TV Haberciliğimizde Son Buluş

Milletin Kafasına Vura Vura

 

Sayın Başbakanımız, dün Konya’da herkeslere seslendi. Ele aldığı konular arasında terör olayları bağlamında basın yayın da vardı:

 

“Bakıyorsunuz, büyük şehirlerimizin herhangi bir yerinde bir lokal olay oluyor. Sanki İstanbul kan gölüne dönmüş, bakıyorsun Adana, İzmir kan gölüne dönmüş. Olayları böyle gösteriyorlar. Rica ediyorum, medyaya bunları söylüyorum. Yanlış yapıyorsunuz; bakın, ülkemize, milletimize yanlış yapıyorsunuz. Lütfen bunları döne döne yaymanın, anlatmanın, göstermenin anlamı yok. Yetmiyor, arşiv çeviriyorlar, arşivden bazı bilgileri alarak bunları sürekli yayınlıyorlar. Yazıktır… Kime hizmet ediyorsunuz? Teröre hizmet ediyorsunuz; bu kadar açık konuşuyorum. Çünkü, terör propagandadan hoşlanır, terör kendi propagandasının yapılmasını ister. Onun adını ne kadar anarsanız, propagandasını ne kadar yaparsanız o kadar mutlu olur. Siz ücretsiz propaganda yapıyorsunuz. Ben yazılı ve görsel medyayı bu noktada tekrar uyarıyorum. Tekrar onlara bunu hatırlatıyorum; ama ben bunu söyledim diye onların ne söyleyeceğini biliyorum: yine bu akşam yapacakları bütün toplantılarda ‘Başbakan bunlardan hoşlanmıyor’ diyecekler. Bunu da biliyorum. Ama bu gerçeği de söylüyorum, söylemek zorundayım. Çünkü, bunun özgürlüklerle, basın özgürlüğüyle alakası yok. Basın özgürlüğü demek, ülkesinin geleceğini karartmaya yardımcı olmak demek değildir. Altını çiziyorum: bilerek ya da bilmeyerek medya bu kirli tezgâhın değirmenine lütfen su taşımasın.” (Basın yayında yer alan 17-18 Aralık 2009 tarihli haberlerden.)

 

*

Sayın Başbakanımız’ın bu görüşüne katılmamam olanaksız. Evet, kendileriyle zaman zaman kesiştiğim oluyor; bu da onlardan biri.

 

Doğru, bir kesişme var, ama ekleyeceklerim de var…

 

Örneğin şu: Kendilerini televizyon habercisi sananların son buluşu, diyeceklerini milletin kafasına vura vura söylemek. Hani söyleneni anlamazsın da kafanı yumruklayarak anlatmaya çalışırlar, bu türe girenlerinki de işte o hesap… Millet mankafa ya… Dolayısıyla, Başbakanımız’ın saptadığı olumsuzluklar karşısında olsun bu sevimsiz durumlar karşısında olsun, haberci geçinenlere ne dense haktır.

 

Beni pek rahatsız eden sevimsiz durumlara bir örnek vereyim:

 

Diyelim, akşam olmuş, günün olgunlaşmış haberlerini öğrenmek istiyorsunuz… E n’apılır? Memleketin ‘güvenilir’ bir haber izlencesine bakılır: Uğur Dündar’la Star Haber. Niye? “Türkiye’nin en güvenilir ismi Uğur Dündar” dendiğinden… Böyle yazmışlar alanlarında.

 

 gülleyle bina yıkımı Uğur Dündar’la Star Haber’de gülleyle bina yıkılıyor gibi sesler de var. Bunlara ne beynim, ne yüreğim dayanıyor. Zaten tansiyon ilaçlarıyla ayakta duruyorum… (fotoğraf, parkoyun.net kaynağından)

 

Evet, böyle denmiş de, uyarı olarak, “Bizi izlerken kafanıza koruyucu bir şey geçirin” denmemiş. Bunu da ben buradan demiş olayım. Az yukarıda söylemiştim, kimi televizyon habercileri, diyeceklerini milletin kafasına vura vura söylüyorlar, işte Uğur Bey bu yöntemin piri… Zil mi çaldırmıyor, ‘flaş haber’ muamelesi yaptığı haberlerin orasını burasını en az beş kere insanların gözüne gözüne mi sokturmuyor, top atışı benzeri sesler mi çıkarttırmıyor?! Bütün bunlar dayanılmaz bir müzik eşliğinde oluyor. Dün de gülleyle bina yıkılıyoruş gibi seslerle irkildik. Bir düdük çaldırmadığı kaldı. Ve ben şaşıp şaşıp kalıyorum, altmış altısına gelmiş bir adam bu gerilime nasıl katlanabiliyor, diye. Benim hanımın bu soruma verdiği yanıt şöyle: “Kendisi izlemiyordur. İzlese böyle yapar mı!?…” Doğru, izlemiyordur; olanlar, tayfasına oluyordur. Yazık çocuklara…

Bu ‘örnek’ haber izlencesine ilişkin ticari sonuç mu?

Şöyleymiş: Uğur Dündar’la Star Haber fark atıyormuş… Gündemin nabzını tutuyormuş ve Türkiye’nin en çok izlenen haber bülteni özelliğini her hafta koruyormuş… Bu izlence, 9 Aralık verilerine göre, toplamda yüzde 9,01’lik izlenme oranı, yüzde 24,66’lık da izlenme payı elde etmiş. A/B Grubu’ndaki izlenme oranı yüzde 7,98’miş ve ‘tüm kişiler’ hedef kitlesinde 20,10’luk izlenme payıyla en çok izlenen haber izlencesi olmuş.  

 

Düşünmeden edemiyorum: mazoşist eğilimlerde miyiz? Tükçesiyle özezer miyiz? Kendimizi ezdirip duruyoruz da… Tabii, hiç kimselere elezerliği (sadistliği) yakıştırmadan.

 

 

İnal Karagözoğlu

Yarımca, 18 Aralık 2009

 

 

 

 

© 2009 İK

 

 

_______________

Açıklama: Sayfaların altında ‘Benzer Yazılar’ başlığıyla verilen bağlantılar, sistemin, o sayfada yer alan metinde geçen sözcükler bakımından kurduğu sayımlamalı bağa dayanmaktadır. İlgilik

 

 

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.