Gele Gele…

 

 

Eeee?

 

 

“Okullar açıldı.” Bu söz benim için hep ‘ilkokullar yeni bir eğitim-öğretim yılına daha başladı’ anlamına gelir. İlkokulların açılması da, ‘okula ilk adım atış’…

 

Tabii bu, benim kafamda yer etmiş olan durum, ama fark etmez: bir çocuk yuvaya da gitmiş olsa, anaokuluna da, okul havasını ilk kez soluyacağı yer ilkokul değil midir?

 

İlkokul… Bu sözcük dilimizden atılalı epey oldu; bu okul da, ‘ilköğretim okulu’ denen basamağın bir parçası yapıldı…

 

Birkaç yıldır, bu sekiz yıllık okulun birinci sınıflarına bir hafta önce ‘öğrenimbaşı’ yaptırılıyor. Bu öncelikten, miniklerin okul yaşamına sağlıklı biçimde alışmaları bekleniyor olsa gerek. Bu gerekli mi? Gerekliyse de her çocuk için işe yarar mı?

 

Bence burada asıl soru, böyle bir geçiş sürecinin gerekli olup olmadığı değil, gerekliyse de, bunun, her çocuk için işe yarayıp yaramayacağı… Hemen söyleyeyim: eğer çocuk ‘ben kuşağı’nın bir üyesi olmaya adaysa, hiçbir işe yaramaz.

 

Neye dayanarak söylüyorum bunu?

 

Geçenlerde bir gazetede okudum ve dehşete düştüm: yaşamı yalnızca kendileri için yaşayan, iyi, güzel konusunda kendi değerlendirmelerinden başka hiçbir yargı tanımayan bir kuşak varmış: Ben Kuşağı. “Herhangi bir şey eğer bana rahatlık sağlıyorsa, keyfime hizmet ediyorsa, bana haz veriyorsa, hoşuma gidiyorsa iyidir, yoksa kötüdür” diye düşündüklerinden onlara bu ad verilmiş. Özetlediğim bu bilgiler, işin uzmanından aktarılmıştı gazetede.

 

“Benim için iyiyse iyi, yoksa kötü. İşime geliyorsa iyi, yoksa kötü.”

 

Artık, ‘ortak iyi’ diye bir şey yokmuş, ‘benim iyim’, ‘senin iyin’, ‘onun iyisi’ varmış. Ne güzel(!)…

 

Amerikalılar’ın ‘Me Generation’ dedikleri bu kuşak, oralarda otuz-otuz beş yıl önce konuşulmaya başlanmışmış; bizde ortaya çıkışı gecikmiş. Benim anladığım, her ülke için geçerli olan bu genel gidiş, dünyayı sarmış olan adına ‘pop kültür’ denen tüketimci gelgeç kültürün bir sonucu. Ülkemiz açısından bakıldığında da, pek çok acılara, olumsuzluklara yol açmış olan 12 Eylül sürecinin bunda payı büyük.

 

Bu kuşağın üyesi olmaya aday çocukları kim yetiştiriyormuş? Başta anababalar…

 

Neden ve nasıl?

 

Yine anladıklarımı aktarmaya çalışayım:

 

‘Tasarlanmış’ bir çocuğa sahip olma sevdasıyla… Çocuklarını kurstan kursa, dersten derse koşturarak… “Benim çocuğum, balesinden ata binmeye kadar her bir şeyleri bilmeli, en azından bir gitar çalmalı; en başarılı çocuk benim çocuğum olmalı!” 

 

Bu koşuşturma arasında çocuğun çocukluğuymuş, mutluluğu, duygusal gelişmişliği, çevresine uyumu vesaireymiş hak getire… Ama bu çocuklar gerçek yaşamla yüz yüze geldiklerinde, yeteneklerinin, zekâ düzeylerinin hiç de söylendiği gibi olmadığını anlayıp ben duygularının şişirilmişliği ölçüsünde düşüş yaşayacaklarmış, o başka…

Varlıklı ya da değil, artık pek çok ailede bu böyle.

*

Çevremde epeydir gördüğüm ama bir türlü anlam veremediğim bu duruma ilişkin az buçuk da olsa bu bilgileri edinince, biraz araştırayım, dedim. Manzara şu:

 

Benciler’in yanı sıra başka başka kuşaklar da var ortada: örneğin, İngilizce ‘emotional’ (duygusal, dokunaklı) sözcüğüne sığınan Emolar, savsözleri “Gelecek yok” olan ve ‘Kayıp Kuşak’ da denen ’94’lüler, ‘Grunge’çılar, ….. X, Y, Z diye sıralanan kuşaklar… Ve bir de, kafalarında hiççisel (yokçusal [nihilistsel]) düşünceler yeşermiş, kötülük yapmaya kurgulanmış bireylerden oluşan bir kuşak…

 

Bu durum, daha pek çok koordinatın iç içe geçtiği, kesiştiği, yeni yeni alanlar belirlediği, belirleyeceği bir dünyaya doğru hızlı bir gidiş

 

Öte yanda da Anayasamız’ın devletin temel amaç ve görevlerini sayan 5’inci maddesi: “Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukukdevleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”

 

Pek çok ülkede de anayasalar böyledir herhalde.

 

*

Benim ilkokula yazılışımı hatırlıyorum: annem, nüfus kâğıdımı elime verip, hadi bunu Başöğretmen Osman Bey’e götür, seni okula kaydetsin, dediydi. Annem de babam da öğretmen… Annemin okulu ile Osman Bey’in okulu arasında bir çay akıyor; Yeşilırmak Çayı… Kıyıları taş duvarlı; taş döşenmiş yatağının genişliği on metre var yok. Yazılacağım okul, akış yönüne göre derenin sağında; İbnikemal İlkokulu. Kapısından çık, sola doğru on-on beş adım yürü, yay biçimindeki köprüden dereyi geç, sağa doğru kırk adım kadar yürü, solda annemin okulu… Cumhuriyet İlkokulu… Evimiz ile okulun arası da asker yürüyüşüyle yirmi dakika falan.

 

Bunları şunun için yazdım: düşünüyorum da, benim ilkokula başladığım yıllar ne güvenli dönemmiş. Ülkemin yılları… Tokat yılları…

 

Şimdi soru Anayasamız’a da bakarak şu olmamalı mı: “Eeee?”

 

 

İnal Karagözoğlu

27 Eylül 2009

 

 

© 2009 İK

 

Anahtar sözcükler: ben kuşağı, güvenli, ilköğretim, ilkokul, tasarlamak, X kuşağı, Y kuşağı, Z kuşağı

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.