“Şairden Başka Hiçbir Şeye Benzetilemezdi”

Özdemir Asaf’tan Karısına Mektuplar

 

S u n u 

 

 

Geçen ayın 28’i bir şairimizin sonsuzluğa geçişinin yıldönümüydü. O, kendisine özgü bir şairdi; Haldun Taner’in deyişiyle, “şairden başka hiçbir şeye benzetilemezdi.” Tanındığı adıyla Özdemir Asaf’tı…

 

O bu kez, ölümlüler dünyasından ayrılışının 29’uncu yılında, dillerden hiç düşmeyen dizelerinin yanı sıra mektuplarıyla da karşısında sevenlerinin: Sana Mektuplar. Bunlar, Şair’in karısına yazdığı mektuplar… Kızı Seda Arun kitaplaştırdı. Sana Mektuplar’ın okura ulaşması, içeriğiyle örtüşen bir günde, Sevgililer Günü’nde oldu.

 

Sigorta Dünyası dergisi Şubat sayısında, Dünya Yazman’ın¹, bir zamanlar sigortacılık da yapmış olan Şair’in bu mektuplarının gün yüzüne çıkışı dolayısıyla Seda Arun’la yaptığı söyleşiye yer verdi². Bu söyleşiyi Yazman’ın ‘Çiçek Dürbünü’ adlı köşesinden İlgilik’e taşımak istedim.

 

Bana bu olanağı tanıyan Sigorta Dünyası’na teşekkür ederim.

 

 

İnal Karagözoğlu

Yarımca, 20 Şubat 2010

 

ara imi

 

SD 585. s.

 

Özdemir Asaf’ın “Sana Mektuplar”ından öğreniyoruz:

Aşkı için sigortacılık da yapmış bir şair…

 

 

Sana Mektuplar…

Halit Özdemir Asaf Arun’un Sabahat Selma Tezakın’la yaşadığı

büyük aşkın yıllar boyunca mektuplardaki izleri, gelişimi…

Anılar, belgeler, o dönemden renkler, kokular, kelimeler ve deyişler…

Düşün, insan ve duygulara verilen değerin yansıdığı satırlar…

Özdemir Asaf’ı seven herkesin edinmekten mutlu olacağı bu eser,

14 Şubat Sevgililer Günü’nde raflarda. Kitapta, onun sigortacılık günlerini

ve aşkı için verdiği çabaları göreceğiz.

 

 

 

Şair Özdemir Asaf hayranlıkla ilk okuduğum yazarlardan. Edebiyatta belli bir akıma girmeyenlerden Asaf’la felsefeyi, şiiri sevmeye başladım diyebilirim. Yurdumuzda az görülen türde bir eser derleyen kızı Seda Arun’la onları şimdi Çiçek Dürbünü’nde görmek ne güzel.

 

Bu kitapta babanız Özdemir Asaf’ın annenize yazdığı mektuplardan aşkını, o günleri ve onun şair kişiliğini okuyacağız. Bu kitabı nasıl derlediniz?

 

Bu tesadüfen oluşan bir kitap. Çocukluğumdan beri, annemin sandığındaki o mektupları hep bilirdim. 1998 senesinde istedim verdi. Ne yapacağımı bilmiyordum. Bir ay kadar öyle durdu mektuplar.

 

O zamanlar iletişim ancak mektupla oluyor. Elimizdeki ilk mektubun tarihi 15 Mart 1944. Babamın 11 Haziran 1923 doğumlu olduğunu göz önüne alırsak 21 yaşını daha bitirmemişken ve tabii edebiyata da meraklı olduğu için mektup yazmaya başlıyor.

 

Dedemin “hayır” deyişleri nedeniyle, bir ara artık evlenebileceğini tahmin etmediği için o mektuplara “Ayrılığın Kitabı” ismini uygun görüyor. Evlendikten sonra, “Kitabın adını ‘Sana Mektuplar’ koydum” diyor. Mektuplar kurgulu. Yayımlanması düşünülmüş. Çünkü genellikle biz mektup yazdığımız vakit soru sorarız, okuyan kişi de onun cevabını verir. Burada tırnak içinde soruyu alıyor ve cevabını öyle veriyor. O bakımdan gelen mektupları da anlayabiliyor insan.

  Sana Mektuplar’ı, Şair’in kızı Seda Arun hazırladı.

 

Kitabı hazırlarken, Aşk Mektupları, Evlilik Mektupları, Ayrılık Mektupları diye üçe böldüm. İçindeki duygu da değişiyor tabii mektupların bu dönemlerde. İlk dönem mektupları 1944’te başlıyor, 1946’da bitiyor. Evlendikten sonra 1947’de başlıyor, askere gittiği için. 1949’da dönüyor. Ondan sonra mektuplar kesiliyor tabii. Sonra annem babamı terk ediyor. Gizli bir terk edişi var. İsveç’e gidiyor 1958’de. O dönem de son dönem… Bütün düşüncesi beni oraya aldırıp hayatını orada devam ettirmek. Yani babamdan ayrılmayı düşünüyor. Fakat ben o sene hastalanıyorum. Merak ediyor, o sebeple geri dönüyor İsveç’ten, daha doğrusu babam gidiyor alıyor, geze geze geliyorlar. Sonra ayrılıyorlar.

 

 Seda Arun, annesi ve babasıyla…

Seda Arun, annesi ve babasıyla…

 

Hem babam Özdemir Asaf’ın, hem şair Özdemir Asaf’ın yazdıklarını iyi bildiğimi sandığım için, bu bölümleri kendi şiirlerinde kullandığı gibi adlandırdım: İlk bölüme “Aşk Mektupları, ‘ben’i sana anlatma”, evlendikten sonra askerliği sırasında yazdıklarına “Evlilik Mektupları, ikinci benle ‘ben’i sana anlatma”, son bölüme de “Ayrılık Mektupları, sen’i sana anlatma”. Zaten orada bitiyor, seni sana anlatınca hiçbir şey kalmıyor geriye.

 

Büyük aşk nasıl başlıyor, nerede tanışıyorlar?

 

Babam anneme hukuk fakültesinde okurlarken âşık oluyor. Fakat annemin bu işe gönlü yok. Çünkü okul uzun, askerlik var… Hatta annem okulunu değiştiriyor. Fakat babamın aşkı sürüyor, annemle evlenmek istiyor. Annemin babası dedem Mustafa Tezakın da pek razı değil bu evliliğe. “Önce okulunu bitirsin” diyor. Babam okula gidip gelirken, babaannem bir gün Mustafa Bey’e gidiyor ve “Oğlum çok kötü durumda, gözlerini tavana dikip Sabahat diye bağırıyor” diyor. Dedem de “bari sınıfını geçsin” diyor o zaman. Babam bunun üzerine sırf annemle evlenebilmek için çok sıkı çalışmaya başlıyor. Roma hukuku sınavına iki arkadaş birlikte giriyorlar. Prof. Schwarz, Almanya’dan gelen dönemin meşhur Musevi profesörlerinden… Fransızca anlatıyor babam dersi. Prof. Schwarz o kadar beğeniyor ki, elini sıkıyor ve 10 numara veriyor. Fakat yanlışlıkla babamın 10 numarası, sınava birlikte girdiği arkadaşa, onun aldığı 7 ise babama veriliyor. Ve babam “üssümizan” sisteminde 34,5’i tutturamadığı için sınıfta kalıyor. Eğer gidip sonuçlara bakmış olsa itiraz hakkı var, fakat o kadar emin ki geçtiğinden gidip bakmıyor. Çok büyük bir darbe yiyor yani. Okuldan soğuyor. Ve okulu bırakıyor. Artık yapacak bir şey yok.

 Saygı -Şiir, Özdemir Asaf 

Saygı

 

Sana güzel deyorlar; / Sakın olma.

 

 

Özdemir Asaf’ın 1942’de Doğan Sigorta’da prodüktörlük yapmaya başladığını biliyorum. Bu şirket önce Akhayat’a, daha sonra Ak Emeklilik’e dönüştürüldü ve halen Avivasa olarak varlığını sürdürmekte. Sigortacılık macerası nasıl başlıyor?

 

Annemin babası dedem, piyasada çok sevilen, sözüne güvenilen dürüst bir tüccar, o nedenle de maddi durumları çok iyi. O nedenle babam kendini dedeme kabul ettirebilmek, annemle evlenebilmek için sigorta işine başlıyor. Doğan Sigorta’da prodüktör olarak…

 

Peki nasıl anlatıyor sigortayı mektuplarında?

 

Bir ara çok sigorta yapmış. Mektuplardan öğrendiğimiz kadarıyla çoğunlukla ucu ucuna büyük işleri kaçırmış. Ankara’ya gittiği vakit babaannemin ahpabı, “Hay Allah, yahu daha yeni yaptırdım 5 bin liralık sigorta, bilsem sana yaptırırdım” diyor. Hep böyle olumsuzluklar anlatıyor… Ankara’ya, Çankırı’ya, Kastamonu’ya gidiyor. Oralarda uzaktan tanıdık, eş dost, kimi bulursa dolaşıyor. Mesela Afyon’a iş için gitmiş, Afyon Kalesi’ni, güneşin batışını anlatıyor. Ya da Kastamonu’ya gitmiş, “Düşündüğümden düşük bir vilayet, Osman Dayım sigorta işine yanaşmayarak beni kimseye takdime yeltenmedi” diyor…

 

Bu arada bir yandan da Tercüme ve Kaynak dergilerine de şiirlerini ve çevirilerini veriyor.

 

“Ankara’da arkadaşları gördüm, yedek subay olmuşlar, ben de gelmişken bu işi halledeyim diyorum” diyor bir mektubunda. Ve 1 Mart 1948’de askere gidiyor. Askerde de poliçe satmaya çalışıyor. Mektuplardan öğreniyoruz yine, yaptırırız diyorlar, fakat bir türlü yeterince bir kazanç gelmiyor.

 

Annem “bir ara hepimiz sigortalıydık” derdi… Herkesi sigortalıyormuş babam… Bir de Sigorta Prodüktörleri Cemiyeti’ne üye olunuyor o dönemde, bilmiyorum şimdi de öyle mi. Sigorta prodüktörlüğü daha çok dedeye karşı göstermelik bir iş. Yabancı kelime olduğu için hoş bir şey…

 

Dedem de “askerlik dönüşü sana bir matbaa açayım artık” diyor, imkânları geniş. Fakat terhisine iki ay kala dedem hastalanıp ölüyor. Kalan mirasla bir dükkân açıyor annem ile dayım, beceremiyorlar, iflas ediyorlar. Yine de babaannem, annem matbaanın (Sanat Basımevi, 1950) açılmasına ön ayak oluyorlar. Bu şekilde sigorta prodüktörlüğü işi de bitmiş oluyor.

 

Peki, Doğan Sigorta’nın adı geçiyor mu mektuplarında?

 

Kalem, kalem ucu, mektup kâğıtları, zarflar, kırtasiye çok önemli babam için. Ya kalemin ucunu beğenmiyor, ya “mürekkep dağıtıyor bu kâğıt” diyor. Doğan Sigorta’nın antetli kâğıdına yazarken de, “resmi kâğıda yazdığım için kusura bakma, başka bulamadım” diyor.

 

Mektuplarda doğrudan yazmamış ama bize anlatırdı. Her ne kadar dışardan çalışıyorsa da Doğan Sigorta’nın merkezine de gidip geliyor. Herkes işe sabah erkenden giderken, babam her zaman gecikiyor. Babam gittiğinde öğle yemeğine çıkıyorlar. Babam da çıkıyor tabii. Arkadaşlarıyla oturuyor, sohbet uzuyor, döndüğündeyse tatil oluyor işyeri. O bakımdan pek ofiste bulunamıyor. Şirketin saatleri babamın saatlerine uymuyor. Hiç denkleştiremiyor. “Saatleri bir tutturabilseydim devam edecektim ama saatlerimiz uymadı” derdi, böyle şaka yollu anlatırdı.

 

1923 doğumlu âşık bir şair olan Özdemir Asaf’tan o döneme dair birçok şey okuyacağız bu mektup kitabında. Babanız 1955’te ‘Yuvarlak Masa Yayınları’nı kuruyor ve oradan çıkarıyor kitaplarını. 1971’de de Bebek’te ‘Şimdi – Biblio Bar’ı açıyor. Neler anlatıyor?

 

Hem aşkı anlatıyor, hem dönemi anlatıyor mektuplarında, hem de ülkeyi… Mesela “Erzurum tren seferleri 36 saate inecekmiş artık” diyor. O dönemin koşulları… Kaldığı yerlerin şekillerini çizmiş… Karın yağışını anlatmış. Gramlarıyla liste çıkarıyor; peynir, havuç, yumurta, tereyağı… Bu kadar masrafım oldu, eve para yollayamıyorum diyor yani.

 

Ne kadar bilgili olduğunu da gösteriyor mektuplarında. Kitabın dizininde, Namık Kemal’den İsa’ya, Atatürk’ten Ahmet Vefik Paşa’ya birçok değişik isim var. Tüm bilgisini döküyor ortaya.

 

Sana Mektuplar’da, onun kişiliği, duyguları, yaşadıkları, Türkçesi, dünya görüşü, şairliğinin arka planı, ailesi, sevdikleri, sevmedikleri, güncel konular, ekonomik zorluklar, hayat koşulları bir arada yer alıyor.

 

Bugüne kadar böyle bir mektup kitabı yapıldı mı?

 

Bu tür mektup kitaplarına genellikle mektupların ve zarfların tıpkıbasımları konuyor. Bu kadar görsel ağırlıklı mektup kitabı ben de daha görmedim. Çünkü her sayfasında bir fotoğraf ya da bir zarf, bir belge var, o sayfada geçenle ilgili hep. Mesela askerden yazdığı bir mektupta “Seda’nın fotoğrafını yollamışsınız, elimde parçalandı” diyor, o fotoğraf var kitabın o sayfasında… Belgeler durduğu için kullanmaktan çekinmedik. Tabii kitabın tamamının dört renkli olması da bu nedenle. Çünkü genellikle bu tür kitaplarda araya forma koyuyorlar fotoğraflar için. Bunda ise o akıcılık var.

  

28 Ocak, ölümünün 29. yıldönümüydü. Bugünlerde de ‘Sana Mektuplar’ çıkmak üzere. Örnek vermek isterseniz babanızın hangi anlatımları çok etkiledi sizi?

 

Birçok var ama… Babateyzem, annemden gözlük istemiş, mektuptan öğreniyoruz. “Teyzem senden gözlük istemiş, teyzemin gözlüğe ihtiyacı kalmadı” diyor. Böyle bir ölüm haberi veriyor mesela.

 

 

Seda Arun'la babasından annesine mektupları Dünya Yazman konuştu.

 

Sonra yine bir ölüm haberi alıyor askerdeyken. “Seher Teyzeme çok üzüldüm, devamlı hastalıktan şikâyet edişiyle o benim için bir roman kahramanıydı, ben o romanı okudum ve o roman bitti” diyor. Hoş anlatımlar bunlar.

 

 

 

____________________________________

¹ Sigorta Dünyası Dergisi Sorumlu Yazı İşleri Yönetmeni

  dunya@sigortadunyasi.com.tr

² Sigorta Dünyası, Şubat 2010, 585. s.

 

Notlar:

- Fotoğraflar özgün metinden alındı.

- Başlıklar ile fotoğraf altları İlgilik'e özeldir.

  

© Sigorta Dünyası

© 2010 ilgilik

 

 

kısa ara çizgisi

 

Açıklama: Sayfaların altında ‘Benzer Yazılar’ başlığıyla verilen bağlantılar, sistemin, o sayfada yer alan metinde geçen sözcükler bakımından kurduğu sayımlamalı bağa dayanmaktadır.

Bir öneri: Duyurular sayfamıza da uğrayınız.

Bir şey daha: Senaryo’ya göz attınız mı? Bölümler için tıklayınız: | 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 6 |

{lang: 'tr'}

2 Yorum

  1. İnal Karagözoğlu said,

    Şubat 22, 2010 at 13:39

    Açıklama

    Değerli Okurlar,

    Bu sayfanın yayımlanmasından bir buçuk saat kadar sonra, Sigorta Dünyası dergisinin sahibi ve genel yayın yönetmeni Emre Yazman’dan bir ileti aldım. Yazman, sayfayı güzel bulduğunu belirttikten sonra bir anımsatma yapıyordu: “Özdemir Asaf eylemliklerin gövdesini bozmak istemediği için yuvarlak ünsüzleri darlaştırmazdı. Yani ‘diyorlar’ yerine ‘deyorlar’ diye yazardı. Resim altının ‘deyorlar’a dönüştürülmesi yerinde olabilir. Zaten resimde de öyle.”

    Doğrusu, Özdemir Asaf’ın bu uygulamasından haberim yoktu; ve bu yüzden olacak, söz konusu fotoğrafının üzerinde yer alan ‘Saygı’ şiirinde geçen bu ‘deyorlar’ sözcüğünün yazılışına da pek dikkat etmemişim. Sonuç: şiiri fotoğraf altı olarak yazarken bir çeşit algı yanılmasıyla ‘deyorlar’ı ‘diyorlar’ diye görmüşüm ve öyle yazmışım. Tabii, gereken düzeltmeyi hemen yaptım.

    Bu açıklamayı, hem bir özür dilemek hem de Özdemir Asaf’ın bu uygulamasını belki bilmeyenler vardır, onlara duyurmak için yapıyorum.

  2. pakiz borteçen said,

    Şubat 28, 2010 at 13:19

    Özdemir Asaf gibi eşine rastlanamaz bir kişiliği burada bizlere sunduğunuz için, diğer güzel yazılarınız ve bilhassa senaryolar için elinize sağlık sevgili İnal Bey….

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.