Omurgalı Bir İnsan Olma Yolunda

 

 

Bu Yazı da Hiç ‘Kolay’ Yazı Değil…

 

 

Vatan gazetesi, dün, 15 Ağustos 2009 tarihli sayısında yani, ‘zor’ bir yazı için ‘kolay’ bir anons yaptı:

 

Livaneli’nin zor yazısı

 

Solcu ve demokrat kimliği ile tanınan eski CHP milletvekili, sanatçı, yazar Zülfü Livaneli soruyor: AKP’nin her söylediğine gözü kapalı karşı mı çıkmalı?”

 

Livaneli, Fikir mi önemli, kimin söylediği mi? başlıklı yazısında pek çok doğruları dile getiriyor; ama bu doğruların bağlamları sorunlu.

 

Yazısının girişinde, kendimizi, ülkemize ilişkin hiçbir şey bilmeyen ve kendisini bir anda burada bulan (her nedense, “İstanbul’da bulan” demiş Livaneli) bir yabancının sorularını yanıtladığımızı varsaymamızı söyleyerek bir dizi soru-yanıt sıralamış:


«Yabancı: Türkiye’de siyasal hayat nasıl?

Siz: Demokratik rejimle yönetiliyoruz. Meclis’te partilerimiz var.

Yabancı: Bu partilerin eğilimleri ne?

Siz: Sağcı parti de var, solcu parti de. Avrupa’da olduğu gibi.

Yabancı: Peki insan hakları, kültürel haklar, Avrupa Birliği gibi konularda sağcı partiler ne düşünüyor?

Siz: Sağcı parti Kürt sorununa evrensel insan hakları düzleminde bir çözüm geliştirmeye çalışıyor. Kan dursun diyor.

Yabancı: Ya solcu parti?

Siz: O daha milliyetçi bir söylemi benimsiyor ve bu açılımın Türkiye’yi böleceğinden korkuyor.

Yabancı: Peki milliyetçi parti?

Siz: O da aynı şeyi söylüyor.

Yabancı: Avrupa Birliği konusunda durum ne?

Siz: Orada da durum üç aşağı beş yukarı aynı. Sağcı ve din ağırlıklı parti AB üyeliğini savunuyor, sol ve milliyetçi partiler buna kuşkuyla bakıyor.

Yabancı: Ya azınlıklar meselesi.

Siz: Sağcı Başbakan “Azınlıkları Türkiye’den kovmanın faşizm olduğunu” söylüyor. Ruhban okulunun ve Ermenistan sınır kapısının açılmasını istiyor. Sol ve milliyetçi partiler bu girişimleri ağır bir dille mahkûm ediyor.

 

Ayrıca iktidar Türkiye’deki yer isimleri konusunda ırkçılığa gerek olmadığını söylüyor, muhalefete “Siz Ermenice, Rumca, Latince şehir isimlerini koruyan Alpaslan’dan, Orhan Gazi’den, Mustafa Kemal’den daha mı milliyetçisiniz?” diye soruyor.»



Sorular burada bitiyor. Yılların deneyimine sahip Livaneli, o yabancıya, “Bu durumun bir açıklaması olmalı; sizce bu neden böyle” diye bir soru sordurmamalı mıydı?

 

Hayır, sordurmamış. Tuhaf…

 

Ben, kendi hesabıma, belki, bu durumun açıklamasını hemen bugünlerde, örneğin yarın falan kendisi yapacaktır, diye umutlanmak istiyorum, ama Livaneli Usta’nın yazısına yıldızlar arasında şu satırları yerleştirmiş olması, bende umut mumut bırakmadı:

 

«Bu konuşma sonunda o yabancının tepkisi ne olurdu acaba?

“Kusura bakmayın ama siz sağınızla solunuzu karıştırmışsınız. Çağdaşlık, demokrasi, AB, insan hakları, azınlıklar, kültürel haklar gibi solun savunduğu değerleri öne çıkaranı sağcı; milliyetçi refleksleri öne çıkaranları solcu ilan ediyorsunuz. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir gariplik yok. Önce terminolojinizi düzeltseniz” demez miydi?»

 

*

Livaneli, soru-yanıt bölümünde temellendirdiği yargısından yola çıkarak sürdürdüğü yazısında okkalı bir soru daha soruyor: “Omurgalı bir insan olmanın gereği nedir?” Vallahi, bir dizi olmazsa olmazlar bütünüdür. Gerçekleri bütün yönleriyle görüp ortaya koyabilmekle başlayan bir bütün…

 

 

İnal Karagözoğlu

Yalıkavak, 16 Ağustos 2009

 

 

© 2009 İK

 

 

{lang: 'tr'}

1 Yorum

  1. Pakiz Borteçen said,

    Ağustos 19, 2009 at 18:28

    “omurgamız”dır bizi dik, dimdik tutan… yere bağlayan, ayaklarımız üzerinde tutan, göğe baktırtan başımız dik… “omurgalı bir insan olmanın gereği” mi bilmem, ama sanırım, “gerekçeleri” bunlardır, üstad…

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.