Yurttaş da Haykırmalı

Elinizi Çekin!

 

 

“Elini çek!…” Bu, son günlerin gözde laflarından… Siyaset meydanlarında karşılıklı ünlenip duruyor.

 

Çocukken annesinden bu uyarıyı işitmeyen yoktur. Elini burnuna götüreninden daha sofraya oturulmadan kızarmış patates tabağına el atanına hemen her çocuk bu sözlerle karşılaşmıştır. Yani, benim çocukluğumda böyleydi.

 

*

Siyaset erbabının bu bağırıp çağırmaları arasında yaşamsal bir seslenme neredeyse kaynayıp gitti: “… yılda iki milyon ton düzeyinde dışalıma konu olan GDO‘lu mısır ve soyadan üretilen işlenmiş ürünler, 800‘den fazla çeşitle tüketici sofrasına ulaşıyor. Hiçbir etiketleme yapılmadan satışa sunulan bu ürünler, halk sağlığını ciddi biçimde tehdit ediyor.”

 

Bu çığlık, GDO’ya Hayır Platformu Bileşenleri‘nden geliyordu; özetle, “Sağlıklı bir toplum, çiftçiliğin devamı ve bağımsız tarım için Türkiye’de GDO’lu üretime ve tüketime hayır” deniyordu.

 

gdoya-hayir Şimdi yurttaş da haykırmalı; ama iş işten geçmeden… (Fotoğraf, www.gidahareketi.org kaynağından)

 

GDO? Genetik yapılarıyla oynanmış, genetik yapıları biyoteknoloji şirketleri tarafından laboratuvar koşullarında değiştirilerek doğaya salınmış bitkiler ile bunlardan elde edilen ürünlerin içerdiği organizmalar… Kısaca, genetiği değiştirilmiş organizmalar. ‘Organizma’ sözünün buradaki anlamı ‘canlı varlık’.

 

GDO’ya Hayır Platformu ilgililerinin geçen ayın 28’inde düzenledikleri basın toplantısında dile getirdiklerinden şu satırlar, konunun ne denli önemli olduğunu anlamaya yeter:

 

“Tüketicinin bilgilenme hakkını ihlal eden ve halk sağlığını hiçe sayan bu durum, 10 yılı aşkın süredir tüm çarpıklığı ile sürerken, bu kez Ulusal Biyogüvenlik Kanun Tasarısı Taslağı‘nın Bakanlar Kurulu‘nda olduğu ve TBMM‘ne sevkedilmek üzere imzaya açıldığı bilgisi basına yansıdı. Hükümet sözcüsü, konuyla ilgili konuşmasında, zaten ithalatı serbest olan ve tüketilen bu ürünlerin Türkiye‘de ekimine de serbestlik getirileceğini ifade etti. Anlaşılıyor ki, şimdi sıra, GDO‘lu tohumları Türkiye‘nin temiz topraklarına ekmeye geldi…

 

Kamuoyundan bir sır gibi saklanan Tasarı Taslağı yasalaştığında, ortaya çıkacak durum şöyle özetlenebilir:

 

1) GDO‘ların üretimi ve tüketimine izin verilecek,

 

2) Bu ürünlerin risk değerlendirmesi şirketlerin kontrolünde olacak,

 

3) GDO‘lu ürünlerden zarar gören çiftçiler ve tüketiciler zararlarını ispat etmek zorunda bırakılacak, bu ürünlerin zararlı olmadığının ispatı şirketlerin üzerinde olmayacak,

 

4) Bu ürünleri ülkemize sokan veya üreten şirketlerin cezai sorumlulukları oldukça düşük olacak,

 

5) Zarara uğradığını iddia eden çiftçiler zamanaşımı tehdidi ile karşı karşıya kalacak,

 

6) Risk denetimine tabi bu ürünlerle ilgili bilgiler kamuoyuna açıklanmayacak, şirket sırrı olarak korunacak,

 

7) Tüketicilerin sağlıklı gıda tüketme hakları, küçük çocuklarla sınırlandırılacak, sadece küçük çocuk ürünlerinde GDO kullanılmayacak,

 

8) Ülkenin tüm genetik varlıkları şirketlerin kontrolü altına bırakılacak,

 

9) Çiftçiler, tohumluk ayırma haklarını yitirecek; tozlaşma vb. yollarla ürünlerine GDO bulaşmışsa şirketlere tazminat ödemek zorunda kalabilecekler,

 

10) Bu ürünlerin denetimi konusunda çiftçi, tüketici, ekoloji örgütlerinin; bağımsız bilimsel kurumların, meslek odalarının herhangi bir söz ve karar yetkisi olmayacak…

 

…..

 

Sorunun bir diğer önemli boyutu, biyoçeşitliliğimizin ve çevresel değerlerimizin tahribidir. GDO‘lu ürünlerden olacak gen kaçışları, hem kültür bitkilerini hem de bunların yabani akrabalarını kontamine edecek; bu tabloya eklenebilecek yatay gen kaçışları ile doğada geri dönüşümü olanaksız bir süreç başlamış olacaktır.

 

Tüketici ve halk sağlığı açısından da tablo vahimdir. GDO‘lu ürünlerden işlenmiş gıda ürünlerinin sofralarımıza ulaşması, halkımızı daha da ağırlaşan alerjik reaksiyon, antibiyotik dayanıklılık, toksik etki, artan doğum anomalileri ve kısırlık gibi sağlık sorunları ile karşı karşıya bırakacaktır.”

 

*

Şimdi yurttaş da haykırmalı; ama iş işten geçmeden…

 

Ve her fırsatta, her yerde: “Tarlamızdan, toprağımızdan, cebimizden, soframızdan, sağlığımızdan elinizi çekin!”

 

 

İnal Karagözoğlu

Yalıkavak, 8 Temmuz 2009

 

© 2009 İK

 

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.