Promosyonlu Döneme Geçiş mi?

Artık Başka Türlü Olmaz

 

 

Ziraat Bankası sigorta sektörüne iki yeni şirketle dönüyor ya, Emre Yazman, Sigorta Dünyası dergisindeki köşesinde* bu durum için ‘ilginç bir gelişme’ dedi. Sigortayla ilgisi ancak uğradığı zararı sigorta şirketinden alabilmekle sınırlı olanlarımız için ne Ziraat Bankası’nın sigorta sektörüne dönüyor olması ne de Yazman’ın bu değerlendirmesi bir anlam taşıyor olmalı. Ama belki şunu aklından geçirenler çıkabilir: “Demek, Ziraat Bankası daha önce sigorta sektöründeymiş…”

 

Ya, öyleydi…

 

“Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde” diye başlamayı hiç gerektirmeyen, ama birilerinin özelleştirme ninnileriyle milleti uyutmakta oldukları şu zamanların yakın bir vaktine kadar Başak Sigorta ile Başak Hayat Sigorta adlı iki kardeş şirket vardı. Birer Ziraat Bankası kuruluşuydu bunlar… Ağabey Başak 1959’un, kızkardeşi Başak Hayat da 1998’in sonunda kurulmuştu. Gün geldi, emir verildi: Bu iki şirket de satıla!”

 

Evet, ‘her derde deva özelleştirme’ ilacı yazılmıştı ya ülkemize, sigortacılığımızın önde gelen ulusal kuruluşlarından olan bu iki şirket de satılmalıydı. Ama nasıl? Önce Ziraat’ten koparılıp Başbakanlık Özelleştirme İdaresi’ne devredilirler, ardından da blok satış yöntemiyle ‘birlikte’ satışa çıkarılırlardı. Bu kadar basitti…

 

Öyle de oldu.

 

İhaleyi, yerli isteklilerine karşı Fransızlar’ın Groupama International’i kazandı. Bu işler 2003’te başlayıp 2006’nın ortalarında olup bitti. Sen sağ ben selamet…

 

*

Başak Sigorta’nın satılacağının belli olması üzerine Başak’ın genel müdürlüğünden ayrılmak durumunda kalan Muzaffer Bilgili, bu sayfalarda yayımlanan Bu Masal Böyle Bitmeyecek!… Küresel Fırtına başlıklı yazısında Başak Sigorta’nın nasıl bir başarı örneği olduğunu ne de güzel anlatır… Ve Başak’ta yaşamış olanlar için, Başak’ın başına gelenleri bilenler için ne de hüzün verici satırlardır onlar…

 

*

Şimdi, Ziraat Bankası tutmuş iki sigorta şirketi kurmuş. Niye? Pişmanlık mı? Bu olamaz: Başaklar’ı Ziraat satmadı ki… Her şey emir-komuta zinciri kıskacında kotarıldı. Bankacılık sigorta şirketsiz yürümediğinden mi? İşte bu akla uzak değil. Bir de…

 

Yazman’ın, Ziraat Bankası’nın sigorta sektörüne iki yeni şirketle dönüyor olmasını ‘ilginç bir gelişme’ olarak nitelediği tümcesi şu: “Sektörde son zamanlarda sigorta şirketlerinin sermayeleri yabancı girişimcilerce satın alındığı, yeni sigorta şirketi kurma eğiliminin yavaşladığı ve Türk sermayeli sigorta şirketinin ise hiç kurulmadığı bir dönemde, iki Türk sermayeli şirketin kurulmuş olması, üstelik bu şirketlerin devlete ait olması ilginç bir gelişmedir.”

 

Yakınım olduğundan Emre Bey’i pek yakından tanıyanlardan birisiyim, -ayrıca, dergisinde yirmi bir yıl çalışmışlığım var- ‘durum’u kendisine yakışır biçimde büyük bir kibarlıkla ortaya koymuş. Bense, mizacım gereği, yaşadığımız hoyratlıklar karşısında onun kadar kibar olamıyorum: denizin bittiği noktada işi ‘promosyon’la götürme noktasına gelindiğinin resmidir bu ‘durum’, başka bir şey değil!… ‘Promosyon’ sözcüğü, her ne kadar el dilinden laflar ederek hava atma sevdasıyla dilimize buyur edilmişse de onun anlamının ‘özendirme’ olduğunu okumuşlarımız içerisinde bilmeyen yoktur. Ticaret alanında uygulanan bir satış cinliği…

 

Söyler misiniz bana, bile bile hantallaştırılmış bir bankayı promosyonsuz satabilir misiniz? Tek bir promosyon da yetmez bu işe: sektöre iki yeni üye giriyor olması bundandır: “Satıyorum! Yanında da iki hediye! Alan yok mu?!”

 

‘Denizin bittiği nokta’ mı? İzmit’in Kurtuluşu başlıklı yazımda, ülkemizdeki özelleştirmelerin anlaşılabilir bir yol ve yöntemle değil de bir mirasyedi tavrıyla yapıldığını; bunun, neyimiz var neyimiz yok, hepsini küresel sermayenin dövizine çevirmekten öteye anlamı olmadığını; üstelik, bu yola özel kuruluşlarımızın da saptığını; sonuç olarak, kendi ülkemizde yabancılaştırılmış bir ortamda nefes alamaz duruma gelip boğulduğumuzu dile getirmiştim. Ve, “Aha, deniz bitmek üzere: Telekom’du, İsdemir’di, limanlardı, denizcilik işletmeleriydi, Zirai Donatımdı, TÜPRAŞ’tı, şeker kuruluşlarıydı, madenlerdi, maden işletmeleriydi, Sümerbank’tı, Etibank’tı, Tekel’di, SEKA’lardı, gübre kuruluşlarıydı, et-balık-süt işletmeleriydi, enerji kuruluşlarıydı, Emekli Sandığı’nın varlıklarıydı, … derken elde avuçta ne kaldı” demiştim.

                        

Evet, aradan geçen kısa zaman sonra, işte deniz bitmiştir! “Satıyorum! Yanında da iki hediye!” dönemine geçilmiştir… Demediydin denmesin…

 

 

İnal Karagözoğlu

Yalıkavak, 22 Temmuz 2009

 

___________

* Bizden Size, 15 Tem. 2009, 577. s.

 

 

© 2009 İK

 

 

{lang: 'tr'}

2 Yorum

  1. Muzaffer Bilgili said,

    Ağustos 15, 2009 at 13:32

    Sayin Karagozoglu,
    Öğretmen olduğunuz nasıl da belli. Izmit’in kurtulusu yazinizda özelleştirme ile ilgili Sayın Öztürk’ün ders notlarından öyle güzel alıntılar yapmış ve sonra öyle güzel yorumlamışsınız ki…
    Ancak, bu derse gereksinimi olanlar derslerini almışlar mıdır? Yoksa, “İşte biz böyle yaparız;” birilerine, birilerine, “Satıyorum, saaattım!” demişler midir? “Küresel sermayeden pay aldım, döviz geldi.” Ya sonrası verilenler? Onların hesabı nerede? Ve bu hesabı kim alacak, kim verecek? Yazınızda da belirttiğinizce, “Elde avuçta bir şey kalmadığı gibi” küresel sermayenin gelen dövizi ülkemize yerleşmeden sessizce ve güzel güzel geri gidiyor.
    Şöyle yinelemek istiyorum Sayın Karagözoğlu, “Bu masal böyle bitmesin!”
    Bu arada, aklımın ve gönlümün deyişlerini söylemeden edemeyeceğim… Temennim, T.C. Ziraat Bankası’nın kendisinin ve halkın ihtiyaç duyduğu sigorta şirketlerini Cumhuriyet Tarihi boyunca kendisiyle birlikte milli, çağdaş, siyasetin bulaşmadığı, denetime açık kuruluşlar olarak yaşatmasıdır. Hele bir de hisselerinin bir kısmını halka arz etse………..

  2. Oya Özdemir said,

    Ekim 20, 2009 at 21:38

    Sayın Karagözoğlu,
    Kaleminize sağlık…
    ‘Yanlıştan, doğruya ulaşılamaz.’ sözü ne kadar doğru, değilmi???Günümüzde, Yanlış=Doğru, Doğru=Yanlış olarak benimsettirilirken, karşı sesler o kadar azılıkta ki…İtiraz edenlerde, UZLAŞMACI, KAVGACI, GEÇİMSİZ, ÇAĞIN GERİSİNDE v.b.terimlere göğüs germek zorunluluğunda.
    Çok yazık, Sn.Karagözoğlu, gerçekten çok yazık. Gelecek kaç neslin yaşamına ipotek koyduğumuzu düşünmeksizin, sorumsuzluğumuzun üst noktasında umarsızca bir yaşam sürdürüyoruz. Kadir kıymet bilmez mirasyedi misali…
    Saygılarımla,

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.