Dağlarca’nın Ardından

Sanatçı Ölmeyegörsün…

Yıl 2008… Bir ozanımız daha sonsuzluğa kaydı: 20 Ekim günü Fazıl Hüsnü Dağlarca'yı uğurladık. O âleme 1981’de giden Özdemir Asaf, bu gidişlere ilişkin düşüncelerini bir denemeyle dile getirmişti: 

“Yahya Kemal’in de ölümünden sonra o önceden bildiğimiz ayaklanma oldu. Toplumca buna alıştık artık. Bir sanatçı ölmeyegörsün. Ardından bir sürü dost, bir sürü hayran, açık denizlerde ilerleyen gemilerin izini kollayan balıklar gibi, şöhretlerin ölümü üzerine ayağa kalkıyorlar. Bu arada, asıl söz sahibi olanların sesi zor işitiliyor.

 

Bunu nesil kavgasına yöneltenler mi istersiniz, sanatçıyı dağların, denizlerin yerine koymaya yeltenenler mi ararsınız. Çay içtik, kahve içtik, onunla üç defa selamlaştık. Bir gün bana nasılsın dedi. Sonra onu bir daha görmedim. Gösterişten hiç hoşlanmazdı. Yalnızlığı severdi. Batı kültürünü mezcetmişti. Ve, yazık oldu.

 

Evet! Hep yazık oluyor. İlkin, ölene kendi içinde yazık oluyor. Sonra, kalana kendi içinde yazık oluyor.

 

Sanatçı ölmüştür. Artık onu herkes bir yere yerleştirmeye bakmalıdır. Birkaç hafta sonra sesler kesilir, ortalık durulur.

Bazan da kaderin azizliği olacak, sanatçılardan birkaçını yakın aralıklarla aramızdan alıyor. O zaman kargaşalık daha da belirli görülüyor.

 

Neden? Neden? Neden! Neden biz böyleyiz. Ya da neden böyle oluyoruz?

 

Bir nedene, bir niçine olsun cevap vermeden, onlardan birini bile çözümlemeden boyuna hatıra ve hüküm ileri sürmek neden?

 

Tahlilleri gerçeğe dayamadan kişisel anılarla yürütmek neden?

 

Madem bu kadar yakından, bu kadar eskiden tanıyordunuz hükümlerinizin niçinlerini, nasıllarını, nedenlerini niye belirtecek bir ipucu vermezsiniz?

 

İnsan bunları merak ediyor. Çünkü, orta çaplı bir yazarın, bir sanatçının ardından kolaylıkla söylenebilecek sözlerle büyük bir sanatçının ardından söylenecek sözler arasında bir fark vardır. Sanatçının ilkin büyüklüğünden başlayan bir fark.

 

Bu davranışların sonucunda ortaya garip bir durum çıkıyor: Bakıyorsunuz, şirin, yaslı bir yazı ölen sanatçıyı sanki küçük düşürmek için yazılmıştır.

 

Bir de araya anlaşılmaz yazılarla karışanlar var. İşte onlardan bir parça: “… Bununla birlikte, Y. Kemal’e şiirimizin genel çizgisinde bir yer aramak, bir yer vermek gerekirse, onu bir büyük çağın, bir büyük kuşağın ve bir büyük ekinin son büyük ozanı saymak gerekir. Bugünkü şiirimize başlangıç değildir Y. Kemal. …”     

 

Şiirimizin genel çizgisi ne demektir? ‘Büyük bir sanatçıya bir yer aramak, bir yer vermek gerekirse’ ne demektir? Büyük bir sanatçıya genel çizgide aranan yer… Ve üstelik o yerden sonra bugünkü şiire başlangıç olmaması. Hem de genel çizgide.     

 

Biraz aşağıda bambaşka bir hüküm: ”… Y. Kemal hiçbir etkiye yer vermeyecek kadar büyük, tek bir ozandı. …”     

 

Hani konacak bir yer aranan büyük şair… Son olan, ilk olmayan, ama genel çizgide bir yeri olan, tek ozan…     

 

En sonra: “Türk şiirinde yerini hak etmiş birkaç sayılı ozandan biridir” deniyor.     

 

Ve ona genel çizgide yer aramak gerekirse, yer vermek gerekirse bu böyledir. İyi ki Yahya Kemal Türk şiirinde yerini hak etmiş. Eğer etmeseydi, ne olurdu kim bilir.     

 

Biraz sussak mı? Yoksa az mı konuşsak, öz mü söylesek? Yazarken birazcık olsun daha dikkatli mi olsak! Yoksa okumasak mı yazılanları!?     

 

Ben bu geleneğe uymuş, Y. Kemal’i ve onun ölümünü vesile kılarak sağa sola dokunmuş oluyorum. İyi günler…”

 

*

Özdemir Asaf, Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın ölümünü yaşasaydı bu vesileyle neler yazardı? Bilinemez. Ama tarihe geçtiğini bildiğimiz bir şey var: on bir yıl önce okuduğu bir şiir yüzünden dört ay hapis yatmış olan Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan, Dağlarca'nın toprağa verildiği gün, katıldığı bir toplantıda ondan söz etti ve bir de şiirini okumak istedi. Ve okudu da. Yalnız, Sayın Başbakan’ın okuduğu şiir, Dağlarca’ya değil de Faruk Nafiz Çamlıbel’e aitti.  

 

 

İnal Karagözoğlu

21 Ekim 2008

 

_________________________

 

 Özdemir Asaf'ın ölümünden sonra eşi Yıldız (Moran) Arun'un, Şair'in ardında bıraktığı özyaşam ve deneme türündeki yapıtlardan "Özdemir Asaf'ça" adıyla yayımlanmak üzere derlediği yazılardan biri. Yazı başlıksızmış. Başlıklar İlgilik'e özeldir. 

 

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/10169254.asp?gid=233&sz=50961

 

© 2008 İK

 

 

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.