Çuvalı Dik Tutmak İçin…

 

‘Tarih’ Okumak mı, Tarihi ‘Okumak’ mı?

 

  

Ortamektepteyken tarih dersiyle başım hiç hoş değildi. Bir de müzik dersiyle…

 

Oysa, insanlık hallerine de müziğe de ilgim az sayılmazdı. Tarih dersinden nefret ediyordum, ama babamın ara sıra evimize gelen dostlarından İslamoğlu’nun anlattıklarına bayılırdım. Lafa, “Sana bir mesel diyeyim Tevfik Bey” diye başlar, destanlara,  menkıbelere dalar, tarihten çıkardı. Babam da her defasında, “Anlat anlat Müslüman” diye onu şevke getirirdi. Adını hatırlayamadığım bu zat, bizim Tokat’taki dört, bilemedin beş ekmek fırınından birinin sahibiydi; okuması yazması olmadığı gibi bir bilgi kırıntısı da var aklımda ona dair…

 

Tabii, bir de ‘Ali Amca’… Başlık Aldatmasın yazısında sözünü ettiğim ‘Gâvur Ali’ amca… Onun, ailece misafirliğe geldiklerinde babama anlattıklarını dinlemek… “Çok çekti iki millet de Fikret Beyciğim” diyerek nokta koyduğu şeyleri dinlemek… Ali Efendi, aileden biriymişçesine babama küçük adıyla hitap ederdi; öylesine yakındık bu Ermeni ailesiyle.

 

‘Tarih dersi’ dendi mi anımsamamam olanaksız: lise yıllarında Enver Behnan Şapolyo’nun ‘Türkiye Cumhuriyeti Tarihi’ adlı ders kitabı… Bana, pek hamasi bir dille yazılmış gibi mi gelirdi ne…

 

 

armonyum Müzik odamızın varlıklarından biri de kırık dökük bir armonyumdu.

 

Müzik dersine gelince… Evet, bu dersten de nefret ediyordum, ama okulun müzik odasının anahtarı bendeydi. Bu derse girmemek uğruna yardımcı ders olarak daha hocası bile ortada olmayan Latinceyi seçmiştim. Bir yandan da okulun müzik etkinlikleri içinde başa güreşen Türk müziği korosunun kurucularındandım. İşte bu tuhaf durumun yüzü suyu hürmetine, varlığı sadece otuz-kırk kadar klasik Batı müziği plağı ile kırık dökük bir armonyum olan müzik odamız bana emanet edilmişti. Teneffüslerde bu plakları çalardık. Türk müziğinden, ne dönemin sevilen şarkılarının, türkülerinin ne de klasik yapıtların plakları vardı. Ama diyelim bir şiir günü düzenlendi, Divan şiirleri okunurken fonda klasik Türk müziği çalardık. Bunların plaklarını yerli ailelerden bulmak zor değildi. Hiç unutmam, bir keresinde Kemani Rıza Efendi’nin Tahirbuselik Peşrevi ile Saz Semaisini edebiyat hocamız Ferhan Hanım’dan almıştık. Ferhan Hanım, Yoğutçuoğlular’ın kızıydı…

 

*

 

10 Kasım’dan bu yana gündemin başköşesini işgal etmekte olan ‘Dersim’ odaklı girdap, ‘tarih meselesi’ne de çekti beni. Ve tabii hemen, Atatürk’ü Anarken yazısındaki “Peki de, Türkiye Cumhuriyeti kimlerin çıkarına, şununa bununa taş koymuştur? Bu sorunun yanıtı, ülkemizin tarih çizgisindeki yerinde yatıyor. Bu çizginin hiç olmazsa 1800’lerden başlayan bölümüne bakmak pek çok şeyi anlamak için yeterli… Ve 1923, birilerinin hiç hazmedemediği tarih” tümcelerimi anımsadım. Buradan da İngiliz tarihçi, Edward Hallett Carr’ın ‘Tarih Nedir? (What is History?) adlı tarihçilik çalışmasındaki ‘tarih’e ilişkin sözlerini…

 

Tarihçiliğinin yanı sıra düşünürlüğü, diplomatlığı, akademisyenliği ve gazeteciliğiyle de tanınan Carr, “Olgular (gerçekler), tarihçiler onları kullandığı sürece anlamlıdır. Hangi olguların, nasıl bir sırada ve nasıl bir bağlamda öne çıkacağına karar veren tarihçinin kendisidir” diyor. Carr’a göre, bir tarihçinin kendisini ‘nesnel’ diye tanımlaması ve dolayısıyla olguları bilen gibi hareket etmesi bir yanılsamadır. Niye? Tarihsel olgular hiçbir zaman nesnel olamaz da o yüzden. Peki, bu niye böyledir? “Çünkü” diyor Carr, “(olguların) tarihsel gerçek olmalarını sağlayan, tarihçilerin onlara yüklediği anlam ve önemde yatar.” Ve yine Carr’a göre, kendisini nesnel tarihçi sayan ya da öyle görmeyi yeğleyen tarihçi, aslında, kendisini her türlü düşünceden ve döneminin bağlamından bağımsız gören bir kişi değil, aksine, tarihsel gerçeklerin ve teorilerin sınırlarını kabul eden, değerlerin ve gerçeklerin bir arada olduğunun ve bunların kendisi üzerinde etkisi olduğunun bilincinde olan kişidir. Carr’ın deyişiyle, “Olgular, tarihçiler onları kullandıkları sürece anlamlıdır. Hangi olgunun hangi sırada ve hangi bağlamda öne çıkacağına karar veren tarihçinin kendisidir. Kişi, ortaya koyduğu tarih yazımını, kusursuz bir gerçeklik olarak sunmaya kalkmak yerine, öncelikle, hangi gerçeklerden ve hangi değerlerden yola çıkarak bu yazımı ortaya çıkardığını söyleyebilmelidir”.

 

Ve Carr’dan ‘gerçek’e ilişkin bir şey daha: o, olgu (gerçek) kavramını bir çuvala benzetmişti ve bu çuvalın, içerisine bir şey konmadıkça dik duramayacağını söylemişti. Bu çuvalı doldurarak onun anlam ve önem kazanmasını sağlayacak olanlar da elbette tarihçiler olmalıydı.

 

Edward Hallett Carr’ın bu görüşlerini öğrendikten sonra, bir zamanlar tarih dersinden kaçışımı çok iyi anlamıştım. Bugün de, ‘Dersim’ olgusunun, neden ‘var olan durumlar’ı anlamaya çalışıp da ‘neyin nasıl olması gerektiği’ni sorgulamak varken yalnızca fırtınalar yarattığını çok çok iyi anlıyorum.

 

Müzik dersinden kaçışım mı? O da bir ‘yöntem meselesi’ydi sanırım.

 

 

İnal Karagözoğlu

Yarımca, 18 Kasım 2009

 

 

_________________

Zorunlu bir açıklama:

 

Yazımı bitirmiş, sıra başlık koymaya gelmişti; üst başlık kolaydı, Carr’ın ‘çuval benzetmesi’nden yararlanabilirdim; öyle de yaptım. Altbaşlığı düşünürken bir de baktım ‘okumak’lı bir şey yazmışım bile!… Hem de karşı olduğum bir kullanımla…

 

‘Okumak’ sözcüğünün on kadar anlamı var; sözlükler, birinci anlamı olarak “yazıya geçirilmiş bir metni onu oluşturan harf ve imleri sessizce çözümleyip anlamak ya da aynı zamanda seslere çevirmek” tanımında birleşiyor. Öbürlerini, argodaki “sövmek, küfretmek; kötülük etmek, kötü duruma sokmak” anlamlarına kadar tek tek sayıp dökmeye gerek yok. Ancak, benim karşı olduğum ahir zamanda ‘kazandığı’ anlamını belirtmem gerekiyor: “değerlendirmek”. Bu,  ‘okumak’ın değişmece (mecaz) anlamıymış; Türk Dil Kurumu’nun Güncel Türkçe Sözlüğü böyle diyor. Demek, koca TDK, kalemşorlar ile ekran bülbüllerinin keyfine uymuş…

 

Eh, ne yapayım? Bana da sözcüğün bu anlamıyla bir başlık atmak düştü. Hem, her işte bir hayır vardır, derler, bakarım birileri yazımı ‘okur’.

 

 

© 2009 İK

 

 

 

{lang: 'tr'}

1 Yorum

  1. Fevziye Yazman said,

    Kasım 23, 2009 at 23:22

    Tarihi okumama yine yardımcı oldun. Eline sağlık.

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.