Senaryo -14-

s e n a r y o

ya da bir sevdayı resmetmek

 

bir anlatı denemesi

 

 

inal karagözoğlu

 

 

-14-

 

sinemada

 

Önceki bölümler: | 13 | 12 | 11 |10 | 9 | 8 | 7 | 6 | 5 | 4 | 3 | 2 | 1 |

 

SİNEMANIN BAHÇESİ. GÜNDÜZ. MAYIS SONLARI.

Ertesi gün. Sandalyeler dağınık, yerlerde kuruyemiş kabukları, gazoz şişeleri, kâğıtlar… Birkaç sandalyenin üzerinde ve yerlerde minder, hırka, yelek vb. tek tük unutulmuş eşyalar… Öte yanda, unutulmuş birkaç eşya, bir sandalyenin üzerine üst üste yığılmış. Duvarın yanına gelişigüzel konmuş temizlik araçları… Sedat, ara yoldaki bir sandalyeye ilişmiş, sol elinde birkaç kuruboya, boynunda, ortasından bir ip geçirilmiş silgisi, çantasının üzerine koymuş olduğu saman kâğıtlı bir defterin arka sayfasına başını yaklaştırmış (miyop başlangıcı), karakalemle bir afiş resmi çizmeye başlamıştır. Resimde, batmakta olan bir geminin ilk çizgileri görülmektedir.

……….  

Hacı, elinde temizlik bezi, kimi sandalyeleri silmekte, ara sıra Sedat’ın çizdiklerine bakmaktadır. Sedat’ın çizdiği resimde, birtakım denizci figürleri de belirmeye başlamıştır. Hacı’nın, çocuğun becerisine büyük bir şaşkınlık içinde hayran kaldığı ve onu takdir ettiği, başını sağa-sola hafifçe eğerek sergilediği el-yüz devinimlerinden belli olmaktadır.

……….

Hacı, duyamadığımız seslerle Sedat’a resmi göstererek bir şeyler sormakta, Sedat da, resmi çizmeyi serdürerek kısa yanıtlar vermektedir.

……….

Makinist, makine dairesinin önüne film kutuları çıkarmakta, birtakım tahta sandıkları karıştırmakta, bunların içerisine teknik bir şeyler yerleştirmektedir. İçeriden, bir filme ait olduğu anlaşılan sesler gelmektedir.

……….

Sedat’ın çizdiği resimden görüntüler: göğüslerine büyük taşlar bağlarmış kasketli üç bahriyeli ile arka planda batmakta olan bir gemi. Hacı, Sedat’ın arkasında ayakta durmakta, hayretle ve ilgiyle resme bakmaktadır.

MAKİNİST (Hacı’ya seslenir): Hoop!.. Abi!..

HACI (makine dairesine doğru dönerken): Ne var?!.. (dönmüştür) N’oldu?!.. Ne diyorsun?…

MAKİNİST (rica eden bir sesle): Bugün işim çok be abi … (saatine bakar) … Belediye’ye de gideceğim… Daha bir sürü iş… (yerdeki birkaç teknik eşya sandığını göstererek) Bir el versen de şunları (eliyle perde tarafını işaret eder) arkaya bir atsak, ha?..

HACI: Olur aslanım. Hemen mi?

MAKİNİST: Birazdan abi… Allah razı olsun… On dakika kadar sonra. Şu plaktan sonra… Az kaldı.

HACI: Sen bana seslenirsin.

MAKİNİST (rahatlamıştır; saygı-sevgi belirten bir sesle): Tamam abi… (işine koyulur)

HACI (makinistten yana işaret ederek Sedat’a): Everiyoruz…   

SEDAT (Hacı’nın dediklerini duyar duymaz resim çizmeyi bırakır; yüzünü, gittikçe artacak olan bir hüzün kaplar; usulca): Ablam da evlenecek… (başını öne eğer)

HACI (şaşırmıştır, Sedat’ın başını okşamaya başlar): Herkes bir gün evlenir paşa… Sen de evleneceksin… (çocuğun, bu son sözler üzerine başını “hayır” anlamında salladığını görüp bir an susar) Üzülüyor musun ablan gidecek diye? Ha? Çok mu seviyorsun onu?  

Sedat başını gittikçe öne eğmiştir; konuşamaz, başıyla “evet” işareti yapar; Hacı, çocuğun çenesinden tutup başını yukarıya kaldırır: Sedat ağlamak üzeredir, gözleri dolmuştur.

HACI (sevecenlikle ve yumuşak bir sesle): Hadii… Erkek adam ağlar mı yahu?!.. Daha büyüyeceksiniz… Ablanın evlenmesine çook var… Kaç yaşında ki ? (eliyle “küçük, kısa boylu” işareti yaparak) Ufacık kız… (susup düşünür, sonra da şaka yollu) Hele bir büyü, seni de evereceğiz inşallah, ödeşmiş olacaksınız…

SEDAT (öne eğmiş olduğu başını birden kaldırır; sert ve kararlı): Ben evlenmeyeceğim!.. (başını yine öne eğerken) Hediye Ablam….. (konuşamaz)

Hacı durumun birdenbire bu hale gelmiş olmasına bir anlam verememektedir; şaşırmıştır, ne yapacağını, ne diyeceğini bilememektedir.

Bir-iki saniye sonra Sedat’ın omuzları sarsılmaya başlar. Hacı iyiden iyiye afallamıştır.

SEDAT (konuşması hıçkırıklarla bölünerek) O evlenecek… Hediye Ablam… Bayramdan sonra… Evden gidecekmiş…

HACI (hayretle): Bir ablan daha mı var senin?..

SEDAT (kendisini tutarak başını sallar): Hı…

HACI: Yine de üzme canını. (ne yapması gerektiğini bilememektedir; birden eğilip Sedat’ın yaptığı resmi eline alır, resme birkaç saniye bakıp konuyu değiştirmeye çabalayarak) Sen ressammışsın be… Bitti miydi bu? (Sedat’ın başıyla “evet” işareti yapması üzerine) Başka bir şey çizmiyecek misin yani? (başıyla “hayır” işareti yapan Sedat’a doğru eğilir, parmağını resimdeki geminin zerine koyarak) Koşutat dediğin bu mu?..

SEDAT (başını kaldırıp hafifçe gülümser, başını “evet” anlamında birkaç kez sallar, resmi Hacı’dan alır, sakinleşmeye çalışarak bir süre resme baktıktan sonra geminin bacasından çıkan dumanları biraz daha yoğunlaştırır): Evet. Ama, “Koşutat” değil, “Konştat”… (ardından da kendisini elindeki resme verir ve çizdiği şeyleri kalemle bir bir göstererek iç çeke çeke gönül üzgünlüğü içinde anlatmaya başlar) Bunların adı Alman… Üç tane… Ama filimde çok var… Gemileri var… (bir an durur) Samanpazarı’na gidiyorsun ya, işte orada kocaman bir ev var, … (ara ara içini çekmektedir, ancak, gönül üzgünlüğü yavaş yavaş dağılmış gibidir) … işte o evin duvarına yapmışlar resmini. (Ellerini yana açıp) Çok kocaman… Babamla doktora giderken gördüm… (bir an susar; sonra, Hacı’nın gözlerine bakarak kararlı bir sesle) Büyüyünce ben de resim yapacağım… (duvardaki afişleri gösterir) Bu resimlerden yapacağım… (bir an susar, elindeki resimden göstererek yeniden anlatmaya koyulur) Bunları denize atıyor Alman olanlar. (iç çekişleri git gide azalmaktadır) Bunların adı Rus. (elleriyle göğsüne vurarak) Buralarına hep taş bağladılar… (bir an düşünür) Rus ne demek Hacı Amca?!..

HACI (şaşırır, nasıl anlatacağını biraz düşündükten sonra): Biz neyiz? Ha? (Sedat’ın yanıtlamasını bekler; çocuktan yanıt alamayacağını anlayınca sözlerini sürdürür) Biz neyiz? Türk… Türk Milleti yani… (resimde göstererek) Bunlar Rus. Şunlar da Alaman (Alman)… (çocuğun yüzüne bakarak) İşte, Rus Milleti, Alaman Milleti, İngiliz Milleti… Çeşit çeşit… Allah böyle yaratmış.

SEDAT (merakla): Niye “Alaman” diyorsun? Ablam “Alman” diyor…

HACI (eliyle “boş ver” anlamında bir hareket yapar); Ha “Alman” ha “Alaman”… Hepsi gâvur… Gâvur olmasalar öyle yaparlar mıydı?!.. Baksana, taş bağlayıp atmışlar ki denize, kurtulamasın, boğulsun… Sen söyledin…

SEDAT (artan merakla): Rus da gâvur mu?

HACI (şaşırmıştır, ne diyeceğini bilemez; bir an düşünür): O da gâvur ama, Alaman daha gâvur… Rus, Moskof Gâvuru… (Sedat’ın yeni bir soru sormasına fırsat vermek istemez, resmi işaret eder, merakını gizlemeye çalışarak biraz sertçe) Hadi bakalım, bitir şunu… Anlat… (makine dairesinin önündeki eşyaları işaret eder) İşimiz var… Daha bahçeyi bile toparlamadık…

SEDAT (Hacı’nın açıklamalarından bir şeyler anlamış gibidir; iç çekişleri durmuştur; düşüncelidir; kaygıyla, çekine çekine): Türk Milleti yapmaz mı?!…

HACI (anlamamış görünür): Neyi yapmaz mı?

SEDAT: Taş bağladı ya Alman Milleti, …..

HACI (Sedat sözünü bitirmeden, çocuğun başını okşayarak): Yapmaz. Yapar mı canım hiç… (gururla ve övünçle) Yapmaz. Biz Müslümanız elhamdüllah (elhamdülillah)…

Sedat rahatlamıştır. Kapıda Nazire belirir. İçeriye girmez.

NAZİRE (seslenir): Hadi Sedat!.. Koş!.. (Sedat’ın pek oralı olmadığını görür, kesinlik belirten biçimde ve biraz sertçe) Ben gidiyorum. Dünkü gibi geç kal da yine tek ayak üzerinde canın çıksın… (yürür, gider)

(s ü r e c e k)

 

Önceki bölümler için tıklayınız: | 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 | 12 | 13 |   

Sinema sayfaları topluca şurada: Sinema

 

 

 

© 2004 İK

© 2010 ilgilik

etktlr Alman anlatı film gâvur gazoz şişesi millet Müslüman öykü Rus Samanpazarı sinema sinema afişi Türk

 

 

kısa ara çizgisi

 

Açıklama: Sayfaların altında ‘Benzer Yazılar’ başlığıyla verilen bağlantılar, sistemin, o sayfada yer alan metinde geçen sözcükler bakımından kurduğu sayımlamalı bağa dayanmaktadır.

 

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.