Lozan’ın 85’inci Yıldönümünde…

İsmet Paşa Neler Demişti?

 

“Efendiler!

 

Bu ülkenin kaynaklarının ne kadar güçlü, ne kadar bol olduğunu bizden daha iyi bütün dünya bilir.  Düşünülebilir mi, erişilmez hedeflere varmak için olanaksızlıkların, maddi zorlukların üstesinden gelen bir ülke ve bir ulus altın hazinelerinin üzerinde otursun, ancak, kapısını açmayı bilmediğinden fakir kalsın ve  acıları/sıkıntıları dindiremesin? Asıl nokta, kaynağın kendisine sahip olup olmamaktır. Eğer ülkede güç kaynağı, zenginlik kaynağı, gelişim kaynağı yoksa, bunu yaratmak kimsenin elinde değildir. Herhangi bir taş parçası demir yapılamaz. Fakat, eğer bu kuvvet varsa, eksik olan, bunu geliştirmek için bilimdir, deneyimdir, beceridir, zamandır; ve bunların hepsi, insanın gücü, yeteneği dahilinde olan etmenlerdir. Ve bunların hepsi, akla gelmez güçlükleri yenmiş olan, bütün dünyaya karşı verdiği siyasal savaşımında ve savaşta varlığını kanıtlamış olan bir ulusun gücünü aşmaz. Geleceğe tam bir güvenle bakıyoruz. Bizim nüfusumuzu, hayatımızı en yüksek uygarlık düzeyine çıkarmak için her türlü  kaynak ve araç vardır.

 

Efendiler!

 

Bu araç ve kaynakları işletmek için, ulusun büyük bir geleceğe doğru yürümesi için olanak veriniz. Barış dönemi gelmiştir. Tarif ettiğim bu güzel, kutsal ve her türlü yaşam koşullarına sahip bulunan ülkenin gelişmesini sağlamaya hemen başlamak zamanı gelmiştir. Ulusun asıl işlerini yerine getirmek, barış ve esenlik öğesi, ilerlemeyi sağlayıcı ve uygar olmak için yetenek ve kararına yol gösteriniz.

 

Arkadaşlar!

 

Hedefe varmak için, öncelikle hedefin açık ve duru bir biçimde biliniyor olması gereklidir. Yanar-döner bir ışığın, bulutların içerisinde kuşkulu hedefler arkasında koşanların ilk güçlük karşısında ayakları dolaşır. Duru, aydınlık ve önemli bir hedefe varmak için de bunun dümdüz olduğunu, her türlü zorluktan bağımsız bulunduğunu sanmak büyük aymazlıktır.

 

Büyük amacın yolu dayanç ve kararlılığı tüketecek sanılan büyük zorluklarla doludur. Varacağımız nokta, uluslar topluluğunda en yüksek ilerleme düzeyi ve uygarlaşmaktır. Ne de olsa yoksul ve yıkkınız. Fakat altın hazineleri içinde oturuyoruz. Yarın öbür gün kesinlikle bunları açabiliriz ve ne yapıp yapıp açmak zorundayız. Açmak için araç, insan gücünün dışında değildir. Ve gökten de inecek değildir. Bu araç, belli bir hedefe doğru yılmayarak durmaksızın çalışmaktır. Ve bu yol, her ulusun yürüdüğü ilerleme yoludur. Artık iş zamanı gelmiştir.

 

Sayın Vekiller!

 

Ulusal savaşlarımızın kazanımlarının sonucunu belirleyecek olan oylarınızı ortaya koyunuz. Ulusumuz ve bütün dünya vereceğiniz oyu beklemektedir.”

 

*

 

Gözlemledim de, Lozan Barış Antlaşması’nın yıldönümü, bu yıl, sanki, soruşturmaların, iddianamelerin, davaların gölgesinde kaldı. Ama, bu antlaşmanın başoyuncularından Dışişleri Bakanı Edirne Milletvekili İsmet Paşa’nın yukarıdaki sözleri, ilk meclis binasının duvarlarından bir sonrakine ve pek doğal bugünkü binaya yansımış olmalı…

 

lozan-baris-antl

 

Paşa, Lozan Barış Antlaşması’nın 23 Ağustos 1923 günü Büyük Millet Meclisi’nde görüşülmesi sırasında yaptığı konuşmanın sonunda söylemiş bunları… Meclis tutanağında, “Devamlı alkışlar arasında kürsüden indiler” deniyor.

 

İsmet Paşa’nın bu dediklerini, dilimizin benliğine kavuşmasıyla yaşam bulan sözcüklerimizle vermeye çalıştım. Özgün biçimi şu:

 

“Efendiler!

 

Bu memleketin menabii ne kadar kuvvetli, ne kadar mebzul olduğunu bizden daha iyi bütün dünya bilir. Kabil-i tasavvur mudur, erişilmez hedeflere varmak için vesaitsizliğe, maddi müşkilata galebe eden bir memleket ve bir millet altın hazineleri üzerinde otursun, mahza, kapısını açmayı bilmemek yüzünden fakir ve ıztırabı kabili tedavi olmasın? Aslolan nokta, menbaın kendisine malik olup olmamaktır. Eğer memlekette menba-ı kuvvet, menba-ı servet, menba-ı inkişaf yok ise bunu yaratmak kimsenin elinde değildir. Herhangi bir taş parçası demir yapılamaz. Fakat eğer bu kuvvet varsa, eksik olan, bunu inkişaf ettirmek için ilimdir, tecrübedir, melekedir, zamandır ve bunların hepsi kudret-i beşer dahilinde olan avamildir ve bunların hepsi, gayrikabil-i tasavvur müşkülatı iktiham etmiş olan, bütün dünyaya karşı siyasi ve harbi mücadelesinde ispatı mevcudiyet etmiş olan bir milletin takati haricinde değildir. Âtiye kemal-i emniyetle bakıyoruz. Bizim nüfusumuzu, hayatımızı en yüksek seviye-i medeniyeye çıkarmak için her türlü menabi ve vesait vardır.

 

ismet-pasa

 

Efendiler!

 

Bu vesait ve menabii işletmek için, milletin büyük bir âtiye doğru yürümesi için imkân veriniz. Sulh devresi gelmiştir. Tarif ettiğim güzel, mukaddes, her türlü şerait-i hayatiyeye malik vatanın inkişafını temin etmeye derhal başlamak zamanı gelmiştir. Milletin asıl vazifelerini ifa etmek, unsur-u sulh ve müsalemet, âmil-i terakki ve medeniyet olmak için istidat ve kararına yol gösteriniz.

 

Arkadaşlar!

 

Hedefe varmak için evvela hedef vazıh ve berrak bir surette malum olmak lazımdır. Yanar-döner bir ışık, bulutlar içerisinde meşkûk hedefler arkasında koşanların ilk müşkilat karşısında ayakları sürçer. Berrak ve mühim bir hedefe varmak için de bunun dümdüz olduğunu, her türlü müşkilattan azade bulunduğunu zannetmek büyük gaflettir.

 

Büyük hedefin yolu sabır ve sebatı tüketecek zannolunan büyük müşkilat ile malidir. Varacağım nokta mecmua-i milelde en yüksek seviye-i terakki ve temeddündür. Gerçi fakir ve harabız. Fakat altın hazineleri içinde oturuyoruz. Yarın veya öbürgün behemehal bunları açabilir ve behemehal açmak mecburiyetindeyiz. Açmak için vasıta, takat-i beşer harici değildir. Ve semadan da inecek değildir. Bu vasıta muayyen bir hedefe doğru yılmayarak mütemadiyen çalışmaktır. Ve bu yol her milletin yürüdüğü terakki yoludur. Artık iş zamanı gelmiştir.

 

Muhterem vekiller!

 

Mücadelat-ı milliyemizin netice-i hasılasını tayin edecek olan reylerinizi izhar ediniz. Millet ve bütün dünya vereceğiniz reye intizar etmektedir.”

 

*

 

Ne demiştim? “Gözlemledim de, Lozan Barış Antlaşması’nın yıldönümü, bu yıl, sanki, soruşturmaların, iddianamelerin, davaların gölgesinde kaldı.”

 

Umarım o yüzdendir… Nasıl olsa, İsmet Paşa’nın bu sözleri, Meclisimiz’in gözeneklerine sinmiştir… 24 Temmuz 1923 tarihli bu mirası korumak için ülkemizin kaynaklarının üzerine titremek yeter!…

 

 

İnal Karagözoğlu

Yalıkavak, 26 Temmuz 2008

© 2008 İK

 

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.