Anayasa Değişikliği Paketi’nin Dili

 

 

 

Sağlam Bir Dil Hukuka da Gerekli

 

 

Dil Derneği (DD), dilimizin her alanda yenileşerek gelişmesi için uğraş veren bir kuruluş, kamu yararına çalışan bir dernek. DD, son günlerin en önemli gündem maddesi olan Anayasamız’ın bazı maddelerinde değişiklik yapılması konusuna bir başka yerden, dil penceresinden bakmış: değişiklik paketinin dili ne durumda?

 

Hemen herkesin bu paketteki niyete bakışı farklı farklı; bu anlaşılabilir bir durum… Evet de, ya dili?

 

DD’nin bugün, 27 Mart 2010 günü “‘Anayasa Paketi’nin Dili” başlığı altında yaptığı duyuruyu İlgilik’e taşımak istiyorum. Doğaldır, DD’nin duyurusunda dile getirilenler karşısında, “Yok, öyle değil, böyle” diyenler de olacaktır. Sayfanın altındaki ‘Yorumlar’ bölümü, işte o görüşlerin belirtilmesi için de var. 

 

DD

 

DD şunları söylüyor:

 

«1) 1982 Anayasasının Atatürk’ün vasiyetnamesini çiğneyen 134. maddesi ile üniversitelerimizde alanımızla ilgili (toplumbilimleri kapsayan fakültelerde) bilimsel, sanatsal etkinlik ve ürünleri azaltan YÖK’le ilgili 130 ve 131’nci maddeler Anayasadan çıkarılmalıdır.

 

2) Anayasa, ortak (resmi) dilimiz Türkçenin olanaklarını yansıtacak, tek bir anlatım ve yazım yanlışı taşımayacak metin olmalı; bu metni hangi düşünceden olursa olsun, belli eğitim aşamalarından geçen her yurttaş “büyük ölçüde” anlamalı; maddelerin yorumunda bütün hukukçular “büyük ölçüde” anlaşabilmelidir.

 

3) TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı bir TV’de, 1982 Anayasasının dilinin çok kötü olduğunu, kötü dil kullanımında “birincilik” alabileceğini belirtmiştir; bu saptama doğrudur. Ne ki bizlere sunulan “taslak”ta kullanılan dil, 1982 Anayasasından daha doğru, daha anlaşılır, daha Türkçe değildir. Bulanık anlatımlar ve yazım yanlışları hemen göze çarpmaktadır.

 

1982 Anayasası içeriği ile değil, diliyle de cumhuriyet Türkiyesine yakışmayan bir metindir. Metnin bütününde anlatım bulanık olduğu için 30 yıldır yorumlar da birbirini tutmamaktadır. Türkçesi olan sözcüklerin Osmanlıcası yeğlenmiş, yaygın yazım biçimlerine uyulmamıştır.

 

Bu duygu ve düşüncelerin ışığında, özenle hazırlandığı söylenen “anayasa paketi”nde kullanılan dile yönelik saptamalarımızı şöyle sıralayabiliriz:

 

* Anayasa, Dil Devrimiyle kazandığımız bileşik bir sözcüktür; adı “anayasa” olan bir metinde sıklıkla “kanun” sözcüğünü kullanmak, dili siyasaya araç yapan yanlış “bir duruş”tur. “Anayasa, anayasal” denebiliyorsa, “yasa, yasal” da denilmelidir.

 

* Örneğin 10’uncu ve 148. maddelere yapılan ekleri açıklamak için kullanılan “…teselsül, muvafakat” gibi mezardan çıkarılan sözcüklerin yanı sıra “fiil- eylem, denetçi- müfettiş, hürriyet-özgürlük…” benzeri sözcükler ikili biçimde yer almıştır. Sözcük seçimindeki tutarsızlık, eski sözcüklere tutunmak, dil kendini sürekli yenilediği için zamanla “değişik yorumlar”a yol açabilir.

 

* Kimi maddelerde anlatım açık değildir, tıpkı 82 Anayasasında olduğu gibi yasa koyucu, gereksiz sözcük ve zorlama tamlamalarla özden uzaklaşmaktadır. Örneğin, değiştirilen madde 145’in ikinci tümcesi şöyledir: “Bu mahkemeler; asker kişilerin, sadece askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işledikleri askerî suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler.” Buradaki, “asker kişiler” ve “askerî suçlar” tamlamaları dil mantığını zorlamaktadır. Asker kişi; mesleği asker olan ya da askerlik yapan mıdır? “…sadece askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işledikleri askerî suçlara ait davalara” anlatımında,  sadece” denildiği için “askerî suçlar” yerine “suçlara” sözü yeterlidir. Çünkü suçun “sadece askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili” olduğu açıkça belirtilmiştir.

 

Yine aynı maddedeki, “Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlara ait davalar her halde adliye mahkemelerinde görülür” tümcesinde “karşı” ve “her halde” yanlış kullanılmıştır. Dahası maddenin bütünü, kötü yapılmış bir çeviri gibidir. Aynı biçemsizlik başka maddelerde de söz konusudur.

 

* 82 Anayasasındaki “Özel hayatın gizliliği”ne ilişkin, 20.maddeye yapılan ek, “Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar” tümceleriyle başlamaktadır.

 

İlk tümce, “Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir” yerine,Herkes, kendisiyle ilgili verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir” ya da “Herkes, kişisel verilerinin korunmasını isteme hakkına sahiptir” biçiminde olmalıdır. Maddenin öteki tümcesinde de “Kendisiyle ilgili” dedikten sonra “kişisel”; “kişisel” denildiğinde de “kendisiyle ilgili” demek gereksizdir. “Kişisel” zaten “kişiyle ilgili, kişiye ilişkin” demektir.

 

* Kimi bileşik sözcüklerin “yükseköğretim- yüksek öğretim” gibi bir yerde ayrı, başka yerde bileşik olması; “yurt dışı, toplu sözleşme…” gibi sözcüklerin ayrı yazılması; “hürriyet-özgürlük; fiil-eylem; siyasî- siyasal; müfettiş-denetçi” gibi sözcüklerin birlikte yer alması; “ilan-ilân, şikâyet-şikayet” gibi yazım özensizlikleri söz konusudur. Taslaktaki “10 uncu, 20 inci…” gibi kullanımlar yanlıştır; “10’uncu, 20’nci…” olmalıdır. Aralarına başka sayıların girmesi olanaksız olan “ondokuz, onbeş, kırkbeş…” gibi bileşik yazımlar da yanlıştır. Büyük harflerin, noktalama imlerinin kullanımı da sorunludur.

 

* Dil Devrimiyle kazandığımız pek çok yeni sözcüğün yanı sıra, kimi sözcüklerin Türkçesi varken ve bu sözcükler yaygın olarak kullanılırken gereksiz yere eski sözcükler yeğlenmiştir.

 

Özetle;

 

Hukukçu değiliz; ama hukukun üstünlüğünün sağlam bir dille pekişip korunacağına inanıyoruz. Anayasayı yurttaşın doğru anlaması; her hukukçu ya da her politikacının “bana göre” diye değil, “Anayasaya göre” diye davranması gerekir. Bir metinde bir virgülün, bir bağlacın anlamı değiştirmesi dilbilimsel gerçektir; bu nedenle anayasanın taslağında bile bir virgüllük yanlış olmamalıdır. Öyleyse yasa koyucu dil kullanımındaki eksiğini ya kendi çabalarıyla gidermeli ya da dilcilerin desteğini almalıdır.

 

Taslağa dilci gözüyle baktığımızda; dil yanlışı ve anlatım bulanıklığı içindeki 82 Anayasasının, başka dil yanlışlarıyla yamalı bohçaya döneceğini düşünüyoruz. Taslağı hazırlayanlar, 27 yıldır ölçünlü dil ve yazım birliğini bozan resmi Türk Dil Kurumu’nun etkisi altında kalmıştır. Yasa koyucunun kullandığı dilin karma oluşu, anlatım ve yazım yanlışları Anayasanın yenileneceğine ilişkin umutlarımızı köreltmiştir!

 

Saygılarımızla.

 

Derneği Yönetim Kurulu Başkanı

Sevgi Özel»

 

*

Her şey bir yana, ‘hukukun üstünlüğünün sağlam bir dille pekişip korunacağı” inancında herkesin birleşeceği kanısındayım. Hukukun dili ‘anlaşılmaz’ olursa sade yurttaş ne yapsın o hukuku? Önce ben anlamalıyım yasaların ne dediğini… Evrensel hukuktan geçtim, kendi hukuk örgümüzün ilkelerini anlayabileyim, yeter.

 

Dilcilerimize ve hukukçularımıza bu konuda da çok iş düşüyor. Temel bilgilerin sade yurttaşlarca anlaşılıp özümsenmesi için gerekli çabaları göstermek onlar için çok mu zordur?

 

 

İnal Karagözoğlu

Yarımca, 27 Mart 2010

 

 

© 2010 ilgilik

 

 kısa ara çizgisi

 

Güncel: Anayasa: Temel KuruluşHalkoylaması Nedir Ne Değildir?18 Martlar’da…Değişen Bir Şey Yok!Orman Hayattır!..2/B ArazileriToprağına Sahip Çık!Bundan Sonrası?Dünyamız Kururken

 

Açıklama: Sayfaların altında ‘Benzer Yazılar’ başlığıyla verilen bağlantılar, sistemin, o sayfada yer alan metinde geçen sözcükler bakımından kurduğu sayımlamalı bağa dayanmaktadır.

 

Bir öneri: Duyurular sayfamıza da uğrayınız.

 

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.