Senaryo -5-

s e n a r y o

ya da bir sevdayı resmetmek

 

bir anlatı denemesi

 

 

inal karagözoğlu

 

 

-5-

 

İlk bölüm için tıklayınız.

 

Sinemada bekleyiş

 

Pastane çalışanları, Anna’nın Leyla’dan söz eden son sözleri üzerine Sedat’a bakarak anlamlı biçimde gülümsemeye başlamışlardır.

SEDAT (memnun ama utanmış): Teşekkür madam… Ama, bilmem ki Leyla gelir mi?

MADAM MARİKA (Kâinat usta ve yardımcılarının şaşırmış bakışları altında ileri doğru birkaç adım atar; sevecenlikle): Geleçek (gelecek) geleçek…

İşliğe girmekte olan Anna, Madam Marika’nın sesini işitir işitmez şaşkınlıkla geri dönmüş, hemen kendisini toparlamaya çalışarak yürüyüp tezgâha yanaşmıştır.

MADAM MARİKA (sözlerini sürdürmektedir): Ben biliyorım (biliyorum), o geleçek… Niçin gelmiyyor (gelmiyor)?!.. Leyla geleçek burya (buraya)… (parmağıyla Sedat’ı isaret ederek) Hem da (de) senle (seninle)…¹ (şapkasını çıkarır, tezgâhın arkasında büyük bir saygı içinde emrini beklemekte olan Anna’ya uzatır; bilmiyormuşçasına tebessümle) Sen neler yapıyorsun Anna?

ANNA (biraz şaşkın ve utanmış, buzdolabını işaret eder): Muhallebileri getirdim Madam Larissa. Kremaları almaya gidiyordum… Kremşokolalar da hazır Madam Larissa.

Sedat ve çalışanlar belirgin bir utanmışlıkla bakışırlar.

MADAM MARİKA (gülümseyerek dinlemektedir): Ben onları sormadım… (iç personeli göstererek) Kulağıma geldi, hepsine bir şey yapıyorsun?!… (Sedat’ı işaret ederek): Sedat Bey’e… Leyla Hanım’a da… Evet?!..

ANNA (şaşkın bir durumdadır; çekine çekine ve utanarak): Yemek, Madam Larissa… (konuşmayı Rusça sürdürür)²  Çok afedersiniz efendim… Hayvanlara yaptığım yemekler için Kâinat Usta, “Öyle de temiz yapar ki, insan bile yer” diye bana şaka yaptı da… Ben de, olmaz, sizlere ayrıca güzel yemekler yaparım, dedim. (birkaç saniye susup Madam Marika’nın tepkisini ölçer, Madam’ın, kendisini gülümseyerek dinlediğini görüp rahatlar) Sedat Bey de yemek istedi, ben de ona, çok sevdiğiniz için size borç pişiririm, Leyla Hanım’ı da davet ederim, birlikte içersiniz, diyordum… (bir an susar) Efendim, izninizle işime dönebilir miyim?

MADAM MARİKA (gülümsemektedir) Tamam Bayan Makarova, gidebilirsiniz. Ama ben de istiyorum borç. Yarın yap, hep birlikte içelim. Unutma. (kendisini selamlayıp içeriye yönelen Anna’nın biraz uzaklaşmasını bekler, ardından da Sedat’a döner) Bugün başlıyorsunuz ha Sedat? Ben bu filmi çok merak ediyordum. (Sedat’ın kulağına eğilir, bir genç kız edasıyla ve bir sır verircesine fısıldayarak) Ben o adama âşığım.

SEDAT (şaşkın, biraz da utanmış): Kime Madam Marika? (bir an düşünür gibi susar, utana sıkıla) Humphrey  Bogart’a?!..

MADAM MARİKA (dudaklarını ısırarak “evet” anlamında başını sallar): Casablanca’dan beri…

SEDAT: Anladım Madam Marika… (bir an susar) Onu herkes çok seviyor Madam. Bu filmi de zannederim dolu dolu üç hafta oynar…

MADAM MARİKA (sır vermesini sürdürür) Ah, Ingrid Bergman’ın yerinde olmak isterdim… (göz kırparak) Hangi geç kız istemez? (bir an susar) E delikanlı, sen kimin yerinde olmak istiyorsun?!..

SEDAT (şaşkınlığı ve utanması artmıştır, ne diyeceğini bilemez): Ben mi!?.. Şey, Madam Marika …

MADAM MARİKA (yüreklendirerek): Hadiii… Sıkılmana gerek yok… Biz dost değil miyiz? Ben sırrımı açıkladım, sıra sende…

SEDAT (belli belirsiz gülümser, ama çekingen): Bilmem ki…

MADAM MARİKA (yüreklendirmeyi sürdürerek ve gülümseyerek) Dur, ben tahmin edeyim… (bir-iki saniye düşünür gibi yapar)  Fred Astaire? Ginger Rogers’ın karşısında… Ne dersin? Ha!.. (bir an susar) Ben biliyorum, sen dans etmeyi çok seviyorsun…

SEDAT (gülerek eliyle, “yok, hayır” anlamında hareketler yapar): Ben sadece tango yapabilirim Madam Marika… Hem, … (susar)

MADAM MARİKA: Hem, ne?

SEDAT (gülerek): Ben film oynatmayı seviyorum Madam Marika. Sadece filmlerle benim işim. Ben öyle şeyler yapamam, yani, rol yapamam.

MADAM MARİKA (meraklanmışçasına ve gülerek): Peki peki… Vazgeçtim.  En çok hangi yıldızı beğeniyorsun, o zaman onu söyle.

Sedat, gözlerini yere çevirmiş, susmaktadır.

MADAM MARİKA (yapay bir ciddilikle): Hadi delikanlı!.. Bak müşterilerle ilgileneceğim daha… Beni bekletme.

Sedat düşünceli düşünceli susmayı sürdürmektedir.

MADAM MARİKA (Sedat’ın tepkisini ölçmek için, sıraladığı adlar arasında anlık duruşlar yaparak): Ingrid Bergman?!.. … Lauren Bacall?!.. … Barbara Stanwyck?!.. … Olivia de Havilland?!.. … (düşünür gibi yapar) Hah, buldum: Küçük Prenses… Siz ne söylüyorsunuz (diyorsunuz) ona? (düşünür) Şey, …

SEDAT: Şirley… (güler) Shirley… Shirley Temple… Yok, hayır Madam Marika… O çocukken güzeldi… (birkaç saniye susar, sözlerini, sıkılganlığından sıyrılmış olarak ve aydınlanmış bir yüzle sürdürür) Birçok Şirley fotoğrafım olmuştu… Belki yüz tane… Biliyor musunuz, çikolataların içinden çıkardı… Benim çizgi romanları falan fotoğrafına kiraya verirdim mahallede… Mektebe götürmek yasaktı onları…

MADAM MARİKA (hayretle): Bak sen!.. Sonraları da başka başka fotoğrafları değil mi? Kimlerindi onlar?

SEDAT: Vallahi Madam Marika, pek lüzum kalmadı ki fotoğrafa… Hepsi elimizin altındaydı… Artistlerin çok hoşumuza giden sahnelerinden birer kare kesip almak makinistlerin âdetidir.

MADAM MARİKA (hayretini gizleyememektedir; düşüne düşüne buluyormuş gibi yaparak adları saymaya yeniden başlar; bir yandan da Sedat’ın tepkisini gözlemektedir): Pekiii, sen kimlerin sahnelerinden kesiyorsun? Cahide Sonku’nun?!.. … Greta Garbo’nun?!.. … Esther Williams’ın?!.. Katharine Hepburn’ün?!.. (ve artık sabırsızlanmışçasına) Silvana Mangano’nun?!  Michèle Morgan’ın?!

Sedat, “Michèle Morgan” adını duyunca başını kaldırır.

MADAM MARİKA (birden yüzü aydınlanır): Tabii tabii… (sevinçle)  Buldum: Michèle Morgan’ın!.. Ben nasıl unuttum!?.. Ben biliyorum: sen en çok Fransız filmi seviyorsun… Nasıl diyorsunuz? “Hay Allah”?.. (gülerek) Tamam!? Hay Allah!.. Michèle Morgan. La Belle que Voilà… Geçen yıl Paris’te gördüm. Son filmi budur, değil mi?

SEDAT (gülerek): Hayır. Bundan sonra bir filmde daha oynadı Madam Marika. Bir de, “La Chateau de Verre” diye bir filme başladı. Yıldız mecmusında okudum… Ama, benim aşkım o değil… Benim aşkım günahsız…

MADAM MARİKA (yüzündeki ifadeden, Sedat’ın dediklerinden hiçbir şey anlamadığı belli olmaktadır): Ne demek “benim aşkım günahsız”?!. Ben biliyorum, siz neye “günah” diyorsunuz, evet, biliyorum; ama, bu dediğini anlamadım.  “Benim aşkım günahsız…”?.. O ne demek?

SEDAT (gülerek): Onun o filmi bizde “Aşkım Günahımdır” diye oynadı da… La Belle que Voilà…

Madam Marika anlamaya çalışmaktadır.

SEDAT (artık bir ad söylemek zorunda olduğunu anlamıştır; utanarak): Benim aşkım, Claudette Colbert.

MADAM MARİKA (şaşırmış gibidir): O Amerikan değil mi?!… Ben yanlış mı biliyorum?..

SEDAT (kesin bir ifadeyle): Hayır Madam, doğru; ama o Fransız.

MADAM MARİKA: Ah, evet, anladım… (eliyle bir “hoşça kal” işareti yapıp salona yönelir, bir-iki adım atıp geri döner) Sana misafir geleceğim Sedatçığım; Humphrey’yi senin pencerenden seyredeceğim. (şuh ve çapkınca bir edayla) Gizlice… (bir an susup kaygılı biçimde ekler) Ama ustan kızmasın… 

SEDAT (gülerek): Madam Marika, o nasıl söz?!.. Ustam da çok sevinecek geldiğinize… Selami de… Tabii ki buyrunuz… Ne zaman arzu ederseniz…

MADAM MARİKA (memnun): Teşekkür ediyorum delikanlı. Hepinize…

Madam Marika, döner, salona doğru yürümeye başlar.

SEDAT (Madam Marika’nın ardından sevgi ve saygıyla): Size güzel bir yer hazırlayacağım.

MADAM MARİKA (durup başını Sedat’a çevirir) Hayır, istemem. Sakın ha! Ben biliyorum: orası çok dar yer, daha dar olmasın. İstemem.

SEDAT (Madam Marika’nın ardından seslenir): Bizim makine dairesi hiç de dar değildir Madam Marika… Çok da konforludur efendim.

MADAM MARİKA (hemen yerinde geri döner, kesin bir dille): Hayır, dedim. Ayakta durup bakacağım. O küçük pencereden… Anlıyorsun ya… (göz kırpıp masalara doğru yürümeye başlar)

Madam Marika, artık müşterileriyle ilgilenmeye başlamıştır.    

………………………………

(s ü r e c e k)

 

Önceki bölümler için tıklayınız: | 1 | 2 | 3 | 4 |

 

Bölümler için tıklayınız:

1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 | 12 | 13 | 14 | 15 | 16 | 17 | 18 | 19 | 20 | 21 | 22 | 23 | 24 | 25 | 26 | 27 | 28 | 29 | 30 | 31 | 32

 

______________________

¹ Madam Marika ve Anna Beyaz Rustur. Bundan sonraki kanuşmalarında, sözcük ve tümceler düzgün bir Türkçeyle verilecek, uygulamada, Slavlar’ın konuşmasına uygun bozuk bir Türkçe kullanılacaktır.

² Rusça konuşmalar siyah verilmiştir.

 

© 2004 İK

© 2010 ilgilik

 

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.