Merkez Bankası’nın Adı

Şöyle de Düşünebilir miyiz?

 

 

TL’ye dönüşle birlikte bir feryattır aldı başını gidiyor: “200’lükte değerin yazıyla yazılışı yanlış: sayılar yazıyla bitişik yazılmaz”, “Merkez Bankası’nın açık adı da yanlış yazılmış: ‘Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’ olmalı”

 

Bizim dün denecek kadar yakın geçmişte 500, 250.000, 500.000 diye kâğıt paralarımız oldu. Para saklama âdetim vardır, çıkardım baktım: yazıyla ‘beşyüz’, ‘ikiyüzelli bin’, ‘beşyüz bin’ diye yazılmış. ‘Bin’ sözcükleri hepsinde de ayrı yazılmış. Ne tam öyle ne tam böyle… 

 

 500000-tl Ne öyle ne böyle… Karışık bir durum.

 

İlginçtir, bu durumu fark etmemiştim. Demek, her yeni paranın bir değer yitiminin belgesi olduğuna şartlanmışım da başka şeyleri görmemişim… Hadi ben görmemişin, iyi de kimselerin sesi çıkmamış mı bu durum karşısında? Ses sada da gelmediydi kulağıma… Yoksa insanlarımız bu konularda birdenbire bilgili mi kesildi? Bence hayır; tam aksine durum iyiden iyiye kötüledi. Buna karşılık iletişim olanakları yaygınlaştı o kadar… Dil bilinci olanlar, diline saygı gösterenler, sanal ortamlarda bir araya gelip dertleşir oldular; bunun yansımalarını görüyoruz.

 

*

 

Kısaca Merkez Bankası diye adlandırdığımız Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın adının niye Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası olmadığını, ben, bu bankanın kuruluş yasasının 1’inci maddesinden anlıyorum:

 

“Türkiye’de banknot ihracı imtiyazına münhasıran sahip ve bu Kanunda yazılı görev ve yetkileri haiz olmak üzere ‘Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’ unvanı altında anonim şirket olarak bir banka kurulmuştur.

 

Banka, bu Kanunda sarahat bulunmayan hallerde özel hukuk hükümlerine tabidir.

 

Bu Kanunda, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası ‘Banka’ olarak ifade edilmiştir.”

 

Bu madde, 14.1.1970 tarihli 1211 sayılı yasanın 1’inci maddesinin 21.4.1994 tarih, 3985 sayılı yasayla değiştirilen biçimi. Ancak, bu maddeyle ortaya konan ana düşünce, Merkez Bankası’nın 1 Eylül 1931 tarihinde kabul edilip 20 Eylül 1931 günlü Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 1715 sayılı ilk yasasınınkiyle aynı. Ana düşünce şu: bu banka, ülkemizde kâğıt para çıkarmada tekel niteliğinde yetkili olacak, kimi parasal konularda görevleri, yetkileri bulunacak; bu görevleri gereğince yerine getirmek, yetkilerini en etkili biçimde kullanabilmek için de özel hukuka bağlı bir ortaklık yapısında oluşturulacak.  

 

Yeri gelmişken şunu da söyleyeyim, Cumhuriyet yönetimi, Osmanlı döneminde ‘merkez bankası’ gereksemesini karşılamak üzere kurulmuş olan Osmanlı Bankası’nın* 1925’te sona erecek olan tekellik süresini belli koşullarla 1935’e kadar uzatmış bulunuyordu. Bu uzatmanın nedeni, yokluktan yeni çıkmış bir ülkenin içinde bulunduğu parasal zorluklardı. Genç Cumhuriyet’in merkez bankası ancak 1931’in 3 Ekimi’nde kurulabilecek, 1932 başında da resmen çalışmaya başlayacaktır…

 

Bütün bunlar, sanıyorum, Merkez Bankası’nın adındaki bizlere ‘ters’ gelen durumu açıklamaya yeter. Ama şunu da belirtmeliyim, özetlemeye çalıştığım Merkez Bankası’na ilişkin bu bilgiler, yeni devletin yöneticilerinin, “Osmanlı’nın merkez bankasının yerine geçecek olan yeni kuruluşun adında ‘yalın bir cumhuriyet sözcüğünün yer almasını’ özellikle istemiş olabilecekleri” düşüncesini uyandırıyor bende. Yani, Cumhuriyet’in Merkez Bankası! Tıpkı Cumhuriyet Savcısı gibi… Bu adlardaki Cumhuriyet sözcüğü, ulusal tarihimizin en kısa, en özlü, en çarpıcı vurgusu…

 

Ve, söz Cumhuriyet Savcısı adına/kavramına gelince, Cumhuriyetimiz’in kurucusu Gazi Mustafa Kemal’in Cumhuriyet Savcıları’na seslenişinin birinci bölümcesini bir kez daha okumadan edemiyorum; tarih 9 Ekim 1925:

 

“Her uygar ve çağdaş devlette olduğu gibi, Türk Cumhuriyeti Adliyesi’nde de, Cumhuriyet Savcıları’nı yüksek ve son derecede önemli bir görev ve makamın temsilcileri olmak üzere tanırım. Devrim Savcıları’nın, kendilerine verilen bu büyük görevin önemine uygun olarak gayretli ve çalışkan olmaları konusunu, Adliyemiz’in başarı ve üstünlüğünün en önemli etkenlerinden sayarım. Laik Türk Devrimi, çağımızın uluslara yaşama ve yükselme yeteneğini veren en son ve en uygar ilkelerin bir ifadesi ve Türk Ulusu’nun büyük özverileriyle sürdürülen ve kazanılan büyük savaşının eseridir. Devrimlerin gerçekleşmesi, kararları ve kanunlarıyla, ulusal irade ve ulusal egemenliğin bir görünümü; bütünü itibarıyla da Türk Ulusu’nun bütün haklarıdır. Devrimlerin her biri, ulusun emeği ve hakkıyla gerçekleşmiştir. Cumhuriyet Savcılarımız’ın devrimin gerekleri etrafında en kıskanç ve uzakları gören hassas nöbetçiler olmalarını, asıl görevlerinden sayarım.”

 

*

 

200’lüğümüzün değerinin yazıyla yazılışındaki yanlışlığa gelince… Değil benim, hiç kimsenin bir diyeceği olamaz; TDK’miz fetvayı vermiş bulunuyor…

 

 

İnal Karagözoğlu

Yarımca, 10 Ocak 2009

 

 

 

____________________

 

* Aşağıda, geçen yılın Martı’nda bambaşka bir konuda yazdığım bir yazının dipnotunu veriyorum. Sabır gösterip de hiç değise ilk bağlantıdaki BHP-BİLLİTON VE RİO TİNTO İLİŞKİSİ yazısının ilk bölümünü okuyanlar, pek ilginç bir şeyle karşılaşıp bugün içinde yaşadığımız adı konmamış savaşı daha da açıklıkla anlamlandıracaklar:

 

“Osmanlı Bankası (Bank-ı Osmani-i Şahane [Osmanlı Bankası]), 1863 yılında İstanbul’da yabancı sermayeli bir banka olarak kuruldu. Osmanlı Devleti’ne borç para vermek amacıyla kurulan Banka’nın eşit konumdaki sahipleri, 1856’da ‘Ottoman Bank’ adıyla bir ticaret bankası olarak kurulmuş olan İngiliz sermayeli banka ile bir Yahudi bankacılar ailesi olan Fransız mali grubundan Rothschild Ailesi’ydi. Ottoman Bank’in Rothschild Ailesi’yle iş ilişkisi, Banka’nın 1862’de bu aileden borç almasıyla başlamıştı.

 

Osmanlı Bankası, Kurtuluş Savaşımız sırasındaki bu niteliğiyle ulusal bir banka değildi.

 

Aşağıdaki iki bağlantı meraklısı için bir ‘giriş’ olabilir:

- http://www.evrensel.net/06/01/16/ekonomi.html#1

- http://kitap.antoloji.com/dunyanin-gizli-seckinleri-rothschild-ailesi-kitabi/

 

© 2009 İK

 

{lang: 'tr'}

2 Yorum

  1. mehmet said,

    Mart 10, 2011 at 14:27

    çok değerli bir makale olmuş elinize sağlık

  2. KAMİL KURT said,

    Şubat 7, 2017 at 02:04

    BAŞARILI BİR MAKALE OLMUŞ, PEK ÇOK YARARLANDIM.SAYIN KARAGÖZOĞLU’ NUN YAZI TEKNİĞİNE BİR KEZ DAHA ŞAHİT OLDUK.HER ZAMAN TAKDİR ETTİĞİM BİR KÖŞE YAZARIDIR.SAĞLIK, HUZUR VE MUTLULUK DİLEKLERİMLE…

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.