Bayramı Anlamak

30 Ağustos’un Gerisinde…

 

 

Zafer Bayramı’nı, ‘ülkemizin ulusal bayramlarından biri’ diye tanımlamak yanlış değil. İş, bu tanımlamayı yapanın ‘bir’ sözcüğüne yüklediği anlamda ya da anlamsızlıkta…

 

Bu ‘bir’ sözcüğüne yüklenen anlam ya da anlamsızlık, 1922’nin 26 Ağustosu’nda Dumlupınar’da Mustafa Kemal’in başkomutanlığında başlayıp beşinci günü zaferle sonuçlanan Büyük Taarruz’u anlamak ya da anlamamakla eş…

Ve o 30 Ağustos gününün, Sevr’e dayanan işgal güçlerinin ülkemizi terk etmesi sürecinin başlangıç noktası olmasını anlamak ya da anlamamakla da eş…

 

*

Dilimizde ‘nemrut’ diye bir söz vardır; yüzü gülmeyene, acımaz, can yakıcı olana ‘nemrudun biri’ deriz; ya da ‘nemrut herifin teki’, ‘ne nemrut karı’ vs… Arapça bir sözcük; Mezopotamyalı krallardan Nemrut’un söylencelerde pek zalim biri olarak anılmasından ötürü işte böyle bir anlamda da kullanılır olmuş.

 

Bizde de ‘Nemrut’un bu anlamıyla anılan birisi var; ama söylencede değil, yakın sayılacak tarihimizde. Tabii, ‘yakın’ kavramı görece: kimisine beş bin yıl öncesi dün gibi gelir, kimisi için de üç beş yıllık bir olay yıldızlar kadar uzakta kalmıştır; dün dündür, bugün de bugün!

 

Yarın? Evet, bir de o var…

 

Dün-bugün-yarın. Tarihin yol aldığı çizgi…

 

Ve,  ‘dün-bugün-yarın’ üçlüsünü bir kavram olarak algılamaktan ve bu kavramın öğeleri arasındaki bağı, ilişkiyi sorgulamaktan da geçmiyor mu tarihten ders almak?

 

Yakın ya da uzak tarihimizdeki o ‘nemrut’ nitelemesiyle ünlenen kişiye döneyim: adıyla sanıyla ‘Süleymaniyeli Nemrut Mustafa Paşa’… Süleymaniye, Irak’ın Süleymaniyesi…

 

Bu zat, Sultan Vahdettin ve onun Damat Ferit Hükümeti’nin teslimiyetçiliği yüzünden işgal edilmekte olan yurdumuzda işgalcilerin istekleri üzerine kurulan örfi divanıharplerden (sıkıyönetim askeri mahkemelerinden) birinin başına getirilmişti. Ne yapmak için? ‘Başkaldırıcı’ olarak nitelenen Kuvayımilliyeciler’e gereken cezayı vermek için… Böylece, Nemrut Mustafa Paşa’nın başkanlığında kurulan milletin ‘Nemrut Mustafa Divanı’ dediği Birinci Divân-ı Harb-i Örfi, 11 Mayıs 1920 tarihinde suçluların (!) gıyabında verdiği kararla Mustafa Kemal ile arkadaşları eski Yirmi Yedinci Fırka (tümen) Komutanı albaylıktan emekli İstanbullu Kara Vasıf Bey’i, eski Yirminci Kolordu Komutanı Mirliva Salacaklı Fuat Paşa’yı, eski Vaşington Elçisi ve Ankara Milletvekili Midillili Alfred Rüstem’i, eski Sağlık Müdürü İstanbullu Doktor Adnan Bey’i (Adıvar) ve eski Üniversite Batı Edebiyatı Öğretmeni Halide Edip Hanım’ı (Adıvar) ölüme mahkûm etti. Mahkeme, buna benzer başka kararlar da aldı: 6 Haziran 1920’de İsmet Paşa (İnönü) ile Kuvayımilliye’nin öbür ileri gelenleri de idama mahkûm edildiler. Daha başka? Kâzım Paşa (Karabekir), Kâzım Fikri Paşa (Özalp), eski Bahriye Nazırı Rauf Bey (Orbay)… Ayrıca, Kuvayımilliye’den yana olan birçok komutan da gıyaplarında yapılan duruşmalarla idama mahkûm edildiler ve bu arada, Anadolu’ya geçerek ulusal güçlere katılan pek çok subay da askerlikten atıldı. Öte yandan, Padişah, 11 Haziran 1920’de Miralay Bekir Sami Bey’in idam kararını onayladı. Bir yandan da ‘İngiliz Muhipleri Cemiyeti’ adlı oluşum…

 

Ne zaman ve nerede kurulmuş? Kimler var içinde?  

 

Mustafa Kemal’in, Samsun’a çıkışının ertesi gün kurulmuş. İçinde, başta Osmanlı Padişahı ve ‘Halîfe-i Rûy-i Zemîn’ unvanını taşıyan Vahdettin ile İstanbul Hükümeti’nin başı Damat Ferit Paşa geliyor. Gerisini saymaya gerek var mı?

 

Mustafa Kemal, Büyük Nutuk’unda, ülkeyi aydınlığa nasıl ulaştırırız diye millete gidişinin hemen ardından ortaya çıkarılan bu oluşumun yönünü ve niteliğini şu sözlerle anlatır:

  

“Bu derneğin iki yönü ve iki ayrı niteliği vardı. Biri açık yönü ve usulüne uygun teşebbüslerle İngiliz himâyesini sağlama amacına yönelmiş olan niteliği idi. Öteki de gizli yönüydü. Asıl faaliyet bu gizli yöndeydi. Memleket içinde örgütlenerek isyan ve ihtilâl çıkarmak, millî şuuru felce uğratmak, yabancı müdahalesini kolaylaştırmak gibi haince teşebbüsler, Dernek'in bu gizli kolu tarafından idare edilmekte idi. Sait Molla'nın, Dernek'in açıktan yaptığı çalışmalarında olduğu gibi gizli çalışmalarında da ondan daha çok rol oynadığı görülecektir. Bu dernek hakkında söylediklerim, sırası geldikçe yapacağım açıklamalar ve gereğinde göstereceğim belgelerle daha kolay anlaşılacaktır.”

 

*

Ve bütün bunlara karşın, milletimiz, bu idamlık yurtseverlerin önderliğinde 30 Ağustos’a ulaşacak yolu ilmek ilmek döşedi.

 

 

Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, Büyük Taarruzu yönetiyor (26-30 Ağustos 1922).

 

Yazımı, 30 Ağustos Zaferi’nin yıldönümünün ilk olarak 1923 yılında Afyonkarahisar’da, Ankara’da ve İzmir’de kutlandığını, ‘Zafer Bayramı’ adıyla ulusal bayram ilan edilmesinin ise 1935 Mayısı’nda olduğunu ekleyerek bitireyim.

 

Bugün 30 Ağustos Zaferi’nin 87’nci yıldönümü. Bu mutlu günümüz, ‘dün-bugün-yarın’ bağlamında kutlu olsun!

 

 

İnal Karagözoğlu

30 Ağustos 2009

 

© 2009 İK

 

___________________ 

(Görsel www.meb.gov.tr kaynağından alınmıştır.)

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.