‘Rejimin Teminatı’ Derken…

 

Kişilerin Özgörevi Yok mu?

 

 

Geçenlerde Hürriyet gazetesinde Ertuğrul Özkök yazmıştı: 

“‘Rejimin teminatı’ ağır bir misyondur ve taşınması çok zordur.

O nedenle, bu payenin verileceği kurumlar üzerinde ciddi bir mutabakatın oluşması gerekir.

Şimdi elimizi vicdanımıza koyarak soralım.

Askerin ‘rejimin teminatı olması’ konusunda bir toplumsal mutabakatımız var mı?

Yok…

Peki polisin bu misyonu konusunda bir mutabakatımız var mı?

Ergenekon’la ilgili tartışmalara bir bakın.

Böyle bir mutabakatın bulunduğunu söylemek için ya çok önyargılı, kesin inançlı veya saf olmak gerekir.

Ayrıca bu kurumların uluslararası siciline bakmak da, rejimin ne kadar teminatı olabilecekleri konusunda fikir verebilir.”

Özkök, ‘Eğer ömrüm yeterse’ başlıklı yazısında söylüyordu bunları. Başbakanımız’ın “Türkiye’de demokratik rejimin teminatı polistir” sözü üzerine düşüncelerini dile getirmişti…

 

Özkök işin içine ‘misyon’ sözünü sokmasaydı, okuyup geçeceğim bir yazıydı; ama bu sözcük beni düşündürdü. ‘Mission/misyon’, bir kimseye verilen özel görevin, özel yükümlülüğün Fransızcası; tek sözcükle ‘özgörev’.

 

Peki, ‘görev’ nedir? Yasaların, yazılı kuralların, toplumsal davranış biçimleri ile toplumsal kuralların, yani aktörenin (ahlakın) yerine getirilmesini gerekli kıldığı yükümlülük…

 

Bir de ‘ödev’ var; o da, ‘yapılması, yerine getirilmesi, yasalar ile insanlık duygusunun ve törenin gerekli kıldığı iş ya da davranış’ diye tanımlanıyor. Yani, boyun borcu; bir bakıma görev…

 

Özkök, ‘rejim’in, yani Cumhuriyetimiz’in demokratikleşme yönündeki düzeninin türlü bağlamlarda savunucularını da sıralamış: Türkiye Büyük Millet Meclisi, siyasal partiler, yargı, silahlı kuvvetler, polis, denetleyici kurumlar, bağımsız medya… Özkök, silahlı kuvvetler ile polisin, ülkenin güvenliği ve dirliği ile yasaların uygulatılması bakımından pek yaşamsal görevleri olduğunu, ama bu görevin bir ‘misyon’ olmadığını da söylüyor. Ve hemen ekliyor: “Rejimi koruma misyonu, öncelikle Türkiye Büyük Millet Meclisi’nindir. Onu oluşturan bütün siyasi partilerindir.”

 

*

‘Eğer ömrüm yeterse’de dile getirilenler iyi, güzel, doğru da, bir büyük eksiği var: eğer ülkemizde bireyler, önce tek tek sonra da birlikte, demokratikleşme yönündeki anayasal düzenimizin savunuculuğunu özgörev ve ‘özödev’ edinmemişlerse, bunu boyunlarının borcu bilmemişlerse bırakın gitsin!

 

 

İnal Karagözoğlu

Yalıkavak, 3 Temmuz 2009

 
© 2009 İK  

 

 

Not: Yaz aylarında bir tatil yapayım, diyorum: Bakayım, becerebilecek miyim? İK

 

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.