82′nci Yılında

 

 

 

 

1 Temmuz Denizcilik ve Kabotaj Bayramı…

 

 

 

 

 

 

 kabotaj-bayrami-canakkale.jpg  Bir zamanlar 1 Temmuz… (Fotoğraf: www.canakkale.gov.tr)

 

"Türkiye kıyılarının bir noktasından diğerine mal ve yolcu alıp taşımak ve kıyılarda, limanlar içinde ya da arasında çekme ve kılavuzluk hizmetleri ile niteliği ne olursa olsun başkaca liman hizmetlerini vermek, yalnız Türk Bayrağı taşıyan gemiler ile taşıtların tekelindedir." Birinci maddesinin ilk bölümcesini bugünkü dilimize böyle çevirebildiğim bir yasamız var. 19 Nisan 1926 günü kabul edilmiş; bu yedi maddelik yasanın numarası 815, yürürlüğe girişi 1 Temmuz 1926. Demek 82 yıl olmuş… Adı mı? Biraz Osmanlıca… Türkiye Sahillerinde Nakliyat-ı Bahriye (Kabotaj) ve Limanlar ile Karasuları Dahilinde İcra-i Sanat ve Ticaret Hakkında Kanun. (Konunun dışında ama söylemem gerekiyor: yani, birilerinin savladığı gibi, 1920'lerde millet sabahın birinde yeni bir dile uyanmamış, kendi diline zaman içinde kavuşmuş, bir bakıma onu yeniden yaratmıştır.) İşte bugün, egemenliğin bir göstergesi/gereği olan bu yasanın kabul edilişinin 82'nci yıldönümü; bir bayram günü… Denizcilik ve Kabotaj Bayramı. 28 Haziran günkü İzmit'in Kurtuluşu yazımda, özelleştirmelerden söz ettiğim bölümün sonunda içim kan ağlaya ağlaya şunları demek zorunda kalmıştm: "Aha, deniz bitmek üzere: Telekom'du, İsdemir'di, limanlardı, denizcilik işletmeleriydi, Zirai Donatımdı, Tüpraş'tı, şeker kuruluşlarıydı, madenlerdi, maden işletmeleriydi, Sümerbank'tı, Etibank'tı, Tekel'di, SEKA'lardı, gübre kuruluşlarıydı, et-balık-süt işletmeleriydi, enerji kuruluşlarıydı, Emekli Sandığı'nın varlıklarıydı, … derken elde avuçta ne kaldı? Yarın öbür gün 1 Temmuz… Yani, Denizcilik ve Kabotaj Bayramı'nın 82'nci yıldönümü… Neyi nasıl kutlayacağız!?…" Zaman durmuyor; işte bir 1 Temmuz'a daha geldik… Basın-yayını tarayıp bakıyorum da, bu bayramı bir kez daha kutlamışız… Kimler kimler acı içindeydi, biliyorum. Bir bölümü bugünleri de görmüş olmaktan, bir bölümü de hâlâ böyle bir bayramımız olduğundan acı çekiyor… Yazıyı, bir kesyazla* sürdürmek istiyorum: - Denizciler Sivil Toplum İnisiyatifi: «BUGÜN  1 TEMMUZ Özür dileriz Barbaros Hayrettin Paşa Bugün, dünyanın en güzel denizlerine ve en uzun kıyılarına sahip ülkesini otobüs/kamyon cehennemine çeviren, yolcu gemilerini, deniz ticaret filolarını, yelkenciliğini, balıkçılığını heba eden Türklerin Denizcilik ve Kabotaj Bayramı! Bugün, ulusumuzu denize küstürmek için elinden geleni ardına koymayan, denize sırtını dönmüş, ellere teslim ettiğimiz ülkemizin Denizcilik ve Kabotaj Bayramı! Bugün, Barbaros Hayrettin Paşa Anıtı önünde, Atatürk'ten Piri Reis'e, Turgut Reis'ten Cezayirli Hasan Paşa'ya, Uluç Ali Reis'ten Dumlupınar, Ertuğrul ve Kocatepe şehitlerine kadar denize ve denizciliğe gönül vermiş, ömrünü bu ülkenin denizleri uğruna tüketmiş tüm geçmişimizden özür dileyeceğiz! Bu ülkenin insanlarını "denizcilik zengin işidir, size göre değil" diye kandırarak denize küstüren, koydukları ağır şartlarla deniz sporlarını ve amatör denizciliği yapılamaz hale getirenlere seyirci kaldığımız için özür dileyeceğiz! . . . . . - Balığı tükenmiş Karadeniz'e hesapsız kitapsız 89 balıkçı barınağı yaptırıp, İstanbul'da amatörler için bir tek alternatif bağlanma yeri ve marina yapamayanlara, - Deniz nakliyatını adım adım yok edip, kara nakliyesi yoluyla her yıl milyarlarca dolar döviz ve binlerce can kaybına yol açanlara, - Dünya denizlerinde Türk Bayrağı'nın önemini kavrayamayanlara, "denizci bir ulus olana kadar biz buradayız" demek için yakınlarımızla, eşlerimizle, çocuklarımızla Beşiktaş Barbaros Anıtı önünde yapılacak törene katılmalıyız! Sessiz, sakin kendinden emin… . . . . . » - TMMOB Gemi Mühendisleri Odasi Yönetim Kurulu (1 Temmuz 2005 tarihli basın bildirisinden): «1 Temmuz Denizcilik ve Kabotaj Bayramı  Bugün 1 Temmuz 2005 Denizcilik ve Kabotaj Bayramı, kutlu olsun. (…) Ulusal Kurtuluş ve Bağımsızlık Savaşı sonrasında Temmuz 1923'te imzalanan Lozan Antlaşması ile kapitülasyonların kaldırılması, bu antlaşmadan 3 yıl sonra yürürlüğe giren Kabotaj Kanunu'nun doğuş nedenidir. Geçen 3 yılın bir hazırlık evresi olduğu gözden kaçmamalıdır. Bu 3 yıl içinde Cumhuriyet Hükümeti önce Seyri-i Sefain İdaresi'ni düzene soktu, arkasından, satın alınan Mersin ve Antalya isimli gemilerle Mersin-İstanbul hattına seferler başlattı. 1926 yılında Anafarta ve Bandırma vapurlarını alarak sefere koydu. Bu çalışmalar, 1930 yılında Türk Gemi Kurtarma Limited Şirketi'nin, 1933 yılında Denizyolları İsletme İdaresi'nin kurulması, 1938 yılında Denizbank'ın faaliyete geçmesi, limanların inşa edilmesi, Türk gemi filosunun büyütülmesi, kabotaj ve uluslararası sularda deniz taşımacılığının geliştirilmesi ile sürdürüldü. 1970'lerde Akdeniz, Türk koster (küçük yük gemileri) filolarının hâkimiyetine girdi. Ancak, ülkemiz üzerinde liberalleşme ve küreselleşme politikalarının hâkimiyetinin artmaya basladığı 1980'ler sonrasında, siyasal  etkilenmelerle ekonomik verimliliği düşen ulusal denizcilik kuruluşlarımız özelleştirme sürecine sokularak tamamen devredışı bırakılmaya başladı. Bu politikaların sonucu, bugün gelinen noktada, kamuya ait gemiler tamamen özelleştirilmiş, kabotaj hattında çalışan yolcu gemilerimiz eskime ve satılma sonucu yok olmuştur. Üç tarafı denizlerle çevrili ülkemizde, kısıtlı özel sektör kosterciliğinin dışında kabotaj hattında deniz taşımacılığımız giderek yok olmaktadır. Yurt dışından % 90 oranında denizyoluyla gelen mallar ülkemiz içinde nerede ise tamamen karayoluyla dağıtılmaktadır. Bütün bunlar yetmezmiş gibi, mevcut hükümetin hazırladığı yasa tasarısıyla kabotajın kendisi de kaldırılmak istenmektedir. 26 Nisan 2005 tarihinde Başbakanlık imzasıyla bir kanun değişikliği tasarısı TBMM'ye sunulmuş, Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu'na gönderilmiş durumdadır. Kanun değişikliğiyle, "Yurt içinde teknik imkân, araç ve ekipman kapasitesi ve mevcut personelle gerçekleştirilmesinin mümkün olmayacağı tespit edilen kamu hizmeti niteliğindeki faaliyetler için, (…) Türk karasularında ve iç sularında kendi bayrakları altında yabancı gemi ve deniz aracı çalıştırılması amacıyla (…)  (…) Tasarıda ayrıca, "Kabotaj ve Denizcilik Bayramı" adının sadece "Denizcilik Bayramı" olarak değiştirilmesi planlanmaktadır. (…) (K)kabotajın, sonradan nasıl kullanılabileceği belli olmayan ucu açık, masum görünüşlü ifadelerle delinmesi, kabotaj isminin kaldırılarak yerine ulusallığı kalmamış denizcilik ifadesinin konması kabul edilemeyecek bir istektir.

 

. . . . .»

                                                         - Gv. Yzb. Ali Haydar Emir Alpagut (1867-1937 yıllarında yaşamış olan ve deniz tarihçiliğiyle tanınan denizcimizin ‘Donanma İstemezük' başlıklı yazısından): «Denizler tükenmez bir servet ve kuvvet membasıdır. Osmanlı milletinin tabiatında denizcilik olmayabilir. Ancak öyle bir memlekette oturmaktadır ki, o memleket stratejik, politik ve ekonomik durumu itibarıyla denizlere hâkim bir milletle var olmak ihtiyacındadır. Osmanlı Asyası, kendisine böyle bir sahip buluncaya kadar keşmekeşten kurtulamayacaktır. İnsanlar tabiatın kanunlarına uymazlarsa yaşayamazlar. Türkler ya denizci olmaya veya eski vatanlarının kızgın çöllerinde çobanlık etmeye mahkûmdur.»  - M. Kemal Atatürk:        «Denizciliği Türk'ün büyük milli ülküsü olarak benimsemeli ve az zamanda başarmalıyız!» *     Pek doğal, kimi kafalar, ‘Türkiye Sahillerinde Nakliyat-ı Bahriye (Kabotaj) ve Limanlar ile Karasuları Dahilinde İcra-i Sanat ve Ticaret Hakkında Kanun'un ne demeye geldiğini anlayabilmek için her şeyden önce şu sözcükleri öğrenmelidir: ulus Derebeylik düzeninin yıkılışı ve anamalcı düzenin oluşumu döneminde ortaya çıkan, toprak, ekonomik yaşam, dil, ruhsal yapı ve kültürel özellikler yönünden ortaklık gösteren, tarihsel olarak oluşmuş, en geniş insan topluluğu, millet.  ulusçu Ulusçuluk ilkesini benimseyen, ulusalcı, milliyetçi. ulusçuluk Kendi ulusuna özgü şeyleri üstün tutma, ulusalcılık, milliyetçilik, nasyonalizm; yabancı baskısı ve sömürüsünden kurtulmayı, kendi ulusunu sevip onu yüceltmeyi amaçlamaktan, kendi ırkını bütün başka ırklara üstün görüp onları egemenliği altına almayı istemeye dek varabilen öğretilerin genel adı, milliyetçilik, nasyonalizm. ulusal Ulusa değgin, ulusa özgü, milli. ulusalcı Ulusçu. ulusalcılık Ulusçuluk. uluslaşmak Ulus niteliği kazanmak. uluslaşma Ulus durumuna gelme. Aynı kafalar, bunları öğrendikten sonra da Atatürk'ün ‘millet (ulus)' anlayışını anlamaya çalışmalıdır: "Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir."   Atatürk, bütün uluslar için geçerli olabilecek şu tanımları da yapmıştır: "- Zengin bir hatıra mirasına sahip bulunan; - Beraber yaşamak hususunda müşterek arzu ve muvafakatte samimi olan; - Ve sahip olunan mirasın muhafazasına beraber devam hususunda iradeleri müşterek olan insanların birleşmesinden vücuda gelen cemiyete 'millet' namı verilir." Ayrıca, şu kavramların da herkesçe ama herkesçe bilinmesinde yarar var:  ayrılık (siyasette) Ayrı görüşte olma, uyuşmazlık, anlaşmazlık, bölünme, ikilik, tefrika. ayrılıkçı Ayrılıkçılık yanlısı olan. ayrılıkçılık Bağlı oldukları devletten ayrılıp belirli bir toprak parçası üzerinde ayrı bir siyasal varlık gösteren kişi ya da grubun eylemi, durumu; bir kişi ya da grubun içinde bulunduğu topluluk, ülke ya da partiden kopmaya götüren ideolojik ayrılık. *  Fotoğrafın adı: Dersimiz Kabotaj!…  dersimiz_kabotaj1.jpg  Kulaklarımda düdük sesleri… (Fotoğrafın kaynağı: www.dersimiz.com)

 

Her şeye karşın 1 Temmuz Denizcilik ve Kabotaj Bayramımız kutlu olsun!… 

 

 

 

 

İnal Karagözoğlu Yarımca, 1 Temmuz 2008

© 2008 İK

______________ * Bu sözcüğü, TDK'nin ‘kolaj' sözcüğüne verdiği karşılık olan ‘kesyap'tan esinlendim; ilk kez kullanıyorum. Dilseverlerin ilgisine sunarım. İK

{lang: 'tr'}

2 Yorum

  1. Gökhan Akkoyunlu said,

    Temmuz 2, 2008 at 15:24

    Tabiri yerinde ise “körler, sağırlar birbirini ağırlar” benzetmesi olacak gibi gözükse de, imkânlar dahilinde zevkle okumakta olduğum yazılarınıza bir yenisini daha dahil etmişsiniz. Ellerinize sağlık.

    Fakat, eklemek istediğim ve memleketimizde çokça yaşadığımız kavram karmaşasının yanında, yazınızda bulunan bir kavramı yanlış anlaşılmalara sebep vermemek amacı ile biraz daha açılmasını rica etmekteyim. Belki de yeni bir başlık altında dahi açıklanabilecek kadar geniş bir yazı…

    nasyonalizm Fr. nationalisme
    Ulusçuluk: § “Babbitt’e göre, hümanitarizm, modern demokrasi, nasyonalizm, emperyalizm ve bütün modern politika ve ahlâk, onsekizinci asırdan ve daha çok Rousseau’dan kaynaklanır.” -Cemil Meriç, Kırk Ambar, 102

    Nasyonalizm, bizim dilimizde çevirisi (meali) ulusalcılık anlayışı olarak geçse de, birçok aydınımız gibi bazı kavramları kendi çemberi etrafında kullanmak, doğrudan olduğu gibi kullanmak çok daha doğrudur.

    Örneklemek gerekirse, profesör-profesyonel… Biz bu kavramı alıp da Türkçe çevirisini “uzman-bilgin-konusunda yüksek yeterliliğe sahip” diye yaparak kullanamayız. Dilimizin güzelliği ve esnekliği, dilimizin zekâsı bunu öyle yerlerde kullanır ki, yeri gelir bu unvanı kullanmak utanç verici dahi olabilir.

    Kavramlar, o toplumun zekâsının, ihtiyacının, öğretisinin bir ürünüdür.

    Ulusalcılık, milliyetcilik de bize ait kavramlardır. Bizim toplumumuzun dini, kültürü, tarihi yaşantısı altında oluşmuştur.

    İsrailoğulları, sırf Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (S.A.S) kendi ırklarından olmadığı için İslamiyeti kabul etmemişlerdir.

    Şimdi buradaki yaklaşım nasyonalizm-faşizm mi, yoksa ulusalcılık mı?

    Musolini’ye milliyetçi denebilir mi? Elbette ki hayır. Saf ırkçılık milliyetcilik olmadığı gibi, faşizm-nasyonalizm de milliyetcilik-ulusalcılıkla aynı kavram olamaz.

    Nasyonalizim-faşizm: Irkçılığı savunan, kan ve irinden nemalanan, baskı, şiddet ve zulme dayalı, antidemokratik ve antikomünist, tek parti sistemi totaliterizme dayanan, aşırı ulusçu ve baskı düzeni üzerine egemenlik kurmayı amaçlayan berbat bir sistem.

    Faşizim, sözcük olarak, Latince fasces, İtalyanca fascio sözcüklerinden türetilmiş baskıcı düzen anlamını ifade eder.

    Peki o zaman enternasyonalizmi hangi ifadeyle kullanacağız?

    Nasyonalizmi ulusalcılıktan, milliyetcilikten ayırt etmediğimiz sürece bu ülkenin yapıtaşlarından Kurtuluş Mücadelesi’nin her bir ferdinden, yüzbinlerce şehit ve gaziden, yattıkları yerlerden ah almamız bitmeyecektir.

    Madem öyle, bugün “Ergenekon” adı altında ulusalcı, milliyetci isimlerin gözaltına alınmasına hiçbir medyanın tepki vermemesi gerekmez mi? Nasyonalistler, ırkçılar, pis diktalar dememiz gerekmez mi? Oysaki, aralarında bildiğimiz, tanıdığımız mükemmel şahsiyetler, sadece bu ülke için, Cumhuriyet için, Bayrak için, demokrasi için onurlarıyla mücadele etmiyorlar mı?

  2. İnal Karagözoğlu said,

    Temmuz 2, 2008 at 21:52

    Almanya’ya 1933 yılında egemen olan ve yol açtığı İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesiyle bu ülkede ortadan kalkan düşüncenin adı ‘nasyonal sosyalizm’dir. Kısaca Nazizm… Bu düşünce, ırkçılığa, aşırı sağcı düşünüşe ve antisemitizme (Yahudi karşıtlığı ve düşmanlığına) dayanır. Ve Almanya bağlamındaki nasyonal sosyalist görüş, Cermen ırkının (saf Alman ırkının) öbür ırklardan/uluslardan üstün ve yetkin olduğunu savunuyordu.

    Öte yandan, ‘nazi’ sözcüğü, heceleri ‘national’ ve ‘sozialismus’ sözcüklerinden alınarak oluşturulmuştu (‘nasyonal sosyalizm’in Almancası, ‘Nationalsozialismus’tur).

    Diyeceğim, XIX. yüzyılda belirginleşmeye başlayan ‘nasyonalizm’ (Fr. nationalisme) ile ‘nasyonal sosyalizm’i birbirine karıştırmamak gerekiyor. Ancak şu da bir gerçek, ‘ulusçuluk’ sözcüğünün anlamını verirken dile getirilen ‘kendi ulusuna özgü şeyleri üstün tutma’ ve ‘kendi ırkını bütün başka ırklara üstün görüp onları egemenliği altına almayı isteme’ açıklamaları, olumsuz anlamları çağrıştırıyor. Ancak, tanımlamadaki “… istemeye dek varabilen öğretilerin genel adı …” sözlerini göz ardı etmemek gerekiyor.

    Şunu da eklemeliyim, yazımda ‘ulus’tan ‘uluslaşma’ya uzanan bir dizi sözcüğün anlamını verirken, bunların sözlüklerde yer alan bütün anlamlarını sıralamayı yeğledim. Bunun nedeni, yukarıda sözünü ettiğim ‘olumsuz anlamları çağrıştırma’ olgusunu ‘gizliyor’ durumuna düşmek istemeyişimdi. Atatürk’ün ‘millet (ulus)’ anlayışı ile ‘millet’e ilişkin tanımını da, hem yazıda ele alınan konunun gereği olarak hem de kendi düşüncemin ne yönde olduğunu ortaya koymak için aktardım.

    Sayın Gökhan Akkoyunlu’ya, yazılarıma ilişkin sözleri ve bu açıklamayı yapmama fırsat sağladığı için teşekkür ederim.

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.