Moderatör Dediğin?

 

Altı Üstü 4’üncü Kademeden Bir Görevli

 

 

Genelağdan yararlanmanın yaygınlaşmasıyla dilimize yabancı kaynaklardan gelen sözcüklerde artışlar oldu. Bunların bir bölümü de doğrudan genelağdaki işlemlerle, işlerle ilgili. Bir ‘internet cafe’ye dalan yeniyetmenin bile bu sözcüklerle karşılaşmaması olanaksız; iş, girdiği yerin adıyla başlıyor zaten…

 

Bugün bu sayfaya işte bunlardan birkaçını taşımak istiyorum.

 

moderator-dora 

Bu ufaklık, aşağıda sözünü edeceğim moderatörlerden değil,

o, bizim ahalinin yeni başmoderatörü…

 

Bunlar aynı aileden… Bir ufaklığın peşine takılmışlar, üç-dört gündür aklımı kurcalayıp duruyorlar… Ufaklık dediğim de, Saygıdeğer Başbakanımız’ı Davos denen yerde çileden çıkaran moderatörcük… Moderatörlerin bir takımının da orada burada canlı toplantı yönetmek gibi görevleri oluyor. Bunlardan biri boyundan büyük işe kalkıştı da neler oldu dört gün önce.

 

Bu aile, ağabalarından başlayarak aşağıya doğru şu tiplerden oluşuyor: webmaster, admin, co-admin, super moderator, moderator, user, guest. ‘Guest’i, internete bulaşmadan önce de bilirdik; Amerikan filmlerinin olmazsa olmazlarındandır bu guestler: ‘Guest Star filanca’ gibilerinden… Hani, hatun ya da adam çaptan düşmüştür de, ona da ufak bir rol verilmiştir; bir-iki görünüp giderler… Bizde de ufaktan başladı böyle güzellikler. Her neyse, lafı dağıtmayayım, işte bu genelağlı aile efradından alttan yukarıya ilk ikisine ‘misafir’, ‘üye/kullanıcı’ demişik de öbürlerini öylece bırakmışık; yalnızca, ‘morerator’u ‘moderatör’, ‘super’i ‘süper’, ‘co’yu ‘yardımcı’ diye karşılanyanlarımız olmuştur, o kadar… ‘Admin’ efendiye, pek yakışmasa da ‘yönetici’ diyenler de var. Ancak, bu kadar lafın arasında şu ‘moderatörlük’ denen konumun baştan 4’üncü, alttan 3’üncü olduğunu ıskalamayalım. Yani, Davos gibi tepelerde olan bir yerin ilgilileri, cumhurbaşkanlarının, devlet başkanlarının, başbakanların, … yer aldığı toplantıları yönetmek için bula bula moderatörleri mi bulabiliyorlar, anlamam(k) olanaksız!

 

*

 

Bu ‘moderatör’ lafı var ya, on dokuz ay kadar önce beni de çıldırtmıştı. Olay şuydu:

 

Akşam’ı açmış, anasayfaya şöyle bir göz gezdirip yazarlara geçmiştim… En tepede Serdar Turgut… Başlık çekiciydi: Ehhh yetti artık … Okumaya başlamıştım: “Ben Vanity Fair dergisini her ay hasretle beklerim. Çünkü bu dergide gelişmiş ülke metropollerindeki modaları, trendleri bulurum.” İlk iki tümce bunlardı. ‘Moda’ sözcüğüne haydi eyvallah da, ‘metropol’ ile ‘trend’ midemi bulandırmıştı. Beklemediği bir kroşe yemiş çaylak boksör gibi yere yığılmak üzereydim… Ama merak bu ya, kendime gelmeye çalışıp okumayı sürdürmüştüm ve birkaç satır sonra benim için dayanılmaz olmuştu güzelim yazı: “Derginin editörü Graydon Carter, gelişmiş kapitalist metropol estetiğinin etiğinin moderatörü bir insandır. … Anladığım kadarıyla Carter bu sefer dergiyi misafir editöre teslim etmiş. Bu moda da son zamanlarda yaygınlaştı. …” diyordu Turgut. Artık grogi durumundaydım.

 

Öte yandan, bilenler bilir, ‘popüler’ bir ad olan Serdar Turgut, gazeteciliğinin, köşe yazarlığının yanı sıra hem ekonomicidir hem de usta bir gülmece (mizah) yazarıdır da… İşte bu yazısı da benim açımdan, bana “eh artık, yetti gaari” dedirten bir kara mizah örneğiydi.

 

Sözü daha da uzatmadan asıl konuya geleyim: Panelin Başbakanımız’ı kızdıran moderatörü Washington Post’un yazarlarından David Ignatius’a buradan sesleniyorum: “Ey Ignatius, moderatör oldum, diye bak milletin başına neler açtın? Moderatör dediğin, altı üstü 4’üncü kademeden bir görevli… Panel manel gibi toplantılarda yapacağı iş de, katılımcıları yumuşatıcı, uyumlayıcı, yönlendirici bir yöneticilik. Hepsi bu… Haa, bunların dışında yerine göre ‘özel bir görev’ de verilirmiş, onu bilmem.”

 

 

İnal Karagözoğlu

Yarımca, 1 Şubat 2009

 

 

 

© 2009 İK

 

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.