YALIKAVAK YAZISI -3

  

Nasıl Yalıkavaklı Olunur?  

 

küçük bir tarihçe çalışması

 

 

-üçüncü bölüm-

 

 

 

Ve ‘Sandımalar’da da neler yoktu?

 

İlki ‘Eylül-Ekim 2001’ tarihini taşıyan bu aylık yayında, gerçekten de Yalıkavak’ın geçmişine ilişkin bir şeyler vardı. İlk birkaç sayısında… Ama…

 

Sandıma’nın 1’inci sayısında yer alan ve Yalıkavak’ın tarihçesine ilişkin ilk yazı olan Sandıma başlıklı yazı şu tümceyle başlıyordu: “Sandıma isminin nereden geldiği yazılı kaynaklarda bulunmamasına karşılık yaşlıların söylediğine göre, tarihte bu bölgede Sandos Devleti kuruluymuş, Sandima ismi de buradan geliyormuş.”

 

2  1

Vaktiyle bir köy varmış; insanları, evleri, tarlaları, bağı-bahçeleri, değirmeni, …  

Bu tümcedeki yaşlıların söylediğine göre ve geliyormuş sözleri, anlatımları, daha işin başında insanı umutsuzluğa itmeye ve bana  Allah Allah dedirtmeye yetiyordu: demek ki, son yıllarda iyicene ünlenen ve ben garibin de hasbelkader içinde bir yer edinebildiği bu beldenin eski geçmişi konusunda söylentilerden öte bir şey yoktu. Yani, bir atasözümüz bir kez daha doğrulanıyordu: görünen köy kılavuz istemezdi; tersinden söylersek, görünmeyen köy kılavuz isterdi. İyi de, ben o kılavuzu nasıl ve nerede bulacaktım?!

 

 6

ve okuluyla…

 

Bir parantez

 

Böylesi durum yalnızca Yalıkavak için mi geçerli? Hayır.

 

Ey Okurum, şimdi burada bir parantez açıp Belde’nin dışına çıkmama izin ver, Yarımca’ya gitmek istiyorum.

 

Eşim ve ben, 1970’te İzmit’in Yarımca kasabasındaki bir okula atandık (Yarımca bugün bir ilçe ve adı Körfez). İlkokul öğretmeniyiz… Buraya gelişimizin ertesi yılı olacak, eşim, ikinci ya da üçüncü sınıfı okuturken öğrencilerine, Yarımca  adı  nereden geliyor diye bir hazırlık sorusu veriyor. Çocuklar bunu, analarından-babalarından, tanıdıkları büyüklerden yararlanarak yanıtlamaya çalışacaklar… Gelen yanıtlardan biri şöyleymiş: “Köyümüzde her şey yarım kaldığı için bu ad verilmiştir.” Şimdi sıkı durun: bu yanıt, o öğrencinin mahalle muhtarı olan babasının verdiği bilgi!…

 

Eşim, alay olsun diye söylendiği sanısıyla bu yanıttan alınmıştı, üzgündü. Muhtarla tanışıklığım iyiydi, gittim durumu anlattım. Muhtar Bey iyi niyetli birisiydi ve anlıyordum ki, bu yanıtı çok doğal bir görüşten hareketle vermişti; çocuğunun öğretmenine yönelik hiçbir art niyeti, kötü amacı yoktu: “Ama öyle değil mi hocam, her şeyimiz yarım yamalak değil mi” diyor ve hemen oracıkta insanın gözüne ve gönlüne batan hoş olmayan şeyleri göstererek -biraz da siyaset kokan- tepkilerini dile getiriyordu. Pek açıktı ki, mahallesindeki aksak giden ve bir türlü tamamlanmayan belediye hizmetlerinden üzüntü duymaktaydı. Üstelik, belediye yönetimi kendisinin gönül verdiği siyasi partideydi; dolayısıyla, mahallelinin baskılarından da bunalmıştı ve elinden gelecek bir şey yoktu. Sonuç: Muhtar haklıydı.

 

Buraya kadar tamam da, sahi, Yarımca adı nereden geliyordu? Muhtar Bey işte bunu bilmiyordu… Oysa, bu konudaki bilgi kısaca şuydu: MÖ 262 yılında, İzmit’in bugün bulunduğu yerde Nikomedia adıyla anakent niteliğinde bir Bithynia kenti  kurulmuştu. Bithynia Krali I. Nikomedes, kendi adına kurulan bu kentin yakınında dağınık ve bakımsız durumda geniş bir yerleşim yeri olan Bryas’ın da onarılarak derlenip toparlanmasını sağlamıştı. Ve artık bir Bithynia kenti olan Bryas’a da Brunga adı verilmişti. Brunga da zaman içinde Yarımca olmuştu…

    

Muhtar Bey’in, Yarımca’nın adı konusunda çocuğunun defterine yazdırdığı o trajikomik açıklamanın üzerinden en az otuz yıl geçti; ne var ki, artık orta boy bir kente dönüşmüş olan Yarımca’da durum aynı… Adı  değişmiş de olsa… Bir kez maya bozuk olmaya görsün…

 

Yarımca adını merak eden mi? İşte bu konuda durum değişti: bu adı kullananlara şaşıranlar çoğunlukta, azınlıktakiler ise tükenmek üzere. Şimdi, Körfez de Körfez…

 

 

Söylenceler hoştur

 

İşi söylentilerle götürürseniz, bu söylentiler gün gelir söylenceye dönüşür. Söylenceler de hoştur hani… Ve hiç kimse de söylenceleri ortadan kaldıramaz. Bir söylence, mantıkdışılığı ne denli yoğunsa o ölçüde yaygınlık kazanır toplumda.

 

12

O köyün adı Sandımaymış… Şimdi yeni yeni sahipleriyle ‘yapayalnız’… Geleceğini bekliyor… Kimbilir, adı söylencelerde kalan bu yere el dilinden nasıl bir ad verilecek?…

  

Yalıkavaklılar’ın da böyle bir söylencesi var: Yalıkavak, Bodrum Yarımadası’nın kuzeybatısında yer alan bir belde. Ege’de. Denize kıyısı çok uzun. Evvel zaman içinde, günün birinde işte bu Yalıkavak sahillerinde kıyı kıyı giden bir tekne belirmiş. Yamaçlardaki köy beyaz beyaz evleriyle tekneden görününce, yolculardan biri oraları pek merak etmiş ve “Şu köyü bir yakından görsem” demiş… Meraklı gezgin hatırlı bir kişiymiş, kaptan onu hemen karaya çıkarmış. Adamcağız birazcık yürümüş, ilk yamaca varmış.. Bir de baksın ki yamaçlar çok engebeli; üstelik dik mi dik… Yukarıdaki köye çıkmak çetin bir iş… Buraların böyle olduğunu uzaktan fark edememişmiş… Etseymiş, bu işe kalkışmazmış… Neyse, biraz tırmanmaya çalışmış, ama tez yorulmuş, o beyaz badanalı evlerin yanına kadar kolay kolay gidemeyeceğini anlamış. Zaten gördüğü kadarıyla köyü de beğenmemişmiş; bu işten vazgeçip tekneye dönmüş ve kendisini merak içinde bekleyenlere şöyle demiş: “Uzaktan bakınca güzel sandım a, hiç de öyle değilmiş!…” Sandım a: Sandıma

 

Söylenceler hoştur, demiştim. Dinleyip geçersiniz… Hatta, yeri gelince siz de anlatırsınız. O kadar… İrdelemeye, altını deşmeye gelmez. Onun için, “Oraya kadar gitmişken insan ne yapar eder köye çıkar, evlerin içini bile gezerdi” demeyin. Sakın aklınızdan şöyle bir soru da geçmesin: “Bu adamcağız, bu köyün isim babası olduğunu acaba öğrenmiş mi?” 

 

 

İnal Karagözoğlu

Yalıkavak / Yarımca, 2002-2009

 

 

 

(sürecek)

 

© 2009 İK

 

 

{lang: 'tr'}

1 Yorum

  1. Dünya Yazman said,

    Temmuz 22, 2009 at 15:03

    Bu yaz Yalıkavak’la ilgili neler keşfedeceksiniz bakalım? Merakla bekliyorum…

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.