“Yeter Söz Milletindir!”

 

Yazıcıoğlu’nu Beklerken…  

 

Dün Radikal gazetesinde bir haber vardı, neymiş efendim, ‘yasak’ You Tube’da AKP ilanı varmış… “Türkiye’de girilmesi ‘mahkeme kararıyla’ yasaklanan ünlü Youtube sitesine ‘dolaylı’ yollardan erişebilenler AKP’nin 29 Mart seçimleri için hazırladığı propaganda ilanı sürpriziyle karşılaştı” denmiş haberin tanıtımcığında. Biraz uzuna kaçmış bir haber…

Bu haberi görünce, bir şeyler yazayım, diye düşünüp sonra caymıştım: Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu bir seçim mitinginden bir başka mitinge yetişmeye çalışırken meydana gelen helikopter kazası, her şeylerin nasıl da bir anda anlamsızlaşabileceğini bir kez daha göstermişti bana…

 

Bu kazanın ağırlığı altında, evcek tevelerde altta akan yazılar ile haberler arasında gidip gelirken zamanın geceye dönüşmekte olduğu bir vakitte telefonumuz çalıyor: bir ses, “Ben …..” diye başlıyor, 29 Mart seçimleri için oy istiyor… Eşimle birlikte biraz dinleyip kapatıyoruz. Öte yanda aramalar sürüyor… “Kazanın üzerinden şu kadar saat geçti”, deniyor, koordinatlardan ve saireden söz ediliyor… Ve birden, içime, oturup bir şeyler yazma gereği doğuyor.

 

Peki, ne yazacağım? Bilmiyorum.

 

*

Düne döneyim. Evet, dün Radikal’de bir haber vardı; ‘yasak’ sözcüğünü tırnaklayarak gözüme gözüme sokan bir haberdi bu. Başlığı: “‘Yasak’ Youtube’da AKP ilanı”. İyi güzel de, Sayın Başbakan, geçen yılın kasımının yirmi birinde Hindistan’a uçarken gazetecilerin CHP’ye çarşaflı hanımların üye yazılmasına ilişkin sorularına ne yanıt vermişti? “You Tube filan onlara bir girerseniz, oralarda aynı partinin bazı toplantılarında maalesef bırakın çarşaflıyı, başörtülülerin dahi oralara nasıl sokulmadığının, onlara karşı nasıl bir mücadele yürütüldüğünün belgeleri bizim elimizde var” dememiş miydi?. Bir gazetecinin “You Tube’a girilmiyor” sözlerine de, “Ben giriyorum, siz de girin” karşılığını vermemiş miydi?…

 

Eeee? Birilerinin bir şeylerinin yer aldığı bir alanda AKP’nin bir şeylerinin de bulunması niye haber olur, benim kafam almıyor.

 

Ama kafamın asıl almadığı, habercinin, “girilmesi ‘mahkeme kararıyla’ yasaklanan” lafı… Bu alana girmek isteyeni, “Ankara 1. Sulh Ceza Mahkemesi, 05.05.2008 tarih ve 2008/402 nolu KORUMA TEDBİRİ kapsamında bu internet sitesi (youtube.com) hakkında verdiği karar Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’nca uygulanmaktadır” diye yerlerde sürünen bir laf kalabalığı karşılıyor. Yine de, bu yere girmenin ‘yasaklandığı’ değil, ‘engellendiği’ anlaşılıyor o denenlerden.

 

Benim bu denenlerden anladığım, yetkili mahkeme, genelağdan yararlanmak isteyenleri ilgilendiren yönüyle, içeriğinde suç oluşturan öğeler bulunan genelağdaki alanlara erişimin bu öğeler kaldırılıncaya kadar engellenmesine karar veriyor, Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı da bu kararı uyguluyor. Bu kararlara bir örnek de şu: “Ankara 9. Sulh Ceza Mahkemesi, 04.02.2008 tarih ve 2008/140 nolu KORUMA TEDBİRİ kapsamında bu internet sitesi (geocities.com) hakkında verdiği karar Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı‘nca uygulanmaktadır.”

 

Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı‘nın konumu da şu:

 

Başbakan

|

Ulaştırma Bakanlığı

|

İlişkili Kurum/Kuruluşlar

|

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu

|

Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı 

 

btk-btkgovtr

 

Yazı bu noktaya gelince, sabah ola hayrola, deyip yatıyorum.

 

*

27 Mart 2009 sabahı:

 

Önce Yazıcıoğlu’na ilişkin bir gelişme var mı, ona bakıyorum. Yok. 

 

Sonra, Başbakan’ın ’08 Kasımı’nda Hindistan’a giderken uçakta gazetecilere dedikleri bağlamında yazdığım yazıyı açıp okuyorum: yazının sonlarında, “Sayın Başbakan kendi You Tube’a giriş yöntemini açıklamamış; ama, yaptığım ceza araştırması sırasında, işin pek çok yolu olduğunu öğrendim” demişim. İster istemez, Radikal’deki haberi kotaranlar, demek, benim gibi bu engelli alanlara nasıl ulaşılır, öğrenmişler” diye geçirdim içimden. Ve bu haberin tanıtımcığında “Türkiye’de girilmesi ‘mahkeme kararıyla’ yasaklanan ünlü Youtube sitesine ‘dolaylı’ yollardan erişebilenler AKP’nin 29 Mart seçimleri için hazırladığı propaganda ilanı sürpriziyle karşılaştı” dendiğini anımsayıp içimden geçenlere şu soruları ekledim: AKP’nin ilgilileri, bu 29 Mart seçimleri için hazırlayıp You Tube’a saldıkları şeyleri partidaşlarının görmesini sağlamışlar mıdır, sağlamışlarsa nasıl? Tabii, bir de sakıncalı şeyleri görmelerini nasıl önlemişlerdir?”

 

*

Düşüncelerim birbirine karışmaya başladı…

 

Eskilere dönüp rahatlamaya çalışıyorum…

 

 yeter-soz-milletindir

Evet, şimdi söz milletin!

 

‘Demokraaasi’ denen şeyle tanıştığımız, ‘gizli oy açık sayım’ diye bir şeyle karşılaştığımız 1950 seçimlerine gidiyorum… Her yerlerde “Yeter! Söz Milletindir!” afişleri… Radyoda, parazitler arasından seçmeye çalıştığımız propaganda konuşmaları… Seçimlerin,16 Şubat 1950 tarihinde çıkan 5545 sayılı Milletvekilleri Seçim Kanunu’yla ilk kez yargı yönetim ve denetimine emanet edilmesi…

 

*

Yazımı bağlamak üzere bir kez daha genelağa yöneliyorum: Değişen bir şey yok. Bu karanlık içinde Yeni Şafak’ta Fatma K. Barbarosoğlu’nun yazısıyla karşılaşıyorum. Muhsin Yazıcıoğlu’nu beklerken… demiş… Yazımı, Fatma Hanım’ın “Niyetim iyi dilek temennileri ile biten, mürekkepsiz ilk seçime dair birkaç not aktaran bir yazı kaleme almaktı” diye başlayan yazısından bir alıntıyla bitirmek istiyorum:

 

“… Başbakan’ın Gümüşhane mitingini iptal ettiği ve olay mahalline bizzat gideceği haberi geldi. Başbakan’ın bu davranışı onun karizmatik duruşu ile doğrudan bağlantılı. Ancak karizmatik liderler halkın sağduyusunu hissederek, bu hisse uygun davranış gösterir.

 

AK Parti’nin yanısıra CHP ve MHP’nin mitinglerini iptal etmesini Türkiye’nin geleceği için olumlu bir gösterge olarak okumaktan yanayım.

 

Partiler sadece mitinglerini ertelemedi. Sokakları boydan boya tekrar tekrar geçen seçim şarkılarını susturdu. Propaganda araçlarını durdurdu.

 

Bizi ‘BİZ’ yapan maya bu işte.

 

…”

 

 

İnal Karagözoğlu

Yarımca, 27 Mart 2009

 

© 2009 İK

 

 

 

(BTK logosu http://www.tk.gov.tr/ kaynağından alınmıştır.)

{lang: 'tr'}

1 Yorum

  1. Gökhan Akkoyunlu said,

    Mart 29, 2009 at 09:25

    Hangisinden bahsetmek gerekir bilemiyorum?
    Eline yüzüne bulaştırılan “Kurtarma Operasyonu” mu?
    Bir birinden bihaber “Devlet” yetkilileri mi?
    Mitingleri ilk önce “biz bıraktık,onlarda bize uydu” diye 6 canın üstünden oy toplayanları mı?
    Bu ülkenin “Başbakanlık Makamının geçici evsahibi”‘nin ,durum netleşmeden “baş sağlığı” dilemesini mi?
    Helikopterin çarptığı dağdan daha büyük bir “Dağ” gibi dava adamının pisi pisine “can” vermesini mi?
    Yavaş yavaş donarak,ızdırap çekerek “can “verdiklerini düşünmek mi?
    Bilemiyorum..
    Hiç bilmiyorum…….
    Artık düşünmek istemiyorum…..
    Çünkü UTANIYORUM.

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.