İstiklal Marşımız’a Dair

Bir Yıldönümünde Öylesine Düşünceler

 

 

Turkcell Süper Ligi’nin 24’üncü haftasından akılda kalacak şeylerin başında, bana göre, İstiklal Marşımız’ın ıslıklanması da gelecek olmalı. Bu durum ilk değil. İstiklal Marşımız’a pek çok kere saygısızlık yapıldı bu ülkede. Türlü fırsatlarla, türlü biçimlerde…

 

İstiklal Marşımız, Anayasamız’da 3’üncü maddede yer alıyor:

 

«III.  Devletin bütünlüğü, resmî dili, bayrağı, millî marşı ve başkenti

 

MADDE 3. – Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir.

 

Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır.

 

Millî marşı “İstiklal Marşı”dır.

 

Başkenti Ankara’dır.»

 

Bu madde, Anayasamız’ın değiştirilemeyecek hükümlerinden:

 

«IV.  Değiştirilemeyecek hükümler

 

MADDE 4. – Anayasanın 1 inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2 nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.»

 

Bu durumda, kestirmeden bir yargıyla, “İstiklal Marşımız’ın ıslıklanması sürüp gidecek” denebilir… Öyle mi?

 

*

İstiklal Marşı’nı neden ıslıklıyorlar?

 

Bu soruya yanıt vermenin yolu, Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Thomas Hammarberg’in geçen yıl Ekim ayında açıklanan ülkemizdeki azınlıklarla ilgili raporuna bakmaktan geçiyor.  Komiser Hammarberg’in bizim öğrenci andındaki “Ne Mutlu Türküm Diyene” sözüne takmış olduğunu görmek, bu soruyu yanıtlamayı kolaylaştırıyor. Çünkü Bay Hammarberg, bu sözle etnik ayrımcılık yapıldığı kanısında… Ve, “Azınlık tanımının Avrupa’daki tanımına uyarlanması, ancak Anayasa değişikliği ile mümkün. Bu değişiklik mutlaka yapılmalı” diyor. Adamın raporunun özü bu.

 

Benim bildiğim ise şu: ’24 Anayası’nın 88’inci maddesinin birinci fıkrası, “Türkiye ahalisine din ve ırk farkı olmaksızın vatandaşlık itibariyle ‘Türk’ ıtlak olunur.” diyordu (‘ıtlak olunmak’, sözün gelişinden de anlaşılıyor, ‘adı verilmek’ demek). Bu anlatımın bugünkü anayasamızdaki karşılığı, ‘Türk vatandaşlığı’nı tanımlayan 66’ncı maddenin ilk fıkrası. Tek tümcelik fıkra şu: “Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür.”

  

Bu iki anlatım beni, Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye Halkına Türk milleti denir” sözüne götürüyor.


Gördüğüm kadarıyla, İsveçli diplomat Hammarberg İstiklal Marşımız’daki ‘ırk’ sözcüğünü görmemiş ya da ona bunu gösteren olmamış. Ya görseydi?!… Bu “Ya görseydi” sözüne soru imi ile ünlemi laf olsun diye koydum; ‘Hammarberg’lerden korktuğumdan değil… Yapacaklarını yapmaktalar, daha n’etsinler ki…

 

Ama ben, evvel ahir, bu ‘ırk’ sözünün İstiklal Marşımız’da yer almış olmasını yadırgamışımdır. Niye? İstiklal Marşı’nın sözlerini yazan Mehmet Akif’in özelliğini bildiğimi sandığım için… Akif, yurtseverliğiyle, ülke sorunlarına olan yakın ilgisiyle, köksüzlüğe karşı oluşuyla tanınan ve işlediği konulara dinsel açıdan bakışı ağır basan bir edebiyatçı, çok özel bir şair değil mi? Peki, hiçbir yapıtında ırkçılıktan eser olmayan Akif İstiklal Marşı’nın iki dizesinde neden ‘ırk’ sözcüğünü kullanmış olabilir? Bana göre, vezin tutturmak için: “Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celal?” ve “Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlal;”…

 

Şimdi düşünüyorum:

 

- Biz, devlet olarak, millet olarak ırkçılığa karşı mıyız? Evet. Ama bu büyük toplumun içinde kimileri de ırkçı olabilir mi? Olabilir. “İstisnalar kaideyi bozmaz” demez miyiz? Bir kişi, hukuka aykırı işler yapmadıkça istediği düşünceyi taşıyamaz mı?

 

- Ben şahsen, aile geçmişimde hangi kökenden analar babalar, dedeler nineler var, bilmiyorum. Merak da etmiyorum. Ayrıca, yedi göbek geçmişini belgelere dayalı olarak bilen varsa beri gelsin…

 

- Türk Milleti’nin ırksal bir listelemesini yapmak olanaksız. Bu yargıya varmak için Osmanlı padişahlarının kaydı kuydu bilinen soylarına bakmak bile yeterli.

 

- Bu milletin geçmişinde arı ırk üretme gibi bir derdi olmuş mu? Hayır.

 

Haras Humain -Louis-Charles Royer, 1949 İnsan Harası.

Fransız yazar Louis-Charles Royer bu romanını,

Naziler’in arı ırktan insan elde etmek için

uyguladığı söylenen yöntem üzerine kurmuş.

 

Ve yeri gelmişken söyleyeyim, “falanca filanca kardeşlerimiz” sözleri, herkes birbirine karışmış olduğundan temelsiz; dolayısıyla yanlış. Üstelik, birilerini ‘ötekileştirme’ kokuyor.  

 

*

Şimdi de İstiklal Marşımız’ın kabulüne bakmak istiyorum: İstiklal Marşımız Meclis kararıyla* kabul edildi. İlk millet meclisimiz olan Büyük Millet Meclisi’nce 12 Mart 1337’de… Miladi 1921’de. BMM’de ilk okunuşu da 1 Mart 1921’de olmuş.

 

Öyleyse, Meclis, TBMM, yeni bir karar alır, İstiklal Marşı’ndaki ‘ırk’ sözcüğünü ‘halk’ olarak değiştirir, olur biter. Vezne de halel gelmez.

 

Kuşkusuz, bu ‘yenilenen’ ‘İstiklal Marşı’na da karşı olanlar olacaktır. ‘Hammarberg’lerin maşalığını sindirebilir misin sindiremez misin, … Bütün mesele bu.

 

*

Bugün, İstiklal Marşımız’ın milletçe kabulünün yıldönümü. Kutlu olsun!

 

 

İnal Karagözoğlu

Yarımca, 12 Mart 2010

 

_____________________

* tr.wikipedia.org (bkz. Kaynakça)

 

© 2010 İK

 

kısa ara çizgisi

 

Açıklama: Sayfaların altında ‘Benzer Yazılar’ başlığıyla verilen bağlantılar, sistemin, o sayfada yer alan metinde geçen sözcükler bakımından kurduğu sayımlamalı bağa dayanmaktadır.

{lang: 'tr'}

3 Yorum

  1. pakiz borteçen said,

    Mart 12, 2010 at 11:57

    Öncelikle İstiklal Marşımızın milletçe kabulunun yıldönümü kutlu olsun…
    Ardından ıslıklanma olayına ve buna benzer olaylara giderek alıştırılmaya çalışılmasına şaşırmamaya da alıştık….

  2. İnal Karagözoğlu said,

    Mart 12, 2010 at 12:18

    Bir Rastlantı

    ‘Türklerin Ermeniler’e soykırım uyguladığı’ savını kabul eden ülkelere İsveç de katıldı. İsveç Parlamentosu, dünkü toplantısında, 1915 olaylarına ilişkin Ermeni iddialarının tanınmasını kabul etti.

    Bugünkü gazetelerde okudum, CHP Grup Başkanvekili Kemal Anadol, bu durum dolayısıyla, “2. Dünya Savaşı’nda komşusu Norveç’i işgal etmesi için Hitler’in ordusuna koridor açan İsveç’in ve onun parlamentosunun böyle bir karar alma hakkı yoktur” demiş. Anadol’un bu görüşü şu tarisel gerçeklere dayanıyor olsa gerek:

    İsveç, I. Dünya Savaşı’nda olduğu gibi II. Dünya Savaşı’nda da resmi olarak tarafsız kalmış bir ülke. Ancak, bu tarafsızlığına II. Dünya Savaşı’nda gölge düştüğü biliniyor.

    İsveç, bir zamanlar Almanya’yı örnek almış olan ülkelerden. Bundan olacak, II. Dünya Savaşı sırasında Almanya’ya çelik ve makine sağladı. Ama, bu savaşta Norveç’in savunmasına destek vermesi ile Danimarka, İskandinavya ve Baltık Yahudileri’nin toplama kamplarından kurtulmaları için girişimde bulunmasını unutmak da olmaz. Buna karşın, savaştan sonra, İsveçli ve başka ülkelerden sözlerine değer verilen ağızlar, bu ülkenin savaş sırasında daha çok insani yardım yapabileceğini ve Naziler’in yol açtığı yıkımları daha da engelleyebileceğini dile getirdiler.

    Öte yandan, yukarıdaki “İstiklal Marşımız’a Dair” yazısının çıkış noktalarından biri, Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri İsveçli diplomat Thomas Hammarberg’in ülkemizdeki azınlıklarla ilgili raporu. İsveç Parlamentosu’nun söz konusu kararı alması ile benim yazının üst üste gelmesi tamamen bir rastlantı. Evet bu bir rastlantı da, bu rapor işinin İsveç’ten bir muhtereme verilmiş olması da bir rastlantı mıdır, bunu, vaktiyle İsveçler’e ‘sığınmış’ olup da zamanımızda ülkemizin önde gelen aydınları payesine erişmiş olanlara sormalı.

  3. pakiz borteçen said,

    Mart 12, 2010 at 12:44

    rastlantı ilginç…ama konuıya dair açıklamalarınız doyurucu ve ” kim kimdir ve geçmişte ne işler yapmıştır ? ” sorusuna da gayet açıklık getirmekte…elinize sağlık…

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.