Yakışanını Yapmak Gerekir

 

 

İnanılabilemez!…  

 

   

Nasıl anlatacağımı bilmiyorum; üstelik, inanmıyorum kendime.

 

“İnanamıyorum sana”, “şaka gibi”, “ay inanmıyorum” ve benzeri Amerikanvari kalıplaşmış gözde laflar var ya, onlardan biriyle başlayan işte böyle bir ‘cümle kurmak’ geldi içimden… Kemal Tahirce söylemeyi denersem, “inanılabilemez!…” Yani, iş ciddi.

 

Dün, önce Çanakkale Savaşları’nın başlayışının 94’üncü yıldönümü dolayısıyla yazdığım yazıyı, ardından da Dufner Hanım’ın dediklerini yerlerine yapıştırdıktan sonra hafiflemiş olarak televizyonun karşısında dinlenmeye bıraktım kendimi. Artık, ev hâlinin olağan genel akışına kapılmış gidiyorum: öğle yemeği, İkbal Gürpınar’ın Mutfağı, Esra Hanım’ların izlenceleri… Baş dönmem var ya, belki bir çare yakalarım umuduyla arada sağlık izlenceleri… Bir de, hangi lider daha çok bağırıyor, kim kimi yerin dibine sokmada daha başarılı olmuş, bu arada Şehitler Günü nasıl geçiyor merakıyla saat başı haberleri…

 

Böyle böyle evcek akşam haberlerine geldik. En büyük keyfim, Uğur Bey − Mehmet Ali Bey karşılaşmasını seyretmek… Sağlığıma zarar veriyor olsa da, zil sesleri, flaş efektler vs. bana mısın demiyor, hanımın ikazlarına kulak tıkayıp bir hengâme içinde yuvarlanıp gidiyorum…

 

Derken…

 

Derken, girişte “inanmıyorum” dediğim şey oluyor: 18 Mart Çanakkale Şehitlerini Anma Günü etkiliklerini anlatmaya duran saygın ‘marka’larımızdan Uğur Bey, söz mayın gemisi Nusret’e gelince, ‘Nusrat’lı ‘cümleler kurma’ya başlıyor. Olabilir, diyeceğim, ama bu benim rezil olmamın da tescili anlamına gelir; baş dönmem birden artmış, yediklerimi çıkaracak hâle gelmiştim. Ben yazımda ondan ‘Nusret’ diye söz etmiştim. Şimdi Uğur Bey öyle deyince, büyük bir yanlışlık yapmış olduğum sanısı yumruk gibi oturuyor beynime… Kalkıp bilgisayara koşacağım, ama ne mümkün… Allah’tan eşim bir tas yetiştiriyor da rahatlar gibi oluyorum. Rahatlar gibi oluyorum olmasına da, bu sefer de eşimin “N’oldu/hani iyileştim diyordun/ben sana demedim mi şu bilgisayarın başında çok oturma diye” yollu sözleri deli etmeye başlıyor beni… İşte tam bu sırada, Uğur Bey’in ekibinden bir habercinin “Şehitler Günü kutlamaları …” sözleriyle kendime geliyorum. Bu sözlerin Uğur Bey’in yüzünde yarattığı şoku görmek ise beni ayağa kaldırıyor. Hanımın biraz da tekdir edercesine “Nereye”demesine aldırmadan doooğru yan odaya bilgisayarın başına…

 

Birkaç araştırma sonunda ‘durum’ açıklığa kavuşuyor: efendim, biz bu mayın gemisini 1912’de Almanlar’dan almışız. 1911’de Almanya’nın gemi yapımıyla tanınan Kiel kentinde yapılmış… Boyu 40, eni 7,5, derinliği 3,4, su çekimi 2 metre olan 365 tonluk bir tekne. Bu 40 mayınlık geminin 3 topu, 2 de makineli tüfeği varmış.

 

nusrat_nusret 

‘Nusret’, ‘yardım; Allah’ın yardımı; üstünlük, başarı’ demek.

 

‘Nusrat’ adına gelince: Alman dostlarımız, onun plakasını, her nedense -bence, ‘Nusret’ sözcüğünü Arap abecesiyle yazılışından Latin abecesine geçirirken olsa gerek- ‘Nusrat’ olarak yazmışlar. 

 

Ve şunu da mutlaka belirtmeliyim, Star TV’ninUğur Dündar’la Star Haber’ sayfasından aynen aldım, bir izleyicisi bu ayın 17’sinde Uğur Bey için şunu söylemiş:uğur bey çok sağolun en güzel haberi siz sunuyorsunuz ben başka haberleri bakmıyorum doğru yanlış ne söyledikleri belli değil sizi beğenerek izliyoruz başarılarınızın devamını diliyorum”

 

*

Nusret mayın gemisinin serüvenini merak edenler olur, diye, pek çok adres arasından nusratmayingemisi.com’u salık vereyim. Soldaki seçeneklerden alttan üçüncü sıradaki Resim Galerisi tıklanırsa, gelen albümde, sağdan dokuzuncu sırada Nusret’in Almanca levhası, soldan on beşinci sırada da, eski harflerle yazılmış Türkçe levhası çıkıyor. Bu geminin adı, 61 kişilik mürettebatıyla birlikte göstereceği kahramanlık malum olmuşçasına konmuş: ‘Nusret’, ‘yardım; Allah’ın yardımı; üstünlük, başarı’ anlamlarına geliyor.  

 

 

İnal Karagözoğlu

Yarımca, 19 Mart 2009

 

 

© 2009 İK

 

Fotoğ. kaynağı: www.nusratmayingemisi.com/  

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.