Etmeyin Eylemeyin!

 

Bakın, Âvâz-ı Niyâz Ediyorum

 

 
“Geçti bahar geldi yazın
Turnam senin sunam senin

Sinemi deler avâzın
Turnam senin sunam senin”

 

 

Âşık Veysel, bu dizelerle başlayan Geçti Bahar Geldi Yazın şiirinde doğanın pek çok güzelliğini bir araya getiriyor. Asıl söylemek istediği, bu güzelliklerin, kendi gönlüyle özdeşleştirdiği insan ruhunda yarattığı çağrışımlardır, benzetmelerdir, titreşimlerdir… Ben öyle anlıyorum. Şiir şu dörtlükle son buluyor: “Sen keklik ol Veysel çalı / Saklasın gel seni dalı / Yolunda kurban olmalı / Turnam senin sunam senin”.

 

Veysel’in bu şiirine, TRTmiz’in geçen gün yayımlamaya başladığı TRT Avaz’dan yola çıkarak gittim. TRT’nin buna ilişkin 21-22.3.2009 tarihli haberi şu:

 

«TRT Avaz “Merhaba” Dedi

Orta Asya’dan Balkanlar’a uzanan coğrafyadaki 250 milyon insana seslenecek olan kanalın adını Cumhurbaşkanı Gül açıkladı.

 

TRT’nin, Balkanlar, Kafkasya ve Orta Asya coğrafyasında izleyicilerle buluşacak olan yeni yüzü TRT Avaz, ‘yeni gün’de merhaba dedi.

 

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, TRT Avaz’ın yayın hayatına başlaması dolayısıyla düzenlenen galada, “TRT Avaz, avaz avaz bütün Türk dünyasına seslenecek” dedi.

 

TRT yeni bir yüzüyle daha milyonların karşısına çıktı.

 

TRT’nin yeni kanalının adı, Anadolu Gösteri ve Kongre Merkezi’ndeki galada Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından açıklandı.

 

Gül, “TRT’nin yeni kanalı Avaz’ın yayına başlaması dolayısıyla düzenlenen bu törende sizlerle beraber olmaktan büyük mutluluk duyuyorum, hepinize iyi akşamlar diliyorum. Sözümün başında TRT yöneticilerine, baştan sona hepsine bu teşebbüslerinden dolayı da teşekkür ediyorum, tebrik ediyorum. Tabi şimdi Türkiye’nin bütün sathına bu yayın yapılıyor. Ama sadece Türkiye’ye değil 250 milyonluk Türk dünyasına, bütün Türk dünyasına bu yayın ulaşıyor, dolayısıyla bugün hep beraberiz, bütün Türk dünyasıyla hep beraberiz, bundan da büyük mutluluk duyuyorum” dedi.

…..

 

Balkanlar, Kafkasya, ve Orta Asya’nın sesi olacak TRT Avaz’da, Azerbaycan Türkçesi, Kazakça, Kırgızca, Özbekçe ve Türkmence programlara yer verilecek.

…..»

 

Bu mutlu olayı TRT’den izler izlemez, Anadili Türkçe olan bir Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olarak hemen sözlüklere sarılıyorum; kafamı kurcalayan soruların yanıtları, sözlüklerin birleştiği şu bilgilerde:

 

avaz: (a:va:z) Yüksek ses, nara, avaze;

avaze: (a:va:ze) Yüksek ses, nara, avaz;

avaz: (ava:z) Ses, bağırtı, çığlık.

  

Farsçadan aldığımız ‘avaz’ sözcüğüyle, geldiği dilde olmayan yapılar da oluşturmuşuz:

 

avaz avaz: Yüksek sesli olarak;

avaz avaz bağırmak: Var gücüyle bağırmak;

avazı çıktığı kadar: Çok yüksek sesle.

 

Bu sözlerdeki ‘avaz’ların ‘a’ları, dilimizin yapısına uygun olarak kısa sesletiliyor.

 

trt-avaz-yayina-basladi-2132009

 

Dün bu ‘TRT Avaz’ın üzerine biraz daha eğildim. ‘Türkiye’nin En Büyük İnternet Gazetesi’ Habertürk’ün haberinde, AA’dan aktarılmış ayrıntılar buldum:

 

«- Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, “TRT Avaz, bütün bu geniş coğrafyayı, birbirine hislerle, duygularla bağlı olan bu coğrafyayı çok daha birbirine bağlayacak, ortak dili çok daha geçerli hale getirecek ve hepimizin birbirimizle iletişimini, haberleşmesini kolaylaştıracak” dedi.

- TRT Avaz’ın Türk dünyasına yayın yapacağını hatırlatan Gül, şöyle konuştu:

“TRT Avaz 27 ülkeye, Avrasya başta olmak üzere Orta Asya, Balkanlar, Orta Doğu, bütün aklınıza gelen, Türk ulusunun olduğu, ortak kültürümüz, ortak değerlerimizin olduğu, birbirimize çok yakın hissettiğimiz bütün, büyük bir toplulukla bizi buluşturacak.

Bu bakımdan avaz, ses, bütün bu bahsettiğim geniş bir coğrafyada en az 200 milyon kişinin bildiği bir kelimeyi kendisine isim seçmiş. İnanıyorum ki çok büyük bir takdir toplayacaktır. TRT Avaz, aynı zamanda bütün bu geniş coğrafyayı, birbirine hislerle, duygularla bağlı olan bu coğrafyayı çok daha birbirine bağlayacak, ortak dili çok daha geçerli hale getirecek ve hepimizin birbirimizle iletişimini, haberleşmesini kolaylaştıracak. Bunun uzun vadeli çok büyük bir hizmet olduğu inancındayım. Bu yüzden bunu hayata geçirenleri, TRT yönetimini tebrik ediyorum.”»

*    *    *

Evet, TRT’nin sır gibi sakladığı bu yeni atılımı, Sayın Cumhurbaşkanımız’ın ağzından işte böyle duyurulmuş oldu.

 

Ancak…

 

Ben garibin bir hükmü olsa, ‘pişmiş aşa soğuk su katmak’ gibi olurdu, ama öyle olmayacağını bildiğim için rahat rahat söyleyeyim, özgün bir laf olsa da ben bu ‘TRT Avaz’ adını tutmadım.

 

Evet, ‘özgünlük’ dediğin, insanların çoğuna çekici gelir. Dilde özgünlük de öyle… Örneğin, Divan Edebiyatımız’a ilgi duyanlar yakından bilirler, divan şairlerimiz, Arapça, Farsça sözlüklerden bulup çıkardıkları Osmanlı’da hiç duyulmamış sözcüklere yeni yeni anlamlar yükler, onlarla gönüllerince oynar, kendi çevrelerinde özgünlük yarışı yaparlarmış… Divan Edebiyatı’nın kendine özgü söz dağarcığı, büyük oranda işte bu özgünlük tutkusuyla var olmadı mı? Bence öyle oldu. Öyle oldu, ama Divan şairlerinin kimseye zararı yoktu. ‘TRT Avaz’ öyle mi ya? TRT’nin bu yaptığına aynı gözle bakabilir miyim? Bakamıyorum; elimde değil… Her Allah’ın günü el dilinden sözleri türlü biçimde dilimize kakalayanlar yetmezmiş gibi bir de ‘TRT Avaz’ lafı çıktı… Kim akıl etmişse, hiç de iyi etmemiş.

 

Bir şey daha: Araştırıp gördüm, dünyada toplam 103 milyon kişi Farsça konuşuyormuş; 62 milyonu anadili olarak, 41 milyonu da ikinci dil olarak… İran’ın yanı sıra, anadili niteliğiyle Afganistan ile Tacikistan’da ikinci resmi dil olan Farsça, Özbekistan’da da pek çok insanın anadili. Farsça, Basra Körfezi’ndeki ülkeler ile Hindistan’da, Pakistan’da da yaygın olarak konuşulan bir dil…  

 

Türkçeye gelince: Dilimizin, ülkemiz ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti dışında anadili Türkçe Ailesi’nden olan Türk soylu pek çok ülkede, bunların yanı sıra, başta Balkan ülkeleri, dünyanın pek çok yerinde de konuşulduğunu bilmeyen var mıdır? Ve bu dili, en az 250 milyon insanın anadili, 50 milyondan çok insanın da ikinci dil olarak konuştuğunu?

 

En başa dönerek şunu da söylemeliyim, divan şiiri ile halk şiiri, bu iki koca ırmak, yüzyıllar boyunda bu milletin bağrından çıkıp yan yana akıp durmuş… Mensuplarının birbirlerinden az ya da çok etkilenmemeleri olanaksız. İşte Âşık Veysel de Sinemi deler avâzın derken, bu etkilenmenin ne hoş bir örneğini vermiş… Hem de hiçbir yanlışa düşmeden: onun kullandığı avâz, ‘çığlık’ anlamındaki ‘avaz (ava:az)’. Ve ölçüsünü de uyağını da ne güzel düşürmüş…

 

Peki bugün biz ‘avaz’la ne yapıyoruz? Ancak avaz avaz bağırıyoruz… Gidelim meydanlara, açalım tevelerimizi, ‘avaz avaz’ın ne olduğunu görürüz.

 

Son sözüm şudur: Ey muhteremler, âvâz-ı niyâz* ediyorum, gelin, hiç olmazsa bundan sonraki atılımlarınızı dilimizde yapın!

 

 

İnal Karagözoğlu

Yarımca, 23 Mart 2009

 

 

_______________

 

* âvâz-ı niyâz: Yüksek sesle yalvarış.

 

© 2009 İK

 

{lang: 'tr'}

1 Yorum

  1. İnal Karagözoğlu said,

    Mart 24, 2009 at 09:49

    Anadil – Anadili

    Bugün, pek çok konuda görüşlerimizi paylaştığımız bir dostumdan, Sigorta Dünyası dergisinin sahibi ve genel yayın yönetmeni Emre Yazman’dan bir emektup aldım. Emre Bey, TRT Avaz’la ilgili yazımı beğendiğini belirttikten sonra bir uyarıda bulunuyor: “Ancak, küçük bir anımsatmam olacak, yazıda geçen ‘anadil’ sözcükleri ‘anadili’ olmalı. Çünkü, ‘anadil’, ‘başka diller türetmiş dil’, anadili, ‘insanın çocukken anasından, evindekilerden ve soyca bağlı olduğu topluluktan öğrendiği dil’ anlamlarına geliyor.”

    Doğru söze ne denir? Teşekkür ederim. Yazıda gerekli düzeltmeyi biraz önce yaptım.

    Öte yandan, okuyanlarının dikkatini çekmiş midir, bilmiyorum, dün de, bu yazıda üç yerde (başlıkta, metinde, dipnotta) geçen ‘âvâz ü niyâz’ (yüksek ses ve yalvarış/yalvarma/yakarma) sözlerini ‘âvâz-ı niyâz’ (yüksek sesle yalvarış) olarak düzeltmiştim.

    Bu son düzeltme dolayısıyla birkaç şey söylemek istiyorum:

    - Önce, bu ‘yanlış’ı bile bile, ancak, istemeye istemeye yaptığımı belirteyim. Peki neden?

    Açıklamaya çalışayım:

    Birincisi, bu iki sözcük, ‘anadil’ ile ‘anadili’, bileşik sözcüktür, öyle olması da gereklidir; ama ne oluyor, ‘anadili’ sözcüğü isim tamlamasında ‘tamlanan’ konumundaysa iş karışıyor. Örneği yazıdan vereyim:

    “… 103 milyon kişi Farsça konuşuyormuş; 62 milyonu anadili olarak, …”,
    “İran’ın yanı sıra, anadili niteliğiyle Afganistan ile Tacikistan’da …”
    derken sorun yok; ama,

    “… Farsça, Özbekistan’da da pek çok insanın anadili.”
    derken bir noksanlık var. Nedir o? Tamlanan takısı. Yani, örneğin, “Ayşe’nin kedisi” der gibi “Ayşe’nin anadilisi”, “… 250 milyon insanın anadilisi, …” demek gerekir. Bu durumda da okur, yanlış yazmışsın, sanır.

    İkincisi de, ‘-i’ yapım ekiyle türetilmiş ad soylu sözcükler iyelik eki alınca ortaya çıkan sorun… Örneği yine yazıdan vereceğim:

    “… ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti dışında anadili Türkçe Ailesi’nden olan …”.

    Buradaki noksanlığı da, “… ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti dışında anadilisi Türkçe Ailesi’nden olan …” diyerek gidermek durumundayız. Ve okur, işte bunu da yanlış bulur.

    - Bu tuhaf durum karşısında ne yapılabilir? Bana göre, anlam farklılığını sözün gelişinden anlamak üzere, ‘anadil’ – ‘anadili’ sözcükleri yerine ya yalnızca ‘anadil’ sözcüğünü kullanmalı ya da “insanın çocukken anasından, evindekilerden, içinde yaşadığı ya da soyca bağlı olduğu topluluktan edindiği, öğrendiği dil” diye tanımlayacağımız tamlama biçiminde ‘ana dil’ sözcüğünü… ‘Ana çizgi’, ‘ana defter’, ‘ana duvar’ adları gibi…

    Emre Bey’e, bana bu geniş açıklamayı yapma fırsatını da sağlamış olduğundan ayrıca teşekkür ediyorum.

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.