Türk’ün Anayasayla İmtihanı

İşe Tanımlardan Başlamalı

 

 

 

Ortalığın karışması yakındır… Hadi ‘taraflar’ demiyeyim, ‘farklı düşünenler’ diye yumuşatayım, herkes şu ’82’ye karşı olduğunu söyleyip duruyor da doğru düzgününü yapmak için kolları sıvayıp işe girişmiyor. Tamam, konu öyle birilerinin yalnız başlarına yapacağı şeylerden değil, iyi de, “gelin birlikte ele alalım şunu” diyen de yok.

 

Nasıl yapabilsinler, nasıl bir araya gelebilsinler? Mümkünatı yok… Önce niyet olacak.

 

İşte gördük: geçenlerde, “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir” denecek oldu, -bu sefer ‘taraflar’ demeden olmayacak- taraflar neler neler dediler…

 

Birçok kavram uçuşuyor ortalıkta. Büyük Kurtarıcı’dan yana olanlar, ona karşı olanlar, ‘numara’ yanlıları, AB’den yana olanlar, ‘ayrılık’ sevdalıları… Saymakla bitmez. Şimdilik AB ‘olay’a doğrudan girmiş değil… Sözcüleri yetiyor.

 

Hava bu durumdayken 20 Nisan’a da geldik. Bu günün özelliği ne?

 

İlk anayasamız seksen beş yıl önce bugün kabul edilmişti. Numarası 491. Adı bir zamanların noktalama kurallarına göre ‘Teşkİlât-ı Esasîye Kanunu’ diye yazılan yasa… Teşkilatı Esasiye Kanunu.

 

Daha sonra yenileri olunca ‘24 Anayasası’ diye sözü edilen bu ilk anayasamızın birinci maddesinde, “Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir” deniyor. Bugünkünde de aynı… 2’nci maddesi iki defa değiştirilmiş: önce “Türkiye Devletinin dini, Din-i İslâmdır; resmî dili Türkçedir; makarrı Ankara şehridir” imiş, 1928’de “Türkiye Devletinin resmî dili Türkçedir; makarrı Ankara şehridir” olmuş, 1937’de de “Türkiye Devleti, Cümhuriyetçi, milliyetçi, halkçı, devletçi, lâik ve inkılâpçıdır. Resmî dili Türkçedir. Makarrı Ankara şehridir” olmuş. Anlaşılmaz bir durum yok; bir tek ‘makarr’ sözcüğü… ‘Karar yeri’ anlamına da gelen bu sözcük burada ‘başkent’ demek oluyor.

 

Öbür maddelerini geçip 88’inciye bakmak istiyorum. İçerik olarak ’82 Anayasası’nın ‘Siyasi Haklar ve Ödevler’ bölümüne karşılık gelen ‘Türklerin hukuk-u âmmesi’ faslında yer alan bu maddenin tek tümcelik ilk fıkrası şu: “Türkiye ahalisine din ve ırk farkı olmaksızın vatandaşlık itibariyle ‘Türk’ ıtlak olunur.” ‘Itlak olunmak’, sözün gelişinden de anlaşılıyor, ‘adı verilmek’ demek. Bu sözcüğün bir anlamı da ‘genelleme’; ve ben, Osmanlıcada ‘isimlendirilmek, ad verilmek, adlandırılmak’ anlamına gelen ve yaygın olarak kullanılan ‘tesmiye edilmek’ sözü varken neden ‘ıtlak olunmak’ sözü kullanılmış, diye düşünmeden edemiyorum; bu sözü kullanmanın çok ince bir anlamı/nedeni olduğunu seziyor gibi oluyorum. Eskiden, ‘genel olarak’ anlamında yaygınlıkla kullanılan ‘alelıtlak’ sözcüğü de vardı bizde… Ben bu sözcüğe yetiştim.  

 

Şimdiki anayasamızda Türk vatandaşlığı’ başlıklı 66’ncı madde,Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür” fıkrasıyla başlıyor.

 

Bu iki anlatıma bakınca da, Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye Halkına Türk milleti denir” sözünü daha iyi anlıyorum.

 

 ataturkun-turk-aciklamasi1

 

 

 

Yeni bir anayasa değişikliği düşünenlerin özellikle bir şeyi yapmayı es geçmemeleri çok iyi olacaktır. O da, ‘Türk’, ‘Türk vatandaşı’; ‘Türk Devleti’, ‘Türkiye Devleti’, ‘Türkiye Cumhuriyeti’, ‘Türkiye’ kavramlarının tanımının yapılmasıdır. Bu sözler, bugünkü anayasamızda gelişigüzel kullanılmış bulunuyor. Ana kavram nedir, o kavramı anlatan sözcük nedir, o sözcüğün yerine neler de kullanılacaktır, bütün bunlar, yasada öncelikle belirtilmiş olmalıdır. Bir ev kiralarken yapılan sözleşmede bile tanımlar önemliyken, bir devleti, o devletin organlarını, yurttaşlarını bağlayan temel sözleşmede neden olmasın bu tanımlar? Ve daha başkaları?

 

Ortalığın karışması yakındır, dedim, karışıklığa yol açan şeyler olmamalı anayasalarda…

 

Başlıktaki ‘imtihan’ sözcüğüne gelince: kendisini yenileyemenler, kendi dilimizden anlamamakta direnenler var ya, lafım onlaradır.

 

 

İnal Karagözoğlu

Yarımca, 20 Nisan 2009

 

 

© 2009 İK

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.