: Ne zinciri olur Sedat? Arabanın zinciri…

YAŞLI ADAM (gülmeye başlar): Ben de ne diyor bu, diyorum. Dijitalinden sonra bir de zincirlisi mi çıktı, diye birden afallayıvermişim…

YAŞLI KADIN: Neyin?

YAŞLI ADAM (gülmesi artar): Sinemekanika’nın…

YAŞLI KADIN (kızmış gibidir, ancak kendisini tutamayıp gülmeye başlar): İlahi Sedat! O kadar cahil değilim Allah’a şükür… Ben seni düşünüyorum. Kışta kıyamette yola çıkıyorsun…

Yaşlı Adam’ın cep telefonu çalmaya başlar. Yaşlı Adam bir süre telefonunu aranır.

YAŞLI ADAM (telaşlı ve sinirli): Ulan nerede bu canına yandığımın şeyi!?..

YAŞLI KADIN (eliyle televizyon sehpasını işaret ederek): Bak bak, orda, orta rafta!..

Yaşlı Adam gidip telefonu alır.

YAŞLI ADAM: Alo. … (birkaç saniye dinledikten sonra) Tamam. Çıkıyorum. … Hadi dörüşürüz… (telefonu işaret ederek kapatırken) Cafer… Geliyormuş. (pencereden bakar)

İleriden bir otomobil gelmektedir.

YAŞLI ADAM: Geldi bile… (salona açılan araya yönelir)

Dışarıdan, üst üste iki kez basılan klakson sesi gelir.

Kararma.

(s ü r e c e k)

 

_________________

¹ ATV televizyonunda yayımlanan ‘Sabah Keyfi’ izlencesi.

² Sedat, Fransa’da oturan kızları (Ece) ile ATV televizyonundaki ‘Sabah Keyfi’ izlencesinin sunucularından Melike Öcalan’ın adları arasında anlamsal bağ kurarak eşine espri yapıyor (ece: kraliçe; melike: kadın hükümdar).

 

 

 

© 2004 İK

© 2010 ilgilik

 

 

f i l m

 

1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 | 12 | 13 | 14 | 15 | 16 | 17 | 18 | 19 | 20 | 21 | 22 | 23 | 24 | 25 | 26 | 27

 

Sinema sayfaları topluca şurada: Sinema

 

e t k t l.

 

Ankara Cinemeccanica kiraz Rüzgâr Gibi Geçti Son Beste Yarımca yazlık sinema

 

 

kısa ara çizgisi 

 

Güncel: Bütün Mesele…Anayasa Değişikliği Paketi’nin DiliAnayasa: Temel KuruluşHalkoylaması Nedir Ne Değildir?

 

Açıklama: Sayfaların altında ‘Benzer Yazılar’ başlığıyla verilen bağlantılar, sistemin, o sayfada yer alan metinde geçen sözcükler bakımından kurduğu sayımlamalı bağa dayanmaktadır.

 

Bir öneri: Duyurular sayfamıza da uğrayınız.

 

 

 

 

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.