Merdivenin İlk Basamağında

Bir İşkadınının 1960’larda Başlayıp Zirvede Biten Kırk Yıllık Öyküsünden…

 

Muzaffer Bilgili

 

 

“Fikir ona derler ki bir yol açsın,

Yol ona derler ki bir gerçeğe ulaşsın.”

Mevlana

 

 

Paşabahçe’nin vitrininin önünde durmuş ışıltılı cam eşyalara bakıyordu. Bu vitrin her zaman hoşuna gider, biraz da kafasını dağıtırdı. Ama o gün rahatlayamadı. Baktığını görmüyor ya da algılayamıyordu. Yürümeye başladı İstiklal Caddesi’nde… Adımları onu sürüklüyordu tünele doğru…

 

Genel Müdür’ün sesi kulaklarında, beyninde yankılanıyordu: ‘‘Bunda bir gariplik yok ki… O erkek; evlenip ev geçindirecek… Senin böyle bir sorumluluğun yok.’’ Şaşırıp kalmıştı bu sözlere. Böyle bir yanıt beklemiyordu. Dilinin döndüğünce bir şeyler söylemeye çalışmıştı. Ama söylediklerinden hoşnut kalmamış susmuştu. Masadaki deri kalem takımının metal kısımları ışıkta parlıyor, Genel Müdür’ün kravatının özenle seçilmiş renkleri ve desenleri birbirine karışıyordu. Odada, Genel Müdür’ün bilgi almak için çağırdığı yardımcısı da vardı. Peltek peltek konuşuyor, ‘’Belki de evlenince çalışmazsın haa!’’ diyerek alaylı bir gülümsemeyle güya şaka yapıyordu. Cevap vermemişti onun bu sözlerine… Yirmili yaşların isyanı yüzünde renklenmişti sadece. Kendisine ısmarlanan çayı da içememiş, dudaklarına değdirip bırakmıştı. Ayağa kalkıp sorununu dinlediği için Genel Müdür’e teşekkür etmiş, “Hadi bakalım, sen çalışmana bak; düzelir, düzelir” diyen Genel Müdür Yardımcısı’na sertçe bakarak odadan dışarı çıkmıştı. Arkasından söylenen sözler ve gülüşmeler dışarıdan duyuluyordu: “Şuna da bak yahu!.. Bi damlacık kız… Kendisini ne sanıyor? Çayını içmeden çıkıp gitti.”      

 

*

Öğle tatili başlıyordu. Masalarından kalkmakta olan birkaç çalışan merakla ona baktı. Onlara hiçbir şey söylemeden dışarı fırladı Balyoz Sokağı’ndaki Yeni Han’ın kapısından… Kendisini aşağılanmış hissediyordu. İşe girerken alacağı ücreti sormak aklına bile gelmemişti. İş önemliydi onun için, yapacakları önemliydi. Kendisine güveniyor, nasıl olsa çalışmalarım beğenilir, diye düşünüyordu. Kuruluş aşamasında olan Şirket’te yapılacak çalışmalar için umut ve coşku doluydu. Verilen her işi yapıyor, boş duranlara aldırmıyor, poliçe damgalamaktan kârlılık hesaplamaya kadar başını kaldırmadan, ücret filan düşünmeden çalışıp duruyordu.

Üstyönetimdekilerin dışında tek üniversite mezunuydu şirkette. “Arkadaşın yüksekokul mezunu, sen tek üniversite mezunusun, anlıyorum. Ama giriş ücretlerinizin farklılığı onun erkek oluşundan, sorumluluklarınızın farklı olacağından kaynaklanıyor. Sana altı yüz, ona yedi yüz elli verilmiş olabilir. Bunda bir gariplik yok ki… Sen aile geçindirmeyeceksin…”       

 

Evet, bir gariplik yoktu. Okuldan mezun olduğunda müfettiş olmak istemiş, ancak, hesap uzmanları kurullarına, bankaların teftiş kurullarına kadın eleman alınmadığını öğrenmişti. “Cinsiyet ayrımcılığı”. Evet, “cinsiyet ayrımcılığı”. İlk kez aklından geçirdi bu iki kelimeyi… Çalışanların haklarını korumak, her türlü ayrımcılığı önlemek için yeni oluşumlar vardı. Sendikalar gündemdeydi. Ayakları onu sendikanın kapısına doğru götürüyordu. Kendisine yapılan başkalarına da yapılmamalıydı. Kapıya kadar gitti. Zile uzandı. Ama elini dokunduramadan geri döndü. Beyoğlu Evlendirme Dairesi’nin önünden geçiyordu: Nikâhları yeni kıyılmış gençler neşeli kalabalığın arasındaydılar. Acaba kadın çalışıyor mu, diye düşündü. “Aile bütçesine katkısı olacak mı?” 

 

Çeşitli düşüncelerle sarmaş dolaş yürüyor, sığınacak bir yer arıyordu. O evlense de evlenmese de aile bütçesine katkıda bulunacaktı. Üretken olacaktı. Erkek-kadın ayrımcılığını her iki cins için de yapmayacaktı. Adımlarını yemin eder gibi, komandolar gibi sert sert basıyordu Beyoğlu’nun kaldırımlarına… Nereye gideceğini de biliyordu artık. Haşet Kitabevi’nin kapısından girdiği an huzur buldu. Jack London, Steinbeck, Dostoyevski, Kafka, Marks ve Sait Faik’i saygı ve sevgiyle ziyaret etti. Onlardan görüş aldı. Ve sonra, Simone de Beauvoir’ın Batı’da olay yaratan kitabı “Kadın ‘İkinci Cins’”in (Le Deuxième Sexe) henüz Türkçeye çevrilip stantlarda yerini almadığını gördü. Onun fikir ve hayat arkadaşı Jean Paul Sartre’ın “Bulantı”sını alıp Şirket’e, işinin başına döndü. Ya sendikayla iletişim ya da başka iş; kararlıydı artık…

 

Kısa bir müddet sonra Sular İdaresi’nin teftiş kuruluna eleman aradığını öğrendi. Acaba kadın eleman alırlar mıydı? Başvurdu. Kurul Başkanı’nın kadın olduğunu öğrenince sevinçten uçacaktı. Mülkiye mezunu, son derecede değerli, genç ve aydın bir kadın olan Başkan’ın sınavından başarıyla geçti. İşe alınma kararı, kadro ve diğer işlemler için üstyönetimin ilk toplantısına sunulmak üzere hazırlandı. Birkaç günlük bu bekleme süresinde kendisi de istifa dilekçesini güzel cümlelerle hazırladı. İşe alınma haberinin geldiği günün ertesi sabahı istifa dilekçesi çantasında, Kadıköy vapurunun 8:20 seferinde Cumhuriyet gazetesini okurken bir haber gözüne ilişti. Sular İdaresi’nin başarılı ve çağdaş genel müdürü “politik nedenlerle” görevinden alınarak yerine bir başkası atanıyordu. Gözlerine inanamadı. Bir daha, bir daha okudu. Vapurun Karaköy rıhtımına yanaşması, tünele biniş uzadıkça uzadı. İşe gelir gelmez Teftiş Kurulu Başkanı onu arıyordu. “Sakın istifa dilekçeni verme, yeni genel müdür kadınların çalışmasına karşı olan birisidir. Ben de ayrılıyorum.”

                                                                                                      

Sendikayla iletişim kuruldu sonra… Önce üye sayısı yeterli olmadı. Sonra ve sonra birçok şey yaşandı. Sendika önce cuma gününün öğle tatilini yarım saat uzattırdı. Çalışma saatlerini bir saat indirtti. Ve bazı düzenlemeler… Ancak, cinsiyet ayrımcılığını ortaya koyan ilk girişteki ücret farkı bir türlü düzeltilemedi ve bu fark yıllarca sürdü gitti. Kısa bir süre sonra da çalışanlar sendikadan ayrıldılar.

 

Beyoğlu’nda Balyoz Sokağı’nda Yeni Han’ın 5’inci katında başlayan zamana yolculuk yıllarca devam edecek ve ayrımcılarla, politikacılarla, sendikacılarla, üretmeden kazanmak ve üretmeden tüketmek isteyenlerle yaşanan olaylarda, bu uzun yolculuk için daha başında yüklenilen malzemeler, kendi çapında çok işe yarayacaktı. Çalışanlar adına, emek adına, sermaye adına, toplum ve üretim adına ve eşitlik adına…

 

 

Güllük, 17 Ekim 2009

 

 

_____________________

Yazarın İLGİLİK’teki öbür yazıları:

“Ben Büyüyünce Babam Gibi Olacağım” -21 Haz. 2009

Pünhan Necef oğlu Abdullayev -30 May. 2009

Küresel Fırtına -20 Haz. 2008

 

© 2010 MB.ilgilik

 

kısa ara çizgisi

Güncel: Anayasa Değişikliği Paketi’nin DiliAnayasa: Temel KuruluşHalkoylaması Nedir Ne Değildir?18 Martlar’da…Değişen Bir Şey Yok!Orman Hayattır!..2/B ArazileriToprağına Sahip Çık!Bundan Sonrası?Dünyamız Kururken

Açıklama: Sayfaların altında ‘Benzer Yazılar’ başlığıyla verilen bağlantılar, sistemin, o sayfada yer alan metinde geçen sözcükler bakımından kurduğu sayımlamalı bağa dayanmaktadır.

Bir öneri: Duyurular sayfamıza da uğrayınız.

 

{lang: 'tr'}

4 Yorum

  1. Derin Bilgili said,

    Mart 28, 2010 at 10:26

    Babaannemin yazısını çok beğendim. Daha çok yaz Babaanne’cim.

  2. Fevziye Yazman said,

    Mart 31, 2010 at 12:05

    Muzaffer Bilgili’nin tüm yazılarında emeğe ve emeğini esirgemeyen çalışkan insanlara övgü saklıdır. Eşitlik ve dürüstlük harcıyla karılmıştır. Bu harç hiç bozulmaz, kokmaz.
    Üretkenliğine saygı duyuyorum.

  3. Ayseli Usluata said,

    Nisan 3, 2010 at 22:06

    Muzaffer Bilgili’nin universiteyi bitirdikten hemen sonra calismaya basladigi is yerinde asama asama yukselisi, yasadiklari, ugraslari, cabalari, ugradigi haksizliklar, karsilastigi guclukler, basarilari, sirketine katkilari bir kitapta toplanirsa, inaniyorum ki bir kadinin ayni sirkette kirk yili kapsayan oykusu Turkiye’de is kadini uzerine arastirma yapanlar icin cok yararli, cok degerli, ozgun bir kaynak olusturacaktir.
    Umarim merdivenin ilk basamagindan baslayan bu oyku en ust basamagina dek suregider.
    Ayseli Usluata

  4. Oya Özdemir said,

    Mart 8, 2011 at 20:38

    Sayın Bilgili,
    Ülkemizde pek az insan, çalışma yaşamının tamamını aynı şirkette ve en üst düzeyde tamamlamayı başarmıştır. NE MUTLU SİZE…
    Yaşadığımız sorunların çoğunun kısa vadeli değerlendirmelerden kaynaklandığı görüşündeyim.
    Gençlerimize çalışma hayatlarında örnek olmasını dilerim.
    Saygı ve Sevgilerimle,
    Oya Özdemir  

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.