Sakatlık Panelin Adında*

 

“Gazze: Ortadoğu’da Barış” (!)

 

 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, dün, Dünya Ekonomik Forumu kapsamında düzenlenen ‘Gazze’ konulu panelde İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres’i ağır sözlerle eleştirdi. Erdoğan, Peres’e, “Benden yaşlısın… sesin çok yüksek çıkıyor. Bu suçluluk psikolojisi... Siz öldürmeyi çok iyi bilirsiniz” dedi. Konuşmasına oturumun yöneticisinin karışmak istemesine çok kızan Erdoğan, “Bundan sonra benim için Davos bitmiştir. Beni konuşturmuyorsunuz” diyerek paneli terk etti.

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Şu CEO Milletinin Ettiği…

 

 

Bizim de Var!

 

 

CEO sözü, bizde ahir zaman özenmelerinden biri… Ekonomi hayatımızdaki dışevlilikler CEOlar da kazandırmaya başlamıştı ya bize, yerlileri de mutlaka olmalıydı.

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Yüksek Yüksek Tepelerden…

 

Esen Bu Yeller Neleri Neleri de Götürür?

 

 

Çok eskilerde köylerden birinde Zeynep adında çok ama çok güzel bir kız varmış… On altıncı baharında, güzelliği iyice yeşerdiğinde, delikanlının birinin, bir düğünde gördüğü bu kıza gönlü kaymış… Delikanlı, üç günlük uzaklıkta bir köyden, varlıklı bir evin oğluymuş. Uzatmayayım, araya tanıdıklar girmiş, Zeynep’i bu oğlana vermişler. Vermişler, ama gidiş o gidiş, kızcağız tam yedi yıl ne anasını ne babasını ne de kardeşlerini görebilmiş… Kocası olacak, hiç aldırmazmış karısının ailesine duyduğu özleme. Zeynep, bu el köyünde yüksek bir tepeye kurulmuş olan evinin bahçesine çıkıp baba ocağının olduğu yöne doğru kendi yaktığı türküyü çığırararak gidermeye çalışırmış özlemini… Elinden ancak bu gelirmiş:

 

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Kankalılar Arasında

 

Bir Kankasız Âdem

 

 

Benim kankam yok. Olamazdı da… İki lafın başında bu sözü edenler bana hep itici geldiklerinden, bu bir… Bu yüzden öğrenmeye de heveslenmedim; yalnzca, olsa olsa kan kardeşi demeye geliyordur, diye bir düşünce vardı kafamda, o kadar. Bu düşünce bile uzak durmama yeterdi o şeye, bu da iki… Yani, kan kardeşim de olmadı. Bunu da açıklayayım: pek çok kimsenin okumuş olduğunu sanırım, Ömer Seyfettin’in Ant adlı bir öyküsü vardır, -ilkokulun ortalarındayken okumuştum- işte bu öyküdeki anlatıcınının yerinde olmak hiç istemediğimden kan kardeşim olmadı… Öyküde, anlatıcının kan kardeşi Mıstık, kendilerine saldıran kuduz köpekten kan kardeşini korumak için onun önüne geçer, aldığı ısırıklar sonucunda da o kötü sonla karşılaşır. Ant, şu tümcelerle son bulmakta*:

“Erken kalktığım açık, bulutsuz sabahlar, herkes gibi bana da çocukluğumu hatırlatır. Belleğimde sonsuz ve mor bir tanyeri ülkesi gibi kalan doğduğum yeri gözümün önüne getirmek isterim. Ve hep, farkında olmayarak sol elimin işaret parmağına bakarım. Birinci boğumun üstünde hâlâ beyaz çizgi şeklinde duran bir küçük yara izi, bence çok kutsaldır. Andı için ölen, hayatını mahveden kahraman kan kardeşimin, sıcak dudaklarını tekrar parmağımın ucunda duyar, beni kurtarmak için kendisinden büyük, kudurmuş, iri ve kara çoban köpeğiyle pençeleşen o aslan ve kahraman hayalini görürüm.”

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

“Ispaha Olmadan Alaybeyi Olunmaz!…”

  

Bir Öykü

 

 

İki Nokta Yan Yana.. yazısını yazarken eski bir öykümü anımsadım. 21.6.2004 tarihli öykü şu:

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

İki Nokta Yan Yana..

 

  

‘Organik’ Bir Durum

 

 

Soru özetle şuydu: “Bir süredir çokça karşılaştığım ve anlam veremediğim iki nokta (..) konusunda bilgilenmek istiyorum: iki nokta yan yana neyin nesi? Dayanağı belirtilmeyen bir yazıda, yan yana iki nokta kararsızlığı belirtir, deniyordu?…”

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

« Previous entries Sonraki Sayfa » Sonraki Sayfa »

Improve the web with Nofollow Reciprocity.