Senaryo -25-

s e n a r y o

ya da bir sevdayı resmetmek

 

bir anlatı denemesi

 

 

inal karagözoğlu

 

 

-25-

 

Sinemada bekleyiş

 

Film... Boşlukları doldurmak izleyicisine kalmış bir şey.

 

24 | 23 | 22 | 21 | 20 | 19 | 18 | 17 | 16 | 15 | 14 | 13 | 11 | 12 | 10 | 9 | 8 | 7 | 6 | 5 | 4 | 3 | 2 | 1

 

 

SAKARYA SİNEMASI’NIN İÇİ.  AKŞAMA DOĞRU.  

Her taraf ışıl ışıldır. Yeni sandalyeler orta bölüme (hususi) konmuş, duvar diplerine tek sıra sandalye dizilmiş, ön bölümdeki (duhuliye) sandalyeler sıklaştırılmış, sinemanın arkalarına da, ta büfenin önü ile makine dairesinin altından başlayarak dörder sandalyeli bir sıra masa yerleştirilmiştir.

Sinemanın çalışanları bir örnek giysiler giymişlerdir.

Yaşar, büfenin içerisinde, arkası tezgâha dönük, elindeki kuruyemiş kavanozunu rafa kaldırmaktadır. Tezgâhın üstünde, içerisine gazete kâğıdından elle yapılmış irili ufaklı konik külahlar istif edilmiş tahta bir tabla, bir çay bardağı ve boş külahlar görülmektedir. Tabladaki külahlar türlü türlü kuruyemişle doludur.

Hacı, yeni olduğu anlaşılan lacivert pantolonu, beyaz gömleği, pantolonla takım oluşturan yeleği ve sarı iskarpinleri içerisinde büfenin biraz önünde bir sandalyeye oturmuş sinirli bir durumda kravatını düzeltmeye çalışmaktadır. Hacı’nın bu kıyafetten rahatsız olduğu anlaşılmaktadır.

HACI (seslenir): Galip!.. 

MAKİNİST (makine dairesinin önünde belirir, bakınır, Hacı’yı göremez, aşağılara doğru seslenir): Buyur Usta…(?!)

HACI (yukarıya doğru): Burdayım, burda!.. … Az gel hele!.. (kalkar, ileriye doğru birkaç adım atar) Burdayım, büfenin orda!..

Sedat ileride, girişte görülür. Hacı Sedat’ı görmüş, yüzünde hafif bir gülümseme belirmiştir.

HACI (başını geriye çevirip): Yaşar!

YAŞAR (atılır):Buyur Usta!..

HACI (başıyla kapı tarafını işaret ederek): Koş git, söyle Selçuk’a, Sedat’tan bu akşam para almasın. Anasından felan (falan) da… Gelince Haşmet Efendi’ye de söylersin. Unutmayasın ha!

Makinist meraklı gözlerle Hacı’nın yanına gelmektedir.

YAŞAR: Tamam Usta. (döner,gitmeye başlar)

HACI (Yaşar’ın arkasından sözlerini sürdürür): Hacı Emmim söyledi, de!

MAKİNİST (yaklaşır): Buyur Abi, emret.

HACI (kravatını çekiştirerek): Dinine yandığımın gıravatını (kravatını) bir türlü şey edemedim gitti yavu (yahu)!.. Sen çakarmısın bu işten?

MAKİNİST: Bakayım Usta… (kravatı çözüp yeniden bağlamaya koyulur)

HACI (rahatlamıştır): Hay ceddine rahmet!..

……….

Hacı’nın kravatı bağlanmıştır. Sedat, Hacı’ya doğru yaklaşmaktadır. Makinist, soğutucu tarafından elindeki gazozu içerek gelir, bir sandalye çekerek Hacı’nın yanına oturur. Sedat Hacı’nın yanına yanaşır.

HACI (Sedat’a): Erken düştün yeğenim… Para mara vermedin değil mi?

SEDAT (anlamaz; soran gözlerle): Kime Hacı Amca?!

HACI: Sinemaya… Kime olacak?! Selçuk yok mu orda?

SEDAT: Ordaaa…

HACI: Eee?

SEDAT: Bilet sayıyor.

HACI (sertçe): Nesini sayıyormuş ki?!..

Sedat, “bilmiyorum” anlamında omzunu kaldırır.

MAKİNİST: Hemen kızma Usta, Belediye’den yeni geldi ya, deftere geçiriyordur. (Sedat’ı işaret eder) Çocuk işte… Ne bilsin?

HACI (merakla): Para aldı mı senden? Haa? Onu soruyorum…

SEDAT(rahat, umursamaz bir davranışla): Yok, almadı… Sen bizdensin, dedi.

HACI: (Galip’e): Haa… (Sedat’a) Tabi ya… Bu akşam misafirimizsin. Ailecek beleş gireceksiniz… O kadar çalıştın; hakkın. Kapıdakiler biliyor…

Sedat’ın yüzünden pek memnun olduğu anlaşılmaktadır.

HACI (iki parmağını yelek cebine sokup birkaç bozuk para çıkarır, içlerinden, iki tane temiz 5 kuruşluk seçip Sedat’a uzatır): Al bakalım, bu da yöömiyen (yevmiyen)…

Sedat utanmış ama sevinçlidir; parayı almak istemez.

MAKİNİST (şaka yollu): O kadar çalıştı Usta, bu az değil mi? (Sedat’a) Kaç sandalye taşıdın çömez?

HACI: Çömez olur mu yavu (yahu)? Purofösör o, purofösör… Değil mi yeğenim?

Sedat gülmektedir.

HACI (sözünü sürdürür): Ne bilsin çocuk? Ahret (ahiret) suali soruyorsun… Sen biliyor musun kaç tane taşıdın? 

MAKİNİST(karşı çıkar gibi): Ben başka. Baksana, hem profösör (profesör) diyorsun hem ne bilsin diyorsun… (şaka yollu) Yüz tane taşımıştır.

SEDAT (gülerek atılır): Kırk iki.

HACI (haklı çıktığına sevinircesine): Bak be!.. Nasıl da saymış?! Yüzümü kara çıkardı ama, olsun… Bir de çömez diyorsun benim aslan yeğenime… Yakışığı “purofösör”dür…

MAKİNİST (şaka yollu): Tamam Ustam, dediğin gibi olsun: profösör (profesör)… Ama hakkını da yeme.

HACI (ciddiye almış gibi): Ne hakkını yemesi be yavu (yahu)? Veriyoruz ya işte. (paraları Sedat’a uzatır) Bu akşam sinemaya da beleş alıyoruz… Daha n’olsun!?.. (paraları “hadi al” anlamında Sedat’a uzatır)

Sedat parayı almaz, bir adım geriler.

MAKİNİST (Hacı’ya göz kırparak): Biz sandalye başına bir kuruş aldık… Çocuğa az veriyorsun; duymuştur, kabul etmez elbette… (Sedat’ın hâlinden, Hacı ile Makinist’in kendisine şaka yaptıklarını anladığı belli olmaktadır.)

HACI (ciddi görünmeye çalışarak): O bacak kadar çocuk yavu (yahu)… Zaten kapıya kadar götürdü, içeriye taşımadı ki… Onar paradan kırk iskemle on kuruş eder, öyle değil mi?!.. (bir an düşünür; hesap yapar gibidir) Yok, tööbe (tövbe), kırk ikiydi… O zaman, …(düşünür gibi yapar)

SEDAT (atılır): On kuruş yimpara (yirmi para) eder…

HACI (yelek cebinden bozuk paraları tekrar çıkarır, vereceği parayı denkleştirmeye çalışır gibi yapar, iki 5’lik ile bir 100 paralığı Sedat’a uzatır, ciddi bir sesle:) Al bakalım, fazla fazla… Hakkını helal et.

Sedat paraları almak istememektedir.

HACI (sürdürür): Hadi al… (özendirir) Bak, hepsi de çil çil… Sarı lira gibi…

MAKİNİST: Al aslanım, al… Utanma. (Hacı’ya göz kırpar) Usta kızıp cebine atarsa bir daha çıkarmaz ha!..

SEDAT (gururla): Olsuuun. Babam bize her gün harçlık veriyor.

HACI (ciddi): Tamam yeğenim, o başka… Biz sana, “Baban sana para vermiyor” demiyoruz ki… Al bunu, sakla… Çalıştın, kazandın. (Sedat’a göz kırparak) Baba olunca çocuklarına gösterirsin, “ilk kazandığım para” dersin.

SEDAT (Hacı’nın göz kırpmasına gülümseyerek yanıt verir, ardından da gururlu ve kararlı biçimde): Alırım, ama öyle değil…

HACI (meraklanmıştır): Nasılmış peki?!..

SEDAT (Hacı’nın avucundaki paraları parmağıyla seçerek sesli sesli hesap yapmaya başlar): Bir tane beşlik, bir tane yüspara (yüz para), iki tane de bir kuruş, …

Hacı ile Makinist bakışarak hayretle Sedat’ı izlemektedirler.

SEDAT (hesaplamaya son verip kendi kendine ): Bir kuruş eksik… (düşünür) Hacı Amca, sen onları bana ver, benim bir tane bir kuruşum var, onu sana vereyim, bir kuruş borcum kalır, onu da akşam annemlerden alır veririm.

HACI (hayretler içindedir): Purofösör, purofösör… Tamam yeğenim, öyle olsun… Vermesen de olur ya… (paraları Sedat’a uzatır) Helal olsun sana…

Sedat verilen paraları alıp cebine atar.

MAKİNİST: Aferim (aferin) sana… Aslanım benim…

HACI (emreder gibi): Artık benim çırağım sayılırsın, (arkadaki masaları işaret ederek) annenlere şuradan bir masa ayır.

SEDAT (şaşırır): Annemler burda oturmazlar ki… (hususi bölümünü işaret eder) Oraya gelecekler.

HACI: Niye oturmasınlar yeğenim? Yazımızı tassih (tashih) ettiydin ya, biz de, misafir edelim dedik annenleri. Zekâi Bey’in emri var… Hadi, ayır. İskemleleri masaya yatıracasın…

Sedat masalara doğru ilerler.

 ……….

(s ü r e c e k)

 

 

© 2004 İK

© 2010 ilgilik

 

Film... Boşlukları doldurmak izleyicisine kalmış bir şey.

 

1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 | 12 | 13 | 14 | 15 | 16 | 17 | 18 | 19 | 20 | 21 | 22 | 23 | 24

 

Sinema sayfaları topluca şurada: Sinema

 

e t k t l.

 

para yazlık sinema

 

kısa ara çizgisi 

 

Güncel: Kütüphaneler Haftası Deyince...Anayasa Değişikliği Paketi’nin DiliAnayasa: Temel KuruluşHalkoylaması Nedir Ne Değildir?

 

Açıklama: Sayfaların altında ‘Benzer Yazılar’ başlığıyla verilen bağlantılar, sistemin, o sayfada yer alan metinde geçen sözcükler bakımından kurduğu sayımlamalı bağa dayanmaktadır.

 

Bir öneri: Duyurular sayfamıza da uğrayınız.

 

 

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.