Yol Haritamı Açıklıyorum

Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun! 

  

Gidiş Yönüm Aydınlığa Doğru…

 

 

Günümüzde, ‘büyük’ sözler etmek isteyenler, birtakım moda sözcüklerle donatıyorlar diyeceklerini. Bu sözcükler, bir meramı anlatmada araç olarak kullanılmış değil de sanki sadece onların kullanılmaları amaçlanmış gibi geliyor bana: sanki, sırf bu sözcükleri kullanmak için konuşuluyor, sırf bu sözcükleri kullanmak için yazı yazılıyor… ‘Açılım’, ‘süreç’, ‘okumak’, ‘eylem planı’, ‘sürdürülebilir’ lafları, bu yıldızı parlayan sözcüklerden sadece birkaçı… Bir de ‘yol haritası’ var.

 

İşte ben de bugün bu yaygınlık kazanmış ‘moda’ya uyarak ‘yol haritası’ sözüyle yola çıkmak istedim. Bir yol haritası da ben koyacağım ortaya.

 

Yol haritamda ilk durak Samsun. Mustafa Kemal’in büyük yürüyüş yolunu izliyorum. Bu kent bana Büyük Kurtarıcı’nın anlattıklarını anımsatıyor:

 

“1919 yılı Mayısı’nın 19’uncu günü Samsun’a çıktım. Ülkenin genel durumu ve görünüşü şöyledir:


Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu grup (İttifak Devletleri [Bağlaşık Devletler]), I. Dünya Savaşı’nda yenilmiş, Osmanlı ordusu her tarafta zedelenmiş, şartları ağır bir ateşkes anlaşması imzalanmış. Büyük Savaş’ın uzun yılları boyunca millet yorgun ve fakir bir durumda. Milleti ve memleketi I. Dünya Savaşı’na sürükleyenler, kendi hayatlarını kurtarma kaygısına düşerek memleketten kaçmışlar. Saltanat ve hilafet makamında oturan Vahdettin soysuzlaşmış, şahsını ve bir de tahtını koruyabileceğini hayal ettiği alçakça tedbirler araştırmakta. Damat Ferit Paşa’nın başkanlığındaki hükümet âciz, haysiyetsiz ve korkak. Yalnız padişahın iradesine boyun eğmekte ve onunla birlikte kendilerini koruyabilecekleri herhangi bir duruma razı.

 

Ordunun elinden silahları ve cephanesi alınmış ve alınmakta…”¹

 

İkici durağım Amasya. Mustafa Kemal’in, tam doksan yıl önce burada bir gazeteciye dediklerini² anımsıyorum bu kez:

 

“Eğer bu millet, bu memleket parçalanacak olursa, genel şerefsizliğin enkazı altında şunun bunun şahsi şerefi de parça parça olur. Biz o genel şerefi kurtarabilmek için harekete geçen millete ruhumuzla katıldık. Katılmamıza mâni olabilecek şahsi rütbeleri, mevkileri de genel şerefi kurtarmaya yönelik bir gaye uğrunda feda ettik.

 

… Bunu anlamayıp da milleti hâlâ kendi kafalarının keyfine göre idare etmeye kalkışan kuvvetler artık birer beladır. Bela çekmeye de bu milletin artık tahammülü kalmamıştır.”

 

Sonra, Sivas, Erzurum, Bursa, … Sözün kısası, yurdun dört bir yanı.

 

Ve Ankara.

 

Günlerden 20 Ekim 1927.

 

Gazi, büyük nutkunun sonuna gelmiş:

 

“Efendiler,

 

Bu nutkumla, milli varlığı sona ermiş sayılan büyük bir milletin, istiklalini nasıl kazandığını, ilim ve tekniğin en son esaslarına dayanan milli ve çağdaş bir devleti nasıl kurduğunu anlatmaya çalıştım.

 

Bugün ulaştığımız sonuç, asırlardan beri çekilen milli felaketlerin yarattığı uyanıklığın eseri ve bu aziz vatanın her köşesini sulayan kanların bedelidir.

 

Bu sonucu, Türk gençliğine emanet ediyorum” diyor ve inandığı, güvendiği gençliğe vasiyetini bildiriyor:

 

“Ey Türk Gençliği!

 

Birinci vazifen, Türk istiklalini, Türk Cumhuriyetini ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.”

 

Gençliğe Hitabe’nin devamını bilmeyen var mıdır? Bilip de bilmezden gelen? Ya “Devir değişti” diyen?

 

Büyük Kurtarıcı’nın bu hitabesi hemen bana, onun, 1933’ün 5 Şubatı’nda Bursa’da bu vasiyetinin devamı niteliğindeki sözlerini de anımsatıyor:

 

Türk Genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir. Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, ‘Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır’ demeyecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla, nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır.

 

Polis gelecek, asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, ‘Polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir’ diye düşünecek, ama hiçbir zaman yalvarmayacaktır.

 

Mahkeme onu yargılayacaktır. Yine düşünecek: ‘Demek, adalet örgütünü de düzeltmek, yönetim biçimine göre düzenlemek gerek.’

 

Onu hapse atacaklar. Yasal yollarla karşı çıkışlarda bulunmakla birlikte bana, Başbakan’a ve Meclis’e telgraflar yağdırıp haksız ve suçsuz olduğu için salıverilmesine çalışılmasını, kayrılmasını istemeyecek. Diyecek ki, ‘Ben inanç ve kanaatimin gereğini yaptım. Araya girişimde ve eylemimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek de benim görevimdir.’

 

İşte benim anladığım Türk Genci ve Türk Gençliği!”

 

Ve bilmem, Mustafa Kemal’in Büyük Millet Meclisi’nin 6 Mart 1922 tarihli oturumunda yaptığı konuşmadan birkaç tümceyi de anımsadığımı söylemeli miyim? Yine bilmem, “O günler geçmişte kaldı” diyenler de çıkar mı?

 

İşte o sözler:

 

“…..

 

Efendiler,

Bir şeyin zararıyla, bir şeyin yok edilmesiyle yükselen şeyler, doğal olarak o şeyden zarara uğrayanı alçaltır. Gerçekten de Avrupa’nın bütün ilerlemesine, yükselmesine ve uygarlaşmasına karşılık Türkiye tam tersine gerilemiş ve düşüş vadisine yuvarlanadurmuştur.

 

…..

 

Artık canlanmak için, durumu iyileştirmek için, adam olmak için ille de Avrupa’dan öğüt almak, bütün işleri Avrupa’nın amaçlarına göre yapmak, bütün dersleri Avrupa’dan almak gibi birtakım düşünceler belirdi. Oysa, hangi bağımsızlık vardır ki yabancıların öğütleriyle, yabancıların planlarıyla yükselebilsin? Tarih böyle bir olay yazmamıştır.

 

…..”

 

*

 

Cumhuriyetimiz’in kuruluşunun 86’ncı yıldönümüne ulaşırken başka bir yol haritası bilmiyorum. Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun!

 

 

İnal Karagözoğlu

28 Ekim 2009

 

 

_____________________

 ¹ Mustafa Kemal’in, 15-20 Ekim 1927 günlerinde Kurtuluş Savaşımız’ı anlattığı otuz altı buçuk saat süren ‘Nutuk’ adlı konuşmasından.

 

² Mustafa Kemal’in, daha sonra adı ‘Cumhuriyet’ olacak olan Yeni Gün gazetesinden Ruşen Eşref’in (Ünaydın) 24 Ekim 1919 günü kendisiyle yaptığı röportajda söylediklerinden.

 

 

© 2009 İK

 

 

{lang: 'tr'}

3 Yorum

  1. Oya Özdemir said,

    Ekim 29, 2009 at 15:11

    Sayın Karagözoğlu,
    Günümüzün sorunlarına, ATATÜRK’ün cümleleriyle öylesine bir yanıt döşenmişsiniz ki, hiç eksiklik olmadığı gibi, geleceğe yönelikte açıklamaları barındırmakta…
    Sn.Karagözoğlu, siz de bizler gibi başından yanlışsınız… Niye mi?
    ATATÜRK referans alınır mı hiç? Çağdaşlığa sığar mı? Neden günümüz sorunlarına çare olacak cümlelerine değindiniz ki, gerek mi vardı?
    Örneğin; Böyük Türk -alt/üst kimlik ayırımı değil- benim doğduğumdan beri sahip olduğum ve söylemekten iftihar duyduğum (TÜRK) den söz ediyorum.- ne diyor. ‘Gözleri var görmezler, kulakları var duymazlar.’ bunlar kim mi??? Ben bilemiyorum mu acaba???
    ‘Çağdaşlık’tan, küreselleşmek, modernlikten, yeni dünya düzeninden söz edenlere kulak verseniz, söylemlerini alkışlasanız olmaz mı???
    Ne yapalım, bizim kültürümüz, karşı görüşü bile en fazla böyle yazmamıza olanak tanıyor. Yeteri kadar açık olamadığımın farkındayım, ama, sizin anladığınıza olan inancım yetiyor.
    Bu anlamlı günde, yazdıklarınız için, ÇAĞDAŞ, LÂİK, SOSYAL ADALETÇİ, ATATÜRK İLKE VE DEVRİMLERİNE YÜREKTEN BAĞLI BİR SADE VATANDAŞ OLARAK ŞÜKRAN VE TEŞEKKÜRLERİMİ SUNUYORUM.

  2. F. Nurdan Akalın said,

    Ekim 29, 2009 at 18:23

    Cumhuriyet Bayramınızı kutluyorum. Aklına sağlık.

  3. pakiz bortecen said,

    Kasım 16, 2009 at 16:16

    Sevgili İnal Bey,
    uzun süren rehavetimi daha doğrusu tembelliğimi mazur görmeniz dileklerimle; yukarıda dile getirmiş olduklarınızla zaten söyleyecek söz bırakmamışsınız bizlere…Ancak ben de size günümüzde moda şekliyle YOL HARİTASI sözcüğünün bana neyi düşündürdüğünü hemen belirteyim:
    Ne zaman bir yerde bir YOL HARİTASI sözü duysam ; bana bir BELA HARİTASI olarak çağrışıyor…Yani bir kimse bir YOL HARİTASI ndan söz edecek olursa; ardından o yolun sonunda muhakkak bir BELA geliyor demektir…
    Sizi tenzih ederek bu sözlerimi yazıyorum…Zira sizin söz ettiğiniz YOL HARİTASI bugüne bir gönderme ile bugünkülerin şiddetle işitmeleri ve öğrenmeleri gereken bir YOL HARİTASI dır…

    Elinize kaleminize sağlık İnal Bey…

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.