Senaryo -8-

 

 

s e n a r y o

ya da bir sevdayı resmetmek

 

bir anlatı denemesi

 

 

inal karagözoğlu

 

 

-8-

 

İlk bölüm için tıklayınız.

 

 Sinemada bekleyiş

 

SİNEMANIN BAHÇESİ.

İleride adının “Nazire” olduğunu öğreneceğimiz on bir- on iki yaşlarında bir kız çocuğu (Sedat’ın ablası), hususi bölümünün sol bölüğünde, ortalardaki bir sıranın sağ başında ayağa kalkmış, tedirginlik içinde bir şeyler arayan gözlerle makine dairesine doğru bakmaktadır. Kızın solunda, bir sandalye ötede, komşularının dokuz-on yaşlarındaki oğlu Macit (başı yaşına göre büyük, tombalak bir çocuk) oturmaktadır. Macit, bir yandan elindeki külahtan kabuklu yerfıstığı yemekte, bir yandan da çevresine bakınmaktadır. (Genel/yarı genel/çarpıcı görüntüler… Görüntüleri destekleyen sesler.)

Sedat, bir ayağını makine dairesinin eşiğine atmış, gövdesinin sağ üst bölümünü içeriye sarkıtmıştır. (Sedat’ın çarpıcı görüntüleri…)

NAZİRE (birden kardeşini görür ve yüzünü asmış olarak Macit’e döner, çocuğun omzuna dokunup eliyle Sedat’ın bulunduğu tarafı işaret eder): Macit, bak bak, yine orada!..

MACİT (gözü çevresinde, sorar): Kim?

NAZİRE (kızarcasına): Kim olacak, Sedat…

MACİT (ilgilenir gibi): Nerede kız?

NAZİRE (kızgınlıkla Macit’e dönerek çıkışır): “Kız” deme bana!.. Anam-babam mısın? (korkuturcasına) Bir daha dersen annene söylerim… Vallahi bak, yeminlen (yeminle)… (bir an susup Sedat’ın bulunduğu tarafı yüzü Macit’e dönük olarak sol eliyle bir kez daha işaret eder) Makine dairesinin orada…

Sedat tam o sırada ürkek adımlarla makine dairesine girmektedir. Macit oturduğu yerde büyük bir umursamazlık içinde arkasına dönüp boş gözlerle bakırınır.

NAZİRE (Macit’in haline sinirlenmiş olarak arkaya dönerken): Git çağır şunu!..

MACİT (hâlâ oturur durumda boynunu ileriye doğru uzatmış, aynı umursamazlık içinde sinemanın arkalarına bakınmaktadır): Hani, nerde?

NAZİRE (Macit’e kızarak): Şapşaliko, ayağa kalkıp baksana!.. (omzunu silkerek döner, Sedat’ı gördüğü noktaya bakar)

Nazire Sedat’ı göremez. Bu sırada Macit de istemeye istemeye ayağa kalkmış, gerilere doğru bakınmaya başlamıştır.

NAZİRE (büyük bir şaşkınlık içinde eliyle makine dairesi işaret ederek) Valla ordaydı… İki gözüm kör olsun…

MACİT (yerine otururken): Yemin etme kız… (yine “kız” demiş olduğunun birden ayırdına varır, ağzını tutup yalvarır gibi) Töbe töbe…

NAZİRE (Macit’in “kız” dediğini duymamış gibi yapar; kendinden emin): Valla diyorum… Oradaydı.

Nazire, şaşkınlık ve kızgınlık içindedir; ayakta, gözleriyle makine dairesinin çevresinde ve arka taraflarda Sedat’ı aramaktadır. Macit, umursamazlıkla çevresine bakınarak fıstık yemeye başlamıştır; bu arada, sağdan soldan çocuklarla işaretleşmektedir. (Nazire’nin çarpıcı görüntüleri/genel görüntüler…)

MAKİNE DAİRESİ. İÇ.

Sedat, çekingen hareketlerle bir adım kadar içeri girmiş (bu, makine dairesine ilk girişidir), Makinist’in masada film hazırlamasını izlemektedir. (Sedat’ın çarpıcı görüntüleri ve onun gözünden, başta iş masasından, film yapıştırma işleminden, film yapıştırma çözeltisinden, sinema makinesinden ve makine dairesindeki eşya ve donanımlardan, duvarlardaki sinema afişlerinden birkaç ayrıntılı görüntü, birkaç da genel görüntü.)

MAKİNİST (içeriye birisinin girdiğinin hemen ayırdına varır, döner, Sedat’ı görür; işini sürdürürken takılırcasına ve belli belirsiz sevinmiş gibi): Ahha (aha)!.. Bizim kuş içeri girmiş… (kızmış gibi görünerek) Sen ne geziyorsun buralarda, ha!?.. Ararlar oğlum seni… Hadi yallah, doooğru ananın-babanın yanına…

SEDAT (gözlerini makinistin yaptığı işten ayırmaksızın ve mırıldanır gibi): Onlar burda değil ki…

MAKİNİST (işini sürdürürken hayretle): Yalnız mı geldin yani!?

SEDAT (bir önceki durumu sürmektedir): Yok… Ablamla geldim. Macit Abi de var…

MAKİNİST (sorguya çekercesine): Nerede oturuyorsun?

SEDAT (Makinist’e bakmaya başlamıştır): Tepe’de…

MAKİNİST (işini sürdürmektedir; arada sırada çocuğun yüzüne bakmaktadır; eliyle “yanıma yaklaş” işareti yapıp sorguyu sürdürür): Ne tepesiymiş bu?..

SEDAT (sevinerek Makinist’in yanına yaklaşırken): Deliller Tepesi.

MAKİNİST (gülmesini tutarak): Deliler tepesi mi!?..

Sedat, Makinist’in yanına gelmiştir; güler.

MAKİNİST (tam Sedat ağzını açacakken): Herkes deli mi sizin orda (orada)!?.. Deli deli tepeli, kulakları küpeli… Sen duydun muydu bu lafı?

Sedat sesli sesli gülmeye başlamıştır. Bir şey söyleyecek gibidir, ancak, güldüğü için konuşamaz.

SEDAT (gülmektedir): Ha .. ha .. 

MAKİNİST (“Deliller Tepesi” sözünü anlamamış gibi davrandığı artık belli olmaktadır): Kaç deli var tepede?

Sedat’ın gülmesi iyice artar.

MAKİNİST (şakasını sürdürür): Sen de delisin anlaşılan… Baksana habire gülüyorsun… Durup dururken deliler güler böyle… (işaret parmağıyla Sedat’ı işaret ederek alay eder gibi) Deli deli tepeli!..

MAKİNİST (kalkar, Sedat’ın kulaklarına eller): Hani küpelerin?!.. (gider, bir köşede üzerinde birtakım kutular ile birkaç 78’lik plak bulunan alçak bir tabureyi iş masasının yakınına çeker, taburenin üzerindekileri iş masasına aktarır; plakları, ışığın yansımasına göre sağa-sola evirip çevirerek kontrol eder, çatlamış olan birini ayırıp iş masanın üzerindeki rafa koyar, Sedat’a tabureye oturmasını işaret eder, ardından da çocuğun başını şöyle bir okşayıp dışarıya çıkar)

Sedat, gülmesini kesmiştir, makine dairesine ilk kez girmiş olmanın heyecanı içindedir; büyük bir merak ve dikkatle makine dairesinin içerisini incelemeye koyulur. (Sedat’ın gözünden ayrıntılı görüntüler: projeksiyon makinesi, makinenin önündeki iki küçük pencere,  duvarlardaki film afişleri, film makaraları, iş masasının üzerindekiler…)

……….

Sedat ayağa kalkmış, duvardaki afişleri yakından incelemektedir.

……….

Sedat, açık olan kapıya anlık bakışlarla iş masasına yaklaşır, masanın üzerindeki küçük şişenin kapağını açar, şişenin içini birkaç kez koklar, sonra ağzını kapatıp şişeyi yerine koyar, bu kez uzanır raftaki çatlak plağı alıp inceler, üzerindeki yazıyı okumaya çalışır ve plağı yerine koyar sonra da eline, üzerinde “Acétone” yazan, ağzı bezden bir tıpayla kapatılmış olan irice bir şişeyi alır, tıpasını çıkarıp başını öne uzatarak şişeyi dikkatle burnuna doğru götürür ve asetonun yoğun kokusundan etkilenerek hemen başını geriye çeker (aseton şişesi ile Sedat’ın çarpıcı görüntüleri). Sedat, bir kez de şişeyi uzakta tutarak aseton kokusunu almak için burnunu çeker. Bir an dışarıya kulak kabartır ve aceleyle şişeyi kapatıp masadaki yerine koyar ve gider tabureye oturur. Tam bu sırada Makinist elinde bir film kutusu ve birkaç tane çok büyük plakla kapıda görünür. Sedat şaşkın bakışlarla gözlerini plaklara diker (plakların genel/yarı genel/ayrıntılı görüntüleri).

……….

(s ü r e c e k)

 

Önceki bölümler için tıklayınız: | 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | 7 |

 

© 2004 İK

© 2010 ilgilik

 

 

kısa ara çizgisi

 

Açıklama: Sayfaların altında ‘Benzer Yazılar’ başlığıyla verilen bağlantılar, sistemin, o sayfada yer alan metinde geçen sözcükler bakımından kurduğu sayımlamalı bağa dayanmaktadır.

Bir öneri: Duyurular sayfamıza da uğrayınız.

 

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.