Varsa Yoksa Deprem…

 

S u n u m

 

 

Ergoisviçre Sigorta’nın yangın sigortaları bölümünde yönetici adayı olan genç sigortacı Gürer Baykal, kazandığı Münih Re’nin 2008 yılı Alois Alzheimer Bursu kapsamında bir çalışma hazırlamıştı: Türkiye’de Sel ve Su Baskını Riski. Yayın danışmanlığını yaptığım Sigorta Dünyası dergisi, bu yılın ilk üç sayısında Baykal’ın bu çalışmasına da yer verdi.

 

Aşağıda sunacağım yazı, Türkiye’de Sel ve Su Baskını Riski’nin bana düşündürdüğü şeyler… 2 Nisan'da yazmıştım; Sigorta Dünyası’nın Nisan 2009 sayısında yayımlandı*.

 

İnal Karagözoğlu

 

 

 

 

“Türkiye’de Sel de Su Baskını da Doğal Afet Değildir” 

 

Gürer Baykal’ın dergimizin geçen üç sayısına yayılan yazısını türlü beklentiler içinde ilgiyle, merakla okuyorum. Bir doğal afet olarak sel ve su baskını konusunda doyurucu bilgiler edinmekteyim. Bu çalışmanın, sigorta ve reasürans şirketlerimiz bakımından değerli olduğu kuşkusuz. Hele sigortacılık mesleğine yeni adım atanlar için bir ders notu niteliğinde.


Yazıda sıralanan sel ve su baskını örnekleri, bu doğal afetin taa ‘Nuh Tufanı’ndan beri insanoğlunun başına hangi yollarla ne dertler açtığını da ortaya koyuyor.

 
Akarsu taşmaları, akarsu ağzı taşmaları, kıyılarda oluşan su baskınları… Ve türlü zincirleme oluşumlar sonucunda ortaya çıkan seller, su baskınları… Büyük yıkımlara, dolayısıyla büyük acılara, zararlara, üzüntülere, sıkıntılara yol açan.

 

Burada konunun dışına çıkıp -ya da iyice içine dalıp- İlhan İrem’in Katastrofu’nu anımsamadan edemiyorum:


“Düşünmeyenlerin korkusu,
Düşünenlerin şüphesi yoktu,
Ama bir gün nasılsa olacaktı:
Elektrik dolu iki bulut,
Mor-kırmızı kenarlı iki deniz anası,
Yaklaştı.. kucaklaştı…
‘Nasılsa olacak’ dediğimiz, beklediğimiz,
Körüklediğimiz işte bu an:
Bir ışık patladı,
Dev bir gürültü koptu göklerde,
Her şey çok yakındaydı
Ve bir anda oldu -şimşek ve gök gürültüsü bile-…

 
Bir ateştop fırladı
Bulutların çarpıştığı yerden…
Her şey bir anlıktı:

Tetik,

Namlu,

Hedef…

Boşluk yankılandı,
Dünya patladı.”

 

Katastrof’un bir de altbaşlığı var: Üçüncü Dünya Savaşı

 

*

 

Seli-seylabı okumaya dönüyorum…

 

Ama beynimin bir yanını engelleyemiyorum: kendince düşüncelere dalıyor… Ona göre, ‘doğal afet’ diye tanımlanan bu olayların bir bölümünü bu kavramın dışında tutmak gerek.

 

 suya-bogulmus-araba       susuzluktan-catlamiis-toprak1dask

Bir yanda suya boğulmuş araba.. bir yanda, susuzlıktan yanan toprak.. ve daha nice doğal afet… Öte yanda da kapısı yalnızca depreme açık DASK!… Bir çelişki yok mu bu işte?

 

Öte yandan, -bir bölümü ‘doğal afet’ nitelemesine uysa da uymasa da- bu afetlerin maliyeti genellikle pek yüksek oluyor. Bir de yan etkileri var… Bunların maliyeti, sanırım, bazen ana nedenin maliyetini de aşar. Bizim ana-baba ocağı bu olumsuzlukları yaşayanlardan. 1950’den önceki bir tarihte Tokat’ı her yönden perişan eden sel felaketlerinin hemen ardından, bir keresinde babam, bir keresinde de ben tifodan yataklara düştüydük. Daha penisilin menisilin yok; karnınıza konan buz torbalarıyla, sülfamitlerle şifa bulacaksınız. Selin yol açtığı bu salgınlarda bizim oralarda ne de çok ölümler olurdu… Sağ kalanlarda da, az buçuğundan pek pek çoğuna türlü dertler yerleşmiş… Suçlu, dağlardan tepelerden topladığı suları Yeşilırmak’ın ana kolu Tozanlı’ya taşıyan Yeşilırmak Çayı’ydı kuşkusuz (!)…

 

Okumayı sürdürüyorum: Gürer Bey’in çalışmasında, ölümcül sellere, su baskınlarına örnek sayılması gereken olaylar da var. Tarihleriyle,  yerleriyle dünyadan, ülkemizden olaylar… Ve sayılar. Olay sayıları… Ölen insan sayıları… Bir de, sellerin, su baskınlarının sigortacılar açısından önemini vurgulamak üzere bu olaylardan birkaçının onlara kaça patladığına ilişkin sayılar…   

 

Çalışmanın ilerleyen sayfalarında, sel ve su baskını riskine ilişkin geniş bilgiler veriliyor, bu risklere karşı alınması gereken önlemler sıralanıyor. Pek çok ayrıntı, irdeleme… Sıra belediyelere düşen işler faslına gelince, işte oraları atlıyorum…

 

Derken, satırlar arasına sıkışmış bir tümce ilgimi çekiyor: “Yollar, köprüler ve kamu binaları gibi devlete ait mülkler genelde sigortalanmaz ve dolayısıyla sigorta endüstrisi için daha az sorun oluştururlar.”

 

Ve duruyorum. Birkaç saniye sonra da kalkıp bizim sigorta dosyasına gidiyorum. Yangın sigortası, ferdi kaza falan derken hah işte buluyorum: ‘DASK’ diyor. Belirtkesinde ‘DA’ ile ‘SK’ arasına sıkışmış kim bilir hangi depreme ilişkin sismogramdan bir kesitçik…

 

Artık memlekette bu kısaltma sözün ‘Doğal Afet Sigortaları Kurumu’ demek olduğunu herkes biliyor bilmesine de, ‘doğal afet’ ile ‘bunlara teminat vermek üzere kurulmuş olduğu izlenimini veren’ kurum arasındaki tek ilişki her nedense yalnızca deprem… Ne selin-seylabın ne fırtınanın ne heyelanın ne donun ne de başka bir doğal afetin kırıntısı var bu yakışıklı belirtkede!

 

Bu satırları okuyacaklar arasında umarım bizim evin sigortacıları da vardır, biz, 1999 Gölcük Depremi’nin ardından 2000 Eylülü’nde uygulamaya konan bu deprem teminatını, var oluşundan beri hep alıyoruz ve kendi adımıza söylüyorum, bu sigortaya ilişkin açıklamada her ne kadar “27.08.1999 tarih ve 4452 sayılı Doğal Afetlere Karşı Alınacak Önlemler ve Doğal Afetler Nedeniyle Doğan Zararların Giderilmesi İçin Yapılacak Düzenlemeler Hakkında Yetki Kanununun verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan 587 sayılı ‘Zorunlu Deprem Sigortasına Dair Kanun Hükmünde Kararname’ 27.12.1999 tarih ve 23919 (mükerrer) sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir” deniyorsa da, biz bu DASK’ı bir ‘zorunluluk’ olduğu için almıyoruz, bir gereklilik olduğu için alıyoruz. Depremden önce de yangın poliçesi kapsamında alageldiğimiz gibi… DASK’tan sonra da yine yangın sigortamız kapsamında ek teminat olarak depremi de aldığımız gibi…

 

Madem söz DASK’a kadar geldi, şu ‘Zorunlu Deprem Sigortası’ndan ne anlaşılması gerektiğini kendimce açıklamaya çalışayım, istiyorum. Amacım tereciye tere satmak değil kuşkusuz; hani olur da, on yıla yakın süredir geniş kapsamlı doğal afetler sorununu layıkıyla ele almayıp, konunun bir kararnamenin dar çerçevesindeki mahkûmiyetini sürdürmesine göz yumanlar okur, diye bir şeyler söylemek istiyorum:

 

Bence, DASK’a konu deprem sigortasının adındaki ‘zorunlu’ sıfatının kullanılmış olmasında iki olasılık var:

 

1- Günün koşulları zorunlu bir sigortanın gerekliliğini ortaya koymuş, işe en güncelinden başlanıp, öbürlerini de, gerekli teknik çalışmaları yapıp birer ikişer bu sigortanın kapsamına sokmak düşünülmüş olabilir;

 

2- Çok sıcak bir afetin ertesinde ortalığı saran korku üzerinden gidilerek devletin doğal afetlere ayırmak durumunda olduğu bütçe hafifletilmek istenmiş olabilir.

 

Bu iki olasılıktan elbette birincisi doğru olmalı. İkincisini düşünmek bile istemem; ama beynimin hani o hınzır yanı yok mu, beni dürtmeden edemiyor…

 

Öte yandan, doğal afetler gerçeğinin, böylesine önemli bir konunun, on yıl önce bir KHK’yle düzenlendiği biçimde kalmış olması kimselere garip gelmiyor mu?

 

Ve elbette, 587 sayılı KHK’nin 2’nci maddesi ile 11’inci maddesinde neler dendiğini de çok iyi biliyorum:

 

- “Kamu kuruluşlarına ait binalar ile köy yerleşik alanlarında yapılan binalar bu Kanun Hükmünde Kararname kapsamında Zorunlu Deprem Sigortasına tabi değildir.”

 

- “9’uncu madde gereğince cari bir zorunlu deprem sigortası bulunmayanlar, bu sigorta kapsamında karşılanacak zararlar için doğal afetlerle ilgili mevzuat çerçevesinde hak sahibi olamazlar.” (Yani, bu yurttaşlar, 7269 sayılı Umumî Hayata Müessir Afetler Dolayısiyle Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanun’dan yararlandırılmazlar. Bu yurttaşların yararlandılmayacakları başkaca şeyleri saymama gerek yok.)

 

Bir “Ama” daha:

 

Ama sormak istemiyorum da değil: acaba, diyorum, DASK’tan bu yana geçen sürede selden-seylaptan zarar görmüş yurttaşlara 7269’dan ve öbür olanaklardan kaç para ödenmiştir? Bu yurttaşlardan aylık geliri asgari ücretten yüksek olanların oranı ve onlara yapılan ödemenin miktarı nedir? Ve bu soruların yanıtı sigorta sektörümüzü ilgilendirir mi?

 

Bir sorum daha var, ama gürültüye gitmesin diye onu şu seçim havası dağılmadan sormamış olayım: siyasetçileri de ilgilendirir mi acaba o yanıtlar?

 

*

 

Artık Türkiye’de Sel ve Su Baskını Riski çalışmasına dönebilirim.

 

Dönüyorum ve bir çırpıda sona geliyorum.

 

Genç sigortacı Gürer Baykal’a, hem ülkemizin büyük sorunlarından birinde derli toplu bilgiler edinmemi sağladığı hem de kafamdaki kimi soruları ortaya koymama vesile olduğu için teşekkür ederim.

 

© 2009 İK

 _________________

 

* Sigorta Dünyası dergisi, 575. s. (her ayın 15'inde yayımlanıyor)

Not: Fotoğraflar İLGİLİK’e özeldir.

 

Katastrof için tıklayınız: https://www.youtube.com/watch?v=Zus2tSq8NJs

 

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.