Gün-aydınız!

Sözüm Bütün Devletlileredir

 

 

Ben yetiştim, eskiler birbirlerini temennalarla karşılarlardı. Günde birkaç kere… İki içgüveyi bacanak, üzerlerinde gece entarileri, başlarında gece takkeleriyle ayakyolu önünde,

 

– Sabah-ı şerifleriniz hayrolsun mirim!

– Hayırlı sabahlar, üstadım.

 

Ya da sofraya geçilirken,

 

– Akşam-ı şerifleriniz hayrolsun efendim!

– Hayırlı akşamlar, nur-i aynım.

 

Bu böyle giderdi. Zamana, zemine, mevkiye göre…

 

Bir özlem değil benimki; zaten kuyruğundan yakaladım bu selamlamaları. Ama temenna çakmadan edemeyeceğim şeylerle karşılaşmıyor değilim ve bu durumlarda “Sabah-ı şerifleriniz hayrolsun” demek şart oluyor.

 

İşte, geçenlerde genelağa takılan bir haberin öznesi de kandilli bir temennayı ziyadesiyle hak ediyordu: Dil ve Edebiyat Derneği’nin ‘Türkçe savunucusu’ Başkanı, Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkan Yardımcısı Ekrem Erdem, bilgisayarlarda ‘F klavye’nin yaygınlaştırılması için kolları sıvamıştı. Okullardaki tüm klavyeler F klavyeye dönüyor başlığının altındaki iki küçük bölümcelik haberde, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin, Türkçe yazmaya daha uygun olan F klavyenin yaygınlaştırılması için kolları sıvadığı, ilk ‘etapta’ da okullardaki bilgisayarların F klavyeli hâle getirileceği ve ülkemizde dizüstü bilgisayar satışı yapan firmalara da F klavyeli imalat şartı konacağı bildiriliyordu.

 

F klavye F klavye. Başımın derdi…

 

Ne saklayayım, bu haberi okur okumaz kafamda bir şimşek çaktı: çocuklara yüklü bir miras bırakmak için şu ahir ömrümde bilgisayarcılığa mı başlasaydım ne!? Ve anında, şiddetli bir ayrıntılı bilgi edinme isteğiyle, vaktiyle adını, ‘dilimizdeki yozlaşma ve yabancılaşmanın araştırılarak Türk dilinin korunması için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılması’ istemi dolayısıyla duymuş olduğum ve öğretmenlik yıllarım dolayısıyla eski meslektaşım sayılan Erdem Bey’in genel ağdaki yerine koştum; orada bir şey bulamayınca da onun kurucusu olduğu Dil ve Edebiyat Derneği’ninkine… Ve Sayın Erdem’in ‘Q klavye sisteminin dilimize çok uzak’ olduğu saptamasıyla özetlenen çıkışına dair pek çok şey buldum orada…

 

Hemen söyleyeyim, Dil ve Edebiyat Derneği’nin alanında gördüğüm şeyler, biri dışında benim için ‘yeni’ değildi. Yeni duyduğum şey şuydu: Resmi adı ‘Standart Türk Klavyesi’ olan ‘F klavye’ düzenlemesini ortaya çıkarma çalışmaları tam on yıl sürmüş… Milli Eğitim Bakanlığı’nın öncülüğünde tam altmış beş yıl önce, 1945 yılında başlatılıp 1955’te sonuçlandırılan bir çalışma olmuş bu. Ve dilimizin özelliklerine uygun olan bu klavyenin kullanımına da hemen geçilmiş.

 

Sonra n’olmuş? F klavye rafa kaldırılmış…  

 

Böylece piyasayı Q klavyeler doldurmuş ve ben bu konuda iki yazı yazmışım: ilki ‘Ef Klavye’!…, ikincisi de Q Klavyenin Haşmeti.

 

Şimdi de tutmuş, F klavye açılımı yapmaya kalkışıyoruz. Oysa dizüstüne geçince Q’lusuna alışayım diye neler çektiydim ben… Demek, oturup ağlamam gerekecek. İşte baştaki şatafatlı günaydınlaşmaları anımsamam bundandır. Ben nasıl “Sabah-ı şerifleriniz hayrolsun mirim” demem?! Günümüzün Türkçesiyle “Gün-aydınız!…” Evet, “Gün-aydınız*”; “Günaydın” deyip de saygıda kusur etmiş olmayayım diye (!). Sözüm, gelmiş geçmiş bütün devletlileredir de…

 

Bitirirken: Madem “günaydın” dedim, Sayın Ekrem Erdem’in bu güzel girişimine karşın pek de aydınlık olmayan durumu az buçuk çekilir kılmak için bir önerim olacak: önce Feyzi Halıcı’nın ‘Günaydınım’ şiiri:  

 

«Şavkıması, sana doğru yolların;
Sana doğru, denizlerin çağrısı…
Çırıl çırıl ötelerde bir güzel;
Günaydınım, nar çiçeğim, sevdiğim.

Çıkmaz sokaklarda bu minyatür kim?
Bu göğüs kim, ya bu gözler, bu saçlar?
Uzak bir özlemde ayak seslerin;
Günaydınım, nar çiçeğim, sevdiğim.

Kırk odanın kırkında da kırk güzel…
Kırk aynada çengi çengi bir güzel.
Çağlar ötesinde bir avuç nota;
Günaydınım, nar çiçeğim, sevdiğim

Bu yıldızlar doğan günü çağrışır,
Bu gündüzler gözlerini çağrışır;
Ya kimlere verdin avuçlarını?
Günaydınım, nar çiçeğim, sevdiğim.

Vurdum tellerine seni, sazımın;
Sende anahtarı alın yazımın…
Yağmur yağmur serpil yalnızlığıma;
Günaydınım, nar çiçeğim, sevdiğim.»

Bu şiir, Cinuçen Tanrıkorur’un gönlünde kürdilihicazkâr bir şarkıya dönüşmüş.

 

Şimdi de bu içli şarkıyı** dinleyelim.

 

 

İnal Karagözoğlu

Yarımca, 17 Mart 2010

  

© 2010 İK

 

e t k t l r aymak  Cinuçen Tanrıkorur  günaydın  Günaydınım  Melihat Gülses  

 

 

_______________

* aymak: Kendine gelmek, aklı başına gelmek, ayılmak; mec. gerçeği anlamak.

 

** https://www.youtube.com/watch?v=VcPdLcMSax4

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.