Niye?!…

Kavga Dövüş Gidiyoruz

 

İnal Karagözoğlu

26 Şubat 2009

 

 

Türlü türlü kavga var. Birkaçını sıralayayım: kardeş kavgası, karı-koca kavgası, miras kavgası, ekmek kavgası, mahalle kavgası, yaşam kavgası… En muhteşemi siyasal kavga (bu tür için ‘görkemli’ demiyorum, ‘muhteşem’ sıfatının başka bir ihtişamı var).

 

Bu kavga sözcüğü, yazılı kaynaklarda yer alışına bakılırsa, en azından taa XIV. yüzyıldan beri dilimizde. Farsçadan, bu dildeki yazılışıyla, söylenişiyle ‘gavga’ biçiminde gelmiş. Türkler’in batıya Batı’ya doğru yürüyüşü sırasında Fars kültüründen etkilenmeyle olsa gerek… Sonra sonra Türkçeleşerek ‘kavga’ya dönüşmüş.

 

Sözlük anlamı, ‘düşmanca davranış ya da sözlerle ortaya çıkan bozuşma, çekişme, gürültü patırtı, bağırış çağırış, dövüş’. Değişmeceli (mecazi, mecaz olan) anlamı da var: bir amaca erişmek, bir şeyi elde etmek ya da bir şeye karşı koyabilmek için verilen savaşıma da, bu iş için harcanan çabaya da ‘kavga’ deniyor.

 

Ruhbilimciler, küçük bir anlaşmazlığın düşmanlığa varması sürecini, sinirlenmemize yol açan hoşlanmadığımız düşüncelerin, görüşlerin, yargıların başlattığını söylüyor. Bunları, aile, kültür, dil, din, eğitim, ….., yakın çevre, toplum, dünya vb. başlıklar altındaki pek çok etmen belirliyor. Bu etmenler, doğal olarak hoşlanıp desteklediğimiz düşünceleri, görüşleri ve yargıları da belirliyor.

    

İşte, kavga, kişilerin bu görüş, düşünce ve yargıları bağlamındaki uyuşmazlıklarının bir sonucu. Bu uyuşmazlık durumu, kişiler arasında öncelikle iletişimsizliğe, yanlış anlamalara yol açıyor.

 

kavga 

İşi kavgaya vardırmak niye?!

 

Kişinin kendisini bir kavganın içinde bulmasının basamakları neler?

 

Karşısındakiyle önce küçük bir anlaşmazlık… Taraflar bunu çözebilirlerse sorun yok; çözemezlerse iş atışmaya varıyor… Atışma da bir yere kadardır; susmasını bilmezlerse, taraflar büyük bir anlaşmazlığa düşüyorlar. Artık dönüşü olmayan bir yola girilmiştir, durum kötüye gidiyordur: sürtüşme basamağı kısa sürede aşılır, iş kavgaya varır. Bundan sonrası da var: iletişim kopukluğu, uzun süren bir dargınlık… Ve son durak düşmanlık.

 

Kavganın motoru bu; bu motor, itici gücünü öfkeden alıyor.

 

*

Peki, insanın, içinde kendisinin yer almadığı kavgalara tanık olması nasıl bir sonuç doğurur? Hiç de iyi bir sonuç doğurmaz.

 

Şöyle:

 

İletişim olanakları günün her ânında evlerimize türlü türlü kavgalar taşıyor… Basın-yayın, izlenilirlik uğruna bir yandan kavgaları körüklüyor, bir yandan haber diye neredeyse hep bunları kovalıyor; bu da yetmiyor onlara, masum bir yemek yarışmasını bile düzmece kavgalarla salçalatıyor…

 

İster istemez millet hepten kavgacı oldu çıktı; zaten ayranı kabarmış, çatacak yer aramakta, kavgalarla boşalıyor işte… Kavgadan beslenen bir toplum olup çıktık. Atalarımız boşuna dememiş, itle yatan bitle kalkar, diye!

 

Ve böylece, ülke siyaseti de tutturduğu çizgiyi günden güne derinleştirerek yürüyüp gidiyor… Bu arada, kavganın yakıtı öfke de, ‘etkili söz söyleme sanatı’ payesine ulaşıyor.

 

 

 

_________________

Kaynak: Sigorta Dünyası dergisi, 574. s., Mart 2009.

Not: Üstbaşlık İLGİLİK’e özeldir.

(Fotoğraf, www.couplehood.net kaynağından)

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.