Senaryo -13-

s e n a r y o

ya da bir sevdayı resmetmek

 

bir anlatı denemesi

 

 

inal karagözoğlu

 

-13-

 

Sinemada

 Önceki bölümler: | 12 | 10 | 9 | 8 | 7 | 6 | 5 | 4 | 3 | 2 | 1 |

 

ANKARA. SOKAK. GÜNDÜZ. MAYIS SONLARI.

1936-37 yılları… Yedi-sekiz yaşlarına gelmiş olan Sedat, öğrenci önlüğü giymiş, başında lacivert okul kepi, elinde acı sarı tahta okul çantası ileriden gelmektedir; soldaki yazlık sinemaya (Sakarya Sineması) yaklaşınca, afişleri görmeye çalışarak ilerler, sinemanın aralık duran kapısından içeriye bakar. İçeriden, çekilen, kaldırılıp konan sandalye seslerine karışan bir ıslık sesi gelmektedir. 

SİNEMANIN BAHÇESİ.  

Sedat, ileride sinemanın kapısından başını uzatmış içeriye ilerilere doğru bakmaktadır. “Hacı” lakaplı kırk beş yaşlarında kırmızı yüzlü (şarapçı) bir adam, sinema bahçesinin arka taraflarında ıslık çalarak sandalyeleri gelişigüzel dizmektedir.

………. 

Sedat, sinema bahçesine birkaç adım girmiş, sinema girişinin solundaki duvara tutturulmuş olan afişlere bakmaktadır.

……….

Hacı’nın yakınında, duvara dayalı bir çalı süpürgesi, yerde galvaniz bir kova, bir sandalye üzerine atılmış silme bezleri, toplanmış gazoz şişeleri, gazyağı tenekesinden kesilerek yapılmış saplı bir faraş görülmektedir. Sağda, duvarın dibinde, sinemada unutulmuş bir öbek hırka, ceket, atkı vb. eşya…

……….

Duvarlarda sinema afişleri… Sedat, solundaki bahçe duvarının afiş konmamış bölümünü hızlı adımlarla geçer, duvarın ortalarındaki afişli yere gelir, afişlere dikkatle ve hayranlıkla bakarak Hacı’ya doğru ilerlemeye başlar. (Çevreden genel/yarı genel görüntüler, Sedat ve Hacı’nın çarpıcı görüntüleri…)

HACI (Sedat’ı görür): Mektebe gitmiyor musun bugün?

SEDAT (bir afişin önüde durmuş, ona inceler gibi bakmaktadır; yüzünü çevirmeden): Gidiyorum…

HACI (bir gazoz şişesine uzanır, kendi kendine söylenir): Ulan bu hıyar ağasına kaç defa söyleyeceğim, oğlum şişeleri toplamadan gitme, diye… Bir gün kırıp atacağım, görecek nasıl oluyormuş… Versin bakayım hesabını … (Sedat’a) E, sen geç kalmadın mı lan mektebe?

SEDAT (afişi incelemeyi sürdürür): Daha erken… Ablamı bekliyorum. Paramı alacağım.

HACI: (sandalyelerle uğraşmaktadır): Ne parası lan? Senin paran ablanda ne geziyor?!..

SEDAT (güler): Babamdan alıp bana verecek…

HACI (doğrulur, sorgularcasına): Senin elin yok mu hergele?!.. Kendin niye almıyorsun?

SEDAT (utana sıkıla): Şey… Babam bana kızgın…

HACI (merakla): N’aptın yine?

SEDAT: Sinemaya gittim diye…

HACI (şaşırmıştır): Sinemaya gittin diye, ha?!.. (hafifçe güler) Hadi lan… Başka bir halt etmişsindir sen…

SEDAT: Valla ki sinemaya gittim diye…

HACI (artık kızmaktadır): Yahu her Allah’ın günü burdasın nerdeyse… Kaçak mı geliyordun yani? (bir an susar) Yeni mi yakalandın!?..

SEDAT: Yok, öyle değil… Buraya izin alıp da geliyoruz.

HACI (kızmıştır): E öyleyse?!.. Lan eğleniyor musun bacak kadar boyunla benimle? Ha?!.. (vuracakmış gibi elini kaldırır)

SEDAT (Hacı’nın vurmayacağını bilmektedir; yine de gülerek sakınır gibi yapar): Valla diyorum. Konuştat’a (Kronştad’a* ) gittim diye kızdı.

HACI (anlamaz): Ne diyorsun sen be?! “Konuştat”… (“bu da neymiş” anlamında bir yüz anlatımıyla) “Konuştat”a gitmişmiş… (başını yana eğer, söylenir) Sabah sabah… Allahımınnessabirin… (iyiden iyiye kızmıştır; sesini yükseltir) Yok mu oğlum işin senin?!.. (kolunu kapıya doğru uzatıp elinin tersiyle “çık git” işareti yapar) Hadi mektebine mektebine… Yallah…

SEDAT (açıklamaya çalışır): “Konuştat” filim (film) Hacı Amca, filim… Sinema yani.

HACI (merekla): Filim mi!?.. “Konuştat” ha!?.. Öyle filim mi olur?!.. Ne biçim isim? (kendi kendine söylenir gibi) “Konuştat”… (Sedat’a inanmaya başlamıştır) Nerde gördün ki?

SEDAT: Sinemada…

HACI (yeniden kızmaya başlar): Tamam aslanım, anladık… Sen hakkaten (hakikaten) cins bir çocuksun… (söylenir) “Sinemada” diyor yahu… Lan oğlum, hangi sinemada gördün?!..

NAZİRE’NİN SESİ (kapı tarafından dipten): Hadi Sedat!..

Hacı ile Sedat sinemanın girişine doğru bakarlar, Nazire’yi görürler: on iki-on üç yaşına gelmiş olan Nazire, okul giysileriyle, saçları örülü, elinde kahverengi tahta okul çantası.

HACI (rahatlamışçasına  Nazire’ye seslenir): Nazire!.. Gelsene kız buraya… (Sedat’ı göstererek) Ne diyor bu yahu?!.. 

NAZİRE (meraklanmıştır): Buyur amca?!..

HACI: (Sedat’ı göstererek): “Konuştat monuştat” diye bir şeyler söylüyor…

NAZİRE (hafifçe güler): “Konuştat” değil Hacı Amca, “Konştat”…

HACI (sinirlendiğini belli etmeksizin): Her ne boksa… Ne demekmiş bu?!

NAZİRE (omzunu hafifçe kaldırarak): Filiiim… “Konştat Bağriyeleri”ymiş (Kronştad Bahriyelileri) mi ne…

Kiracılar anlattı… Askerler varmış hep… (Sedat’ı göstererek) Bu … (Hacı araya girer, sözlerini sürdüremez)

HACI (bilgiç): “Bahriyeli” desene şuna!.. (bir an susar, duygulanmış gibi) Benim bir sütkardeşim vardı: Rasim… “Bahriyeli” derdik. Rahmetli oldu; askerliğini bahriyede yapmıştı, Gölcük’te… Yavuz’da. Anlatırdı, orası rahatmış, ama üç sene… (susar)

NAZİRE (birkaç saniye Hacı’nın konuşmasını sürdürüp sürdürmeyeceğini kestirmeye çalışır, onun sözlerini bitirdiğine emin olduktan sonra da, Sedat’ı göstererek sözlerini kaldığı yerden sürdürür)

Bu akıllı da gitmiş… Öyle diyor… (ablasının anlatmaları Sedat’ın hoşuna gider, gülüp durmaktadır) Geçen gün… Kayboldu zannettik. Sinemaya gitmiş… Akşama kadar aradık. (bir an susar) İki gündür anlatıp duruyor.

Hacı Nazire’yi büyük bir dikkatle dinlemektedir; ancak, aldığı yanıtın Hacı’yı pek doyurmadığı anlaşılmaktadır; tepesi atmış bir durumda başını sağa sola çevirerek Nazire’ye bakmaktadır.

SEDAT (merakla): Sütkardeşi ne Hacı Amca?

HACI (gözlerini Nazire’den ayırmaksızın istemeye istemeye ve sinirli bir biçimde): Aynı memeyi emmiş yani, ama anaları başka başka… (Nazire’ye) Eee?

SEDAT: Yavuz ne? (gülümseyerek) Benim arkadaşım var, adı Yavuz.

HACI (Sedat’a hışımla döner; kızarak): Lan oğlum, habire sorup durmasana!.. İşimiz gücümüz var. Mustantik (müstantik) misin nesin?!..

SEDAT: Mus….. (elini ağzına götürüp susar) 

HACI (elinin tersiyle Sedat’a vuracakmış gibi bir hareket yapıp Nazire’ye döner): Yahu, nerede görmüş?!.. Onu da söylesene!..

SEDAT: (adamın sinirlenmesine aldırmaz, sakin bir sesle): Sinemada.

HACI (çok sert siçimde parmağıyla gözdağı verir): Sen sus!.. Sana soran yok!.. (Nazire’ye döner) Ha? Nerede?..

NAZİRE (çekinerek): Söylüyor işte… Sinemada…

HACI (sinirlenmiştir): Tamam. (durup düşünür, sonra, eliyle bulundukları yeri gösterir) Burası nere?!.. Ha?!..

NAZİRE İLE SEDAT (sözleri birbirine karışarak aynı anda): Bahçe sineması…

HACI (durumu anlamış gibidir): Pekâlâ… (bulundukları yeri elleriyle göstermeyi sürdürerek çocuklara) Bakın: bu bahçe sinemasının adı “Sakarya Sineması”… Yani, “Sakarya Bahçe Sineması”. Yazlık sinema. (bir an durup çocukların yüzlerine bakar) Anladınız mı?

Sedat, “evet” anlamında başını sallar; tam konuşacak gibi olduğu sırada Hacı Nazire’ye döner.

NAZİRE (daha Hacı sormadan): “Sakarya Sineması”… Ben biliyorum.

SEDAT (atılır): Ben de…

HACI: (eliyle “sus” işareti yaptığı Sedat’ı göstererek Nazire’ye): Bu hergelenin gittiği sinemanın adı neymiş?

SEDAT (atılır): Kı ….. (sözünü tamamlayamaz [Hacı susturmuştur])

HACI (eliyle Sedat’ın ağzını kapatarak sertçe): Sen sus demedim mi?!.. (Nazire’ye yönelir)

NAZİRE: Kızılay’a gitmiş… Sinema ordaymış…

HACI (Hayretle): Ne!? Kızılay’a mı gitmiş?!.. (bir an susar) İyi kaybolmamış… (susar, düşünmeye başlar)

Nazire, ne yapacağını kestiremez durumda huzursuzluk içinde Hacı’ya bakmaktadır. Sedat, artık konuşmaları dinlemiyordur; Kızılay olayını umursamıyor görülmektedir; kulağı Hacı ile Nazire’de, gözü duvardaki afişlerdedir; elle yapılmış bir afişin önüne gider, dikkatle onu incelemeye koyulur. Hacı, bir yandan Nazire’yle konuşmakta bir yandan da başını sağa sola sallayarak yan gözle Sedat’ı izlemektedir.

HACI (birden Nazire’ye doğru bakarak kendi kendine konuşur gibi): Ulus Sineması’nda oynuyormuş ha?..

Nazire yanıt vermez; yüz mimiklerinden, sinemanın nerede olduğunu bilmediği anlaşılmaktadır.

HACI (birkaç saniye susar): Pahalıdır orası…

SEDAT (Hacı’dan yana döner, böbürlenerek): Otuz kuruş…

HACI (Sedat’a döner): Nasıl gittin lan oralara? Yürüdün mü?

SEDAT (böbürlenmesini sürdürerek): Otobüsle…

HACI: Otuz kuruş sinema, beş gidiş beş geliş, on kuruş da o… O kadar parayı suladın ha!?.. Tu sana… (hesap yapar gibi bir-iki saniye düşünür [çocuklar bakışmaktadırlar]) Bizde beş kuruş. Kaç kere gelirsin o parayla buraya biliyor musun?!.. Sekiz kere, sekiz!..

NAZİRE (atılır): Biz onluk yerde oturuyoruz. (Sedat’a) Hadi yürü!.. (o sırada yine afjşlere dönmüş olan Sedat’ı omzundan tutup çekerek çıkışa doğru yürümeye başlar; Hacı’ya döner) Biz gidiyoruz…

SEDAT (Hacı’ya döner): Oradaki resimler kocamandı. (duvardakileri işaret eder) Bunlar ufak…

HACI (Sedat’a kızgınlıkla ve sertçe): Hadi yallah!.. (Nazire’ye) Güle güle kızım. (çocuklar birkaç adım yürüdükten sonra arkalarından) Bu kerataya sahip ol ha… Allah muhafaza, başına bir iş gelecek böyle giderse… (başını sağa sola eğerek ve kendi kendine söylenerek işine döner)

SEDAT (beş-altı adım gittikten sonra arkasına dönüp geri geri yürüyerek Hacı’ya seslenir): Sana anlatırım istersen… Adamları hep denize attılar… (durur, çantasını yere bırakır) Rus olanları …..

NAZİRE (Sedat’ın durduğunu anlar, yürümesine ara vermeden başını arkaya çevirerek sertçe): Yürü yürü!.. Sonra anlatırsın.

SEDAT (arkasına baka baka yürümekte, iki elini göğsüne bastırarak ve sesini güçlendirerek anlatmaktadır): Buralarına koca koca taş bağlayıp askerleri denize attılar. Rusları… Hepsini attılar ama… Atanların adı Alman…

HACI (filmi merak etmiştir; kızgınlığı biraz geçmiş gibi seslenir): Yarın anlatırsın, yarın!..

NAZİRE (başını geriye çevirip Sedat’ı işaret ederek Hacı’ya seslenir): Bunu susturamazsın amca!.. Annemi bıktırdı.

SEDAT (sevinçle): Sabah gelirim ama…

Hacı, “olur” anlamında işaretler yapar. Sedat ileriye döner.

Çocuklar kapıya varırken Hacı işine koyulur.

Kararma.

(s ü r e c e k)

 _________________

* Rusya’da bir liman kentinin ve bir Rus savaş gemisinin adı.

 

© 2004 İK

© 2010 ilgilik

 

Önceki bölümler: | 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 | 12 |

Sinema sayfaları topluca şurada: Sinema

 

kısa ara çizgisi

 

Açıklama: Sayfaların altında ‘Benzer Yazılar’ başlığıyla verilen bağlantılar, sistemin, o sayfada yer alan metinde geçen sözcükler bakımından kurduğu sayımlamalı bağa dayanmaktadır.

Bir öneri: Duyurular sayfamıza da uğrayınız.

 

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.