Senaryo -20-

s e n a r y o

ya da bir sevdayı resmetmek

 

bir anlatı denemesi

 

 

inal karagözoğlu

 

 

-20-

 

Sinemada

 

 

Film... Boşlukları doldurmak izleyicisine kalmış bir şey.

 

19 | 18 | 17 | 16 | 15 | 14 | 13 | 11 | 12 | 10 | 9 | 8 | 7 | 6 | 5 | 4 | 3 | 2 | 1

 

Geriye dönüş: Yaşlı Adam’ın anımsamaları.

ANKARA. SAKARYA SİNEMASI’NIN ÖNÜ. DIŞ. GÜNDÜZ. HAZİRAN AYI.

1936-37 yılları… Yazlık giysiler giymiş olan Sedat, sinemanın karşısındaki duvara dayanmış, sinemanın ön cephesinde afişler, bayraklar, krepon kâğıtları, renkli ampuller ve defne dallarıyla yapılmakta olan süsleme işlerini büyük bir merak, dikkat ve ilgiyle izlemektedir. Hacı, süsleme işlerini iki-üç kişiye emirler vererek yürütmektedir. Hacı ve adamları Sedat’ı görmüşlerdir; ona, “Ne haber” der gibi işaretler yaparlar. Görüntüleri tamamlayan sesler…

……….

Sedat, süsleme işlerini bir süre daha izledikten sonra, Hacı’nın yanına yanaşır. 

SEDAT (başını kaldırıp merakla Hacı’ya): Buraları niye süslüyorsunuz Hacı Amca?

HACI (başını bir an için Sedat’a çevirip yapılan işleri izlemeye yönelirken): Şeyh Ahmet* gelecek.      

SEDAT (merakı daha artmıştır): O kim ki Hacı Amca?

Hacı Sedat’ı yanıtlamaz; gözü, sinemanın ön duvarına merdiven kurmakta olan sinema çalışanındadır (Yaşar [on beş yaşlarında, büfe görevlisi-gazozcu]). Bu sırada iki sinema çalışanı (Selçuk [on dokuz-yirmi yaşlarında, Hacı’nın yardımcısı ve gişe görevlisi] ile Mükerrem [otuz yaşlarında, afişçi]), gişenin hemen yanına, duvarın biraz yukarısına orijinal bir sinema afişini (The Sheik) tutturmaya çalışmaktadırlar; çalışanlardan biri afişi tutturmak için bir sandalyenin üstüne çıkmış, öbürü de, elinde rulo halinde bir başka afiş olduğu halde ona yardım etmektedir.

SEDAT (başını kaldırmış, soran gözlerle Hacı’ya bakmaktadır; sorusunu yineler): O kim Hacı Amca?

HACI (Sedat’ı yanıtlamaz, afiş tutturanlara seslenir): Sağı az biraz kaldır!.. Selçuk! Sağ tarafı biraz kaldır!

Sedat, Hacı’nın Selçuk’a bağırması üzerine, başını bir an için o yana çevirir, yeniden Hacı’ya yönelir.

Hacı ile Selçuk arasında afişi ayarlama konuşmaları…

SEDAT (çekine çekine): Hacı Amca, ha?

HACI (gözü afiştedir): Dur hele bir yeğenim… (bir-iki saniye sonra, başını kaldırmış kendisine bakmakta olan Sedat’a) De bakayım şimdi, n’oldu gine (gene)?

SEDAT: “Şey (Şeyh) Ahmet” dedin ya! O kim ki?

HACI (güler): Kazı koz anlamak sana yakışır mı yeğenim? Şeyh Ahmet, Şeyh!.. Şey değil, Şeyh. Şıh yani.

SEDAT (aklı iyice karışmış gibidir; mırıldanır): Şeyh. (çekinerek) O kim?!

HACI (tutturulmakta olan afişi işaret ederek): Koskoca adamı görmüyor musun?!..   

Sedat, sorusuna yanıt alamadığından ve arkası gişe tarafına dönük olduğundan o ana dek afişleme işine pek ilgi duymamıştır; Hacı’nın sözleri üzerine geriye döner ve hemen tutturulmakta olan İngilizce afişin altına gider, başını kaldırıp afişi okumaya çalışır. Çocuğun yüzünden, afiş ile Hacı’nın sözleri arasında hiçbir bağlantı kuramadığı anlaşılmaktadır.  

HACI (merdivene çıkmış olarak yanmayan ampulleri kontrol etmeye hazırlanan on beş yaşlarındaki çocuğa telaşla bağırır): Yaşar!.. Kestin mi lan elektriği?!

YAŞAR: Kestim usta.

HACI (eliyle “dur” işareti yaparak): Dur bir dakka (dakika) dur!.. Aceleye lüzum yok. (bir an durup Sedat’a seslenir) Sedat! Hadi aslanım, bir koşu Galip’e git, sor, kapının elektriği kesik mi? Hacı Amca soruyor, de. (defne dallarını işaret ederek Yaşar’a) Sen de şunları ayarla. Öğlen oldu, daha bir yığın iş var.

Yaşar merdivenden inmiş, defne dallarını hazırlamaya başlamıştır.

SEDAT (sevinçle): Tamam usta! (bir anda yerinden fırlayıp koşarak sinema bahçesine girer)

HACI (hayranlık ve sevgiyle Sedat’ın gidişini izledikten sonra): Ne velet be!.. (çalışanlara) Bir resim yapıyor ki… Allah nazardan korusun, zannedersin ki afişçi Kâzım Usta mübarek. Hele bir görseniz, küçük dilinizi yutarsınız.

YAŞAR (atılır): Ben gördüm usta. Samanpazarı’nın orda, caminin karşısında koca afiş var ya, aynısının tıpkısını yapmış. (bir an susar) Kaça gidiyor ki bu, usta?

SELÇUK (alaycı): N’apacaksın? Kaça gidiyorsa gidiyor… Seni bu yaşta beşe kadar okutur ya, sen ona bak…

YAŞAR: Çok güzel yazı yazıyor da…

HACI (çalışanların kendi aralarında konuşmalarına kızmış gibidir, azarlayan bir sesle): Zevzekliği bırakın da işinize bakın siz!.. (kendi kendine) Kerhaneciler…

YAŞAR (kendisini savunur): Bakıyoruz usta… Sen şey edince, …

HACI (sert bir sesle çıkışır): Lan kalpazan, ne demek “sen şey edince”?!

Çalışanlar sinmişler, işlerini sürdürmektedirler.

……….

Çalışanlar bir yandan belli etmeden dikkatle Hacı’yı dinlemekte, bir yandan da işlerini sürdürmektedirler. Sedat, Hacı’nın yanında, başını ona doğru kaldırmış, dikkatle anlattıklarını dinlemektedir.

HACI (afişi işaret ederek): Bu Şeyh Ahmet, gâvur da adı Müslüman. Senin anlayacağın artiz (artist) yani… Bir de yanık sesi var ki namıssızın (namussuzun), işitenin aklı durur. Hem de Türkçe söylüyor gâvur oğlu gâvur…

SEDAT (büyük bir merak ve endişeyle): Şeyh Ahmet öldürmez değil mi Hacı Amca?

HACI (anlamaz): Yahu, sen ne diyorsun gine (gene)? (yalvarırcasına) Lan oğlum, susmaz mısın sen?!.. Habire sorup duruyorsun…

Sedat kırılmış gibidir; gidip karşı duvarın dibine çöker.

……….

Sokaktan geçen, olan biteni merakla izleyen insanlar… Görüntüleri tamamlayan sesler… Hacı, işleriyle uğraşmakta, sağa sola emirler vermektedir; halinden, Sedat’ı terslemiş olmasından ötürü canının sıkılmış olduğu anlaşılmaktadır. Bir-iki çocuk Sedat’ın yanına gelmiş, onunla konuşmakta, Sedat’tan bilgi almaktadır. Sedat, çocuklara duvardaki afişi göstermekte, belli etmeden de Hacı’yı izlemektedir. Ara sıra Sedat’a bakan Hacı, onun, yan gözle kendisini izlemekte olduğunun ayırdındadır.

YAŞAR (merdivenden inerken): Tamam usta, ben elektriği açmaya gidiyorum. 

Hacı, bir-iki kez göz göze geldiği Sedat’ı eliyle yanına çağırır; Sedat, gücenmiş gibi ağır adımlarla Hacı’nın yanına gider. Çalışanlar, bir yandan işlerini yapmakta, bir yandan da, Hacı’dan sakınarak onun ile Sedat arasında olan biteni göz ucuyla izlemektedirler.

HACI: Sen dur; Sedat açtırır, (Sedat’a) değil mi yeğenim? Sen şu …..

SEDAT (Hacı daha sözlerini bitirmeden büyük bir sevinçle): Peki Hacı Amca!.. (sinemaya doğru hızla koşmaya başlar)

HACI (Sedat sinemanın kapısından girerken arkasından): Aslanım be… Hacı Emmin kurban olsun sana… Leb demeden leblebiyi anlıyor.

YAŞAR: Benim n’apmamı diyordun Usta?

HACI (bir an düşünür): Ha, gişeye de süs yapacağız. Bir de, (eliyle göstererek) şu ağaçlan (ağaç ile) şu direk …..

Hacı Yaşara’a birtakım talimatlar vermektedir. Konuşma sesleri yavaş yavaş duyulmaz olur.

……….

(s ü r e c e k)

 

 

______________________

* Rudolph Valentino’nun oynadığı Şeyh Ahmet (The Sheik) filmi.

Not: İngilizcede, “şeyh” sözcüğünün iki türlü yazılışı vardır: “sheik” ve  “sheikh”. Adı geçen filmde, birinci yazılış kullanılmıştır. (Kaynak: Nijat Özön, Ansiklopedik Sinema Sözlüğü, 1958)

 

 © 2004 İK

© 2010 ilgilik

 

 kısa ara çizgisi

 

32 kısım tekmili birden... 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 | 12 | 13 | 14 | 15 | 16 | 17 | 18 19  

 

Sinema sayfaları topluca şurada: Sinema

  

e t k t l r  Ankara | Rudolf Valentino | The Sheik

 

 

kısa ara çizgisi 

 

Güncel: Anayasa: Temel KuruluşHalkoylaması Nedir Ne Değildir?18 Martlar’da…Değişen Bir Şey Yok!Orman Hayattır!..2/B ArazileriToprağına Sahip Çık!Bundan Sonrası?Dünyamız Kururken

 

Açıklama: Sayfaların altında ‘Benzer Yazılar’ başlığıyla verilen bağlantılar, sistemin, o sayfada yer alan metinde geçen sözcükler bakımından kurduğu sayımlamalı bağa dayanmaktadır.

 

Bir öneri: Duyurular sayfamıza da uğrayınız.

 

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.