Bu Masal Böyle Bitmeyecek!…

 fırtına

Küresel Fırtına

Muzaffer Bilgili

 

Küresel bir devdi karşısındaki, tüm gücüyle kovalamaya çalışıyor ama baş edemiyordu. Dev kollarını açmış giderek her yeri kaplamaya başlıyor, gökyüzü görünmez oluyordu. Birtakım tanıdık yüzler isterik çığlıklar atarak “Gel, gel kucakla bizi” diyor, onu çağırıyorlardı.

Ter içinde uyandı. Uykusu kaçmıştı. Kalktı. Körfez'de demirleyen gemiye baktı. Geminin ışıkları durgun denizi çizgiler halinde aydınlatarak kıyıya kadar uzanıyordu. Sadece denizi değil, yalnızlığını da aydınlatıyordu. Günlerdir buradaydı gemi… Yük gemisi, demir atmış, onarılmayı bekliyordu… Eski ama mağrur, burnu havada…  Kimbilir kaç yaşında, diye düşündü… Acaba, sigortalı mı???

Rüzgârın hangi yönden estiğini gemiye bakarak anlamak çok kolaydı. Gemi hemen tüm gemilerden önce burnunu rüzgâra karşı veriyor, çalkantıyı en az zararla atlatmaya çalışıyordu. Alışkanlık olmuştu Gemi'yi izlemek… Henüz yedi-sekiz yaşındayken küçük bir Karadeniz kasabasında haftada bir uğrayan Kadeş vapurunun tepelerde yankılanan düdük sesini beklemesi, gelişini izlemesi, büyük bir coşkuyla deniz kıyısına koşarak karşılaması gibi bir alışkanlık…

Geminin kaptanını hayal etmeye çalıştı; yılların ağırlığı omuzlarına binmiş, kararlılık mı, çaresizlik mi  belli olmayan duruşuyla, bir şeylere özlem duyan bakışlarıyla, gemisini bir an önce yola çıkarmak için kimbilir kimlerle uğraşıyor, nelerle baş etmeye çalışıyordur, diye düşündü.

Gökyüzünün kapkara bulutlarla kaplandığı fırtınalı bir havada İstanbul Boğazı'na girmeye çalışan Karadenizli kaptanı anımsadı birden… Bembeyaz köpüklerle kıyılarda çatlayan dalgaların büyüklüğü hâlâ belleğindeydi… On ya da on bir yaşında bir kız çocuğu Kaptan Köşkü'nde, ‘Kaptan Amca'yı ve ekibini merakla belki de hayranlıkla izliyordu. Sallantıdan korkmuyor, ürkmüyor… Başarmanın ne olduğunu öğreniyor, içine sindiriyordu…

Dalgalar, rüzgârların sürüklediği dalgalar, tüm yaşam boyu göğüslenmeye çalışılacak dalgalar… Varlıktan yokluğa kadar… O hep dalgaları göğüslemek üzere kurgulanmıştı. Çoğu kişiler gibi… Ama sessiz, gösterişsiz… Hiç beklemediği, ummadığı bir süreçte Kaptanı olmuştu bir Gemi'nin… Onu fırtınalı denizlerde yüzdürebilmek, güvenli limanlara ulaştırabilmek, dar alanda çalışanlarını hayallerine eriştirebilmek ne denli olanaklıydı, bilemeden… Hem de ikinci cins olarak…

Sezgisel bir yaklaşımla yola çıktı; gözlemleriydi dayandığı güç belki de… Emekti, gayretti, başarma sevinciydi. Kamarasında yalnızdı önce; yıldızları tek başına izler, fırtınalı denizleri, dalgaları, akıntıları, rüzgârların yönlerini gözlemler, nedenlerini tek başına çözümlemeye çalışır, çalışır, çalışırdı… Ufukları gözlerdi umutla, sevgiyle…  Bir de ekibini… Her biri bir nefeslik körükle ateşlenmeye hazır, yürekli emektaşlar, el ele tutuşarak ufuklara uzanmayı düşleyen, başarıya acıkmış gençler ya da yüreği, beyni hâlâ genç olanlar… Yalnız değildi… Bu ekipten güç alabilir, bu ekiple fırtınalarla baş edebilirdi. Bu ekiple yola çıkabilirdi. Öyle yaptı. Aksi de olsa o yine yola koyulacaktı. Çünkü, görev verilmişti, güvenilmişti, başarıya kurgulanmıştı.  Kamara, planlama, bugünü ve geleceği yönlendirme, strateji belirleme, gerektiğinde sığınma yeriyse, güverte, toplanmanın, toparlanmanın, ekip olmanın yeriydi. Başarmanın başlangıcı, odak noktasıydı.

Gündüzler geceye karıştı. Departmanlar birbiriyle yarıştı. Eğitim, yine eğitim, çağdaşlaşma, teknoloji, araştırma, sabır, planlama, strateji, standardizasyon -kalite-, hizmet, dağıtım ağları, kararlılık, inandırıcılık, şeffaflık, dürüstlük, saygınlık, yatırım, verimlilik, kârlılık… Tüm bu kelimeler genç ve dinamik beyinlerde fırtınalar yaratıyor, başarıyla ulaşılan her sonuç neşe ve coşkuyla paylaşılıyordu.

Ekip, EKİBİMİZ, Gemi, GEMİMİZ olmuştu. Gemi, güvenli limanlara doğru hızla yola koyulmuştu. Her türlü güçlüğün üstesinden gelebilecek deneyimi kazanmıştı GENÇ EKİP… Fırtınalı denizlerde, her yönden esecek rüzgârlara göğüs gerebilecek, çarpacak güçlü dalgaları aşabilecek -dürüstçe aşabilecek- bilgiye, teknolojiye sahiptiler… Kaptan Gemi'yi gönül rahatlığıyla ekibine, o amatör ruhla profesyonelce çalışan ekibine teslim edebilirdi. Zaman, emek, para boşa gitmemişti. Ürün pırıl pırıl ortadaydı. Kıskanılan, sahip olunmak istenen ÜRÜN… 

 firtinada-gemi.jpg

Gemi, gururla, onurla taşıyordu ve taşıyacaktı bu ürünü… Daha da hızlanacaktı… Daha da hızlanacaktı… Taa uzaklardan gelen güçlü rüzgârların, kasırgaların itelediği karşı konulamayan kara bulutlar, masallardaki inanılmaz canavarlara benzeyen bulutlar, geminin üzerine çöreklenmeseydi…

Güvenli limanlara doğru verimlilik içinde gururla ilerleyen gemi bu küresel tufana ne yazık ki dayanamazdı, sallanmaya başladı. Fırtınalı havalarda ne kadar seslenirseniz seslenin sözler duyulmaz ki!!! Öyle oldu. El ele pırıl pırıl aydınlık ufuklara uzanmaya and içmiş genç, dinamik, donanımlı, sözde değil özde yetişmiş o bulunmaz ekip gemiden savrulmaya başladı.

Kasırgaya kapılan birtakım tanıdık yüzler ‘korsanca' doluşmuşlardı gemiye… Kim bilir ne zamana kadar sürecek bu sallantı… Fırtına ne zaman dinecek!!!  Her yönden esen, kimi zaman çok uzaklardan, kimi zaman çok yakınlardan esen karmaşık rüzgârların sürüklediği hırçın dalgaların köpükleri bile kapkaraydı. Büyük uğraşlarla aydınlık gelecekleri amaçlayarak yola koyulmuşken ve rota tutmuşken yolları küresel fırtınalarla kesilen birtakım gemiler, güvenli limanlara ulaşacaklar mıydı? Sorular, sorular, karamsarlıklar… Uyuyakaldı.

Sabahleyin kalktığında bir boşluktu yüreğindeki… Yalnızlıktı… Denize, o masmavi o güzelim denize baktı hemen… Günlerdir Körfez’in gecelerini ışıl ışıl aydınlatan GEMİ yoktu. “SATILMIŞ” dediler… “Sağlam bir gemiymiş çok para vermişler…”

Dalgalar, rüzgârlar, fırtınalar… Canavarlaşan canlılar… Tüm yaşam boyu, varlıktan yokluğa kadar… Dayanılacak, uğraşılacak, güçlenilecek… Bu masal böyle bitmeyecek…

 

Güllük, Eylül 2007

________________

 
Yazar Hakkında
Muzaffer Bilgili, Başak Sigorta'nın Fransız sigorta şirketi Groupama International'a satılarak ‘Başak Groupama' adını almazdan önceki son genel müdürü. Bilgili, 1991 ortalarında getirildiği bu görevinden, Şirket'in özelleştirilmesine karar verilmesinin hemen ardından emekliliğini istedi. Böylece, Bilgili'nin Başak Sigorta'ya türlü kademelerde verdiği 43 yıllık hizmeti 2003 Haziranı sonunda noktalanmış oldu. Başak Sigorta, İÜ İktisat Fakültesi'nin 1959 mezunlarından olan Muzaffer Bilgili'nin çalışma yaşamına ilk adımını attığı yerdi.
Bilgili, İktisatlılar Vakfı'nın genelağdaki yerinde yer alan İktisat Fakültesi'nden hocası Prof. Dr. Ömer Lütfü Barkan'la olan bir öğrencilik anısında, Barkan'ın bir gün kendisi için, "Bakın çocuklar, bu ufak tefek kız var ya, bunun ileride adını çok duyacaksınız" dediğini anlatır. Bilgili, bu anısında, "Her terfi ettiğimde hocamın bu sözünü hatırladım. O günkü sınıfı hiç unutmadım. Başak Sigorta'nın Genel Müdürlüğüne gelince de ilk olarak hocam Barkan aklıma geldi" diyor. 
Türkiye Sigorta ve Reasürans Şirketleri Birliği Yönetim Kurulu'na da seçilmiş olan Bilgili için, zamanın Birlik Sekreteri Bilgi Kongar ise, ‘her zaman dost, hep sevecen' nitelemesini yapmış.
Muzaffer Bilgili, iş dünyamızda, başarılı kadın yöneticiler listelerinde yer almış bir işinsanı olarak da tanınıyor.

 

{lang: 'tr'}

10 Yorum

  1. Ayseli Usluata said,

    Haziran 26, 2008 at 15:41

    Son derecede duyarlı bir yazı. “Küresel fırtına” sözü, yazarın özgün bir buluşu… Yazı yazıldığında böyle bir terim bugünlerdeki kadar çok kullanılmıyordu ya da hemen hemen hiç kullanılmıyordu.
    İçinde bulunduğumuz durumun metaforu da çok güzel verilmiş.

    Böyle bir yazıyı sayfanıza aldığınız için sizi kutlarım.

    Saygılarımla,
    Ayseli Usluata

  2. İnal Karagözoğlu said,

    Haziran 27, 2008 at 10:32

    Sayın Usluata’ya katkılarından ötürü teşekkür ederim.

    Öte yandan, bu yazının sayfalarımda yer alması benim için büyük onur… Bu bakımdan, asıl teşekkür etmesi gereken benim: Teşekkürler Muzaffer Hanım!

  3. Oya Özdemir said,

    Haziran 29, 2008 at 18:46

    Sayın Bilgili,

    O gemide yer almış kişilerden biri olarak, satırlarınızı okurken, üzüntüme nemlenen gözlerim eşlik etti.

    Moda terimler, ardındaki gerçek araştırılmadan derhal uygulanmakta, hatalar ortaya çıktığında, kararların YÜCE SAHİPLERİ, pişmanlıklarını dile getirseler bile, hesap sorulmadan, sunulan mevkilerinde, başka yanlışlara yelken açmak üzere oturmaktalar. Asıl acı burada galiba…

    YANLIŞLARDAN DOĞRU BULUNABİLİR Mİ?

    ŞİRKETİM, SEKTÖR VE ÜLKEM için içim acıyor. Umudumu her şeye rağmen yitirmiyor, buna hakkım olmadığını düşünüyorum.

    En içten saygı ve sevgilerimle,

    Oya Özdemir

  4. Raif Güler said,

    Haziran 30, 2008 at 09:31

    Geminin dışındayken geminin ve içindeki ekibin yaşadıklarını bu kadar içten hissedebilmek, ancak gemi ve içindekilerle bütünleşmekle mümkün olabilir. Üç kuruş para için çok büyük emeklerle yaratılan bir değeri satanlar acaba bunun vebalini ödeyebilecekler mi?

    Ama Masal burada bitmeyecek. Sizin bu yazınız bir kıvılcım olacak inancındayım.

    Daha güzel günler dileğiyle.

    Saygılarımla

    Raif Güler

  5. Enis Basım said,

    Haziran 30, 2008 at 14:13

    Sayın M. Bilgili,

    Türkiye’nin emek ve hizmete aç ortamında, gemiden, ekibinden ve yaratılan sinerjiden yapılan uygulamalar sonucu bir şey bırakmamış olsalar bile, sevgi, dostluk ve kanıtlanmış başarıların taçlandırdığı iyi ve doğru şeyler yapmış olmanın hazzı kaldı.

    O da tarihteki yerini aldı.

    Sevgi ve saygılarımla.

    Enis Basım

  6. Sevda Aydın said,

    Kasım 21, 2008 at 11:23

    Sayın Bilgili,

    O gemide bir zamanlar ben de vardım.

    Sizinle birlikte o gemide yer aldığım için, Sizinle birlikte çalıştığım için ve Sizi tanıdığım için gurur duyuyorum.

    Çalıştığımız yıllar çok güzel yıllardı. Başarıyı yakalamak, daha iyi olmak, daha iyiye ulaşmak için özveriyle, gururla, mutlulukla koşuyorduk. Bunlar hep Sizin bize verdiğiniz güven ve destekle oluyordu.

    Sizin bizlere göstermiş olduğunuz güven ve destek için Size çok teşekkür ediyorum.

    Saygılarımla,

    Sevda Aydın

  7. Yusuf Devran said,

    Aralık 19, 2008 at 13:03

    Ne yazık ki küreselleşme ideolojisi çağımızın tek gerçeği olarak topluma enjekte edilmiş durumda. Sayın Muzaffer Bilgili’nin yazdığı bu akıcı yazı belli bir özveri ile büyütülen bir değerin bu egemen ideolojik yanılgılar sonucunda yabancılara yok fiyata satılması karşısında bu varlığı büyütenlerin çektiği acıyı yansıtmaktadır. Bu anlamda önemli tehlikelerden biri de insanlarımızın bu çağdaş köleleştirme felsefesine karşı direnç gösterebilecek bir bilince sahip olmasının engellenmesi ve bu küresel emperyal söylemi bir ilahi gerçekmiş gibi algılatılmalarıdır.
    İşte bu yazı bu anlamda da çok önemli. Egemen söylemlerin karşısına vicdanın söylemini dikmek. İşte Muzaffer Hanım gibi bu ülkeye taş koyabilmiş ve önemli kurumları yöneten en üst düzey yöneticilerimizden diğer vatandaşlarımıza kadar bu sesi dışavurabilirsek bu ülke çok şey kaybetmeden fırtınayı atlatabilir.
    Muzaffer Hanım’a teşekkür eder, sağlıklı uzun yıllar dilerim.
    Saygılarımla
    Yusuf Devran

  8. Sabina Hasanova, Orhan Hasanov said,

    Temmuz 1, 2009 at 16:10

    Sayin Muzaffer Hanim,

    Bir zamanlar ben de bu gemiden mavi denize bakmish oldum. Anne shefkati esirgemeksizin kurdugunuz bir ortamda profesyonel hayata ilk adimlarimizi attik. Bu zorlu hayatta arakdashliga sadik olup zirvelere dogru ulashmanin ve bu yolda hangi iyiliklerin ve hangi kotuluklerin bizi karshilayacagini kendi cocuklarina anlattiginiz gibi bizlere aktardiniz. Buyuk denizin ne kadar derin ve zor oldugunu bize anlattiniz hep. Kendi kiyilarimizdan uzak olsak da hic yalnizlik, yabancilik yashamadik.
    Yazdiginiz satirlar, okundukca beni cok uzaklara goturdu. Guzel anilara… Iyi ve kotu gunlerde guzel beraberlikler yashadik. Bu gemide buyuduk. Cok duygulandigim ichin dushuncemi buraya tam olarak aktaramiyorum. Sadece olarak o gemiye bizi misafir ettiginiz ichin, o kardeshlik ruhunu bize yashattiginiz ichin sonsuz teshekkurlerimi ve dualarimi size gonderiyorum. Iyi ki sizler ve sayenizde kazandigimiz arkadashlar var ve bu bizlere bu zor hayatta buyuk destek oluyor. Sayenizde yashadigimiz anilar ve arkadashliklar hicbir zaman unutulmayacaktir.
    Verdiginiz buyuk destekle biz de bir kucuk gemi kurma shansina sahip olduk kendi kucuk denimizde. Ve bu gemiyi sizin yaptiginiz gibi dostluk ve arkadashlik ruzgarlariyla denizlerde tashidik. Ne kadar firtinalar esse de sizden ornek aldigimiz gibi degishik kiyilara yuzduk. Ama her zaman o guzel gemiyi hatirliyoruz ve chok ozluyoruz. Iyi ki sizleri tanidik ve iyi ki hayatta sizin gibi guzel insanlar ve arkadashlar var. Her zaman sizleri buyuk saygi ve seygiyle hatirliyoruz ve dualarimiz hep sizinle.
    Sonsuz sevgi ve saygilarimizla,

    Sabina Hasanova
    Baku, Azerbaijan

  9. Burcu Dinçer said,

    Nisan 15, 2010 at 19:00

    Sayın Bilgili,

    Sizin kaleminiz beni her zaman büyülemiştir.

    O geminin mücadeleci elemanlarından biri olarak, başarıdan başarıya koşan nice zaferler yaşamış geminin yok oluşunu seyretmek zaten çok hazindi ama sizin kaleminizden çok daha duygu yüklü çıkmış.
    Zannediyorum bu masalın burada bitmemesi için sizin kaleminizden çok beklentimiz olacak.
    Elinize ve yüreğinize sağlık…
    Saygılarımla,

    Burcu Dinçer
    15 Nisan 2010

  10. atilla said,

    Temmuz 29, 2011 at 01:51

    Sayın MUZAFFER HANIM
    Ben o geminin içinde değildim fakat burdakiler kadar olmasada kısa bir zaman içerisinde tanıdığım kadar şunu söyleyebilirim;gemiyi yürütmek için sadece istikrar yetmez,güç yetmez bunlarla biryere kadar varılır.içinde sevginin olmadığı çınar ağacı bile bir müddet sonra çürümeye meyil alır.,Sevgiyle yola çıkıp,ideallerle kuşanıp,azimle içteki güneşi dışarıya yansıtıp etrafındakileride aydınlatan bir yolcu düşünün,çıkartacağınız portre MUZAFFER HANIMDAN başkası olamaz…
    ''Başkalarının hayatlarına güneş saçanlar kendi yaşamlarınıda nurlandırırlar'' sözü'de sizleri anlatmaya bir nebze bile olsun yeter..
    Şahsi görüşüm;boşuna uğraş değildir hayatımız,kaybettiklerimizin yerine elbet kazandıklarımızda var.onlara sahip olurken hayatın bizlere öğrettiği tecrübeler ve bunun yanında aynı yolda yürüdüğümüz insanlar.belki onlarda birgün bizleri bırakıp gidecek ama hayallerimiz asla.ne geçmişteki nede yarındaki o hep içimizde yaşattığımız müddetçe ama yalnız ama değil.peki umutlarımız yok değil güngeçtikçe çoğalan hasret kaldığımız.gerçekleşmeyebilir evet fakat umut ediyorsak halen yapabileceğimiz hayata ve hayatımızda olanlara kazandırabileceğimiz birşeyler var demekki.boşuna yaratmadı hiçbir kulunu rabbim herkesin bir amacı vardır bilsede bilmesede.Belki gerçekleşmeyen umutlarımız var onları yokmu sayıcaz hayır.eminim sizin için aynı safta olan kişilerinde görüşleri şu doğrultuda olacaktır(yazdıklarıma istinaden);onları kazanamadıysamda kazandığım aşikar olan siz varsınız…..
    GÖNLÜNÜZÜN BERRAK ÖNÜNÜZÜN AYDINLIK O SICACIK SAMİMİ KALBİNİZİN HEP NEŞEYLE ATMASINI TEMENNİ EDERİM.
    SEVGİ VE SAYGILARIMLA
    Atilla YİĞİT

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.