Lafı Dolandırmadan…

Kavganın Anlamı?


Lafı dolandırmaya hiç gerek yok: bu Cumhuriyet, bir ölünün mezara indirilmekte olan küllerinin dirilişidir. Tarihte eşi benzeri olmayan bir oluşum… Mustafa Kemal’in önderliğinde… Ve bu yeniden doğuş, adıyla sanıyla Türkiye Cumhuriyeti, varlığını korumak amacıyla, tarihsel gerçekleri de göz önüne alarak birtakım ilkeler de koydu ortaya. Anlamını, içeriğini ‘Cumhuriyet Devrimleri’ denen olguların belirlediği ilkelerdi bunlar. Durağan değil, hep ileriye doğru gelişen ilkeler…

Bugün, varlığını bu yeniden doğuşa borçlu olan kimilerinin onunla hesaplaşmasına tanık oluyoruz. Bu durum, görünüşte, bir evladın anasını babasını reddedişiyle eş bir anlam taşıyor.

Bakalım öyle mi?

Önce, niye ret, ona bakalım:

Kimilerinin Cumhuriyet’le hesaplaşmasında görünen somut neden, Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın 28 Mayıs 2008 günü Avrupa Parlamentosu’nda dile getirdiklerinden anlaşıldığı kadarıyla, ‘Müslüman çoğunluğun dini özgürlüklerle ilgili sorunlar yaşıyor oluşu’.

Diyelim bir evlat da, “Annem babam benim dinime karışıyor; beni dünyaya getirmiş olmaları onlara bu hakkı vermez” diyor.

Evlat haklı… Anası babası onun inanç özgürlüğüne sayg göstermemekte inat ederse, iş, “Ben de bu yüzden onları reddediyorum”a kadar gidebilir.

Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları için neden-sonuç ilişkisi böyle mi?

Cumhuriyet kurulurken, yurtseverler dışarıdan getirilmedi; hepsi de defteri Serv’le dürülmüş bir devletin tebaasıydı. Bu bir… İkincisi, yeni devlet ilkelerini herkesin gözünün önünde ortaya koydu. Bu durumda, Cumhuriyet’in uyrukluğunu kabul edenler, onun ilkelerini de kabul etmiş demekti: yani, yurttaşlar bu koşullarla devralınmış sayılır.

Dolayısıyla, “Türkiye’de Müslüman çoğunluk dini özgürlüklerle ilgili sorunlar yaşıyor” sözleri ile “Annem babam benim dinime karışıyor” sözleri anlam bakımından aynı değil. Ne içerik ne de amaç bakımından aynı…

Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı tebaasını yurttaş olarak devralırken, onları kılık kıyafetleriyle bağrına bastı: başörtüleri, fesleri, sarıkları, çarşafları, şalvarlarıyla… Ve onlar değil miydi bu yeni devletin kuruluşunda canını feda eden, emeğini helal eden?

Yıllar yıllar sonra bir başörtüsü sorunu yaratıp onun üzerinden bu Cumhuriyet’le kavgaya kalkmak hangi anlamlara geliyor?

*

Cumhuriyet’in ilkeleri türlü bağlamlardaki çıkar ilişkilerini bozmuş mudur? Evet bozmuştur. Bundan zarar görenler arasında kendi çıkarını Cumhuriyet’in varlığından üstün tutanlar olmuş mudur? Evet olmuştur. Bu durumda ne olmuştur? Devrim yasaları işletilmiştir.

‘Akıl vericilikleri kendilerinden çıkmış’ kalemler, ağızlar bunu bilmez mi? Bilirler de ucuz çıkar ilşkileri onları akıl körlüğüne iter. İter de ne olur? “Velev ki siyasi simge olsun”lara kadar varan söylemlerle başörtüsü üzerinden siyaset yapmaya kalkanlara yaranmak için döktürürler de döktürürler:

“Bu kadar tepki neden” diye başlayıp “Başörtüsü ya da türban sorunu ne olacak” diye sorarlar. Hemen ardından ‘bu sorun’ yüzünden üniversiteye giremeyen kız öğrencileri yanlarına alarak din eğitimi konusunun bu ülkede bunca yıldır yerli yerine oturmadığını söylerler… Bu arada, aksini söyleyen varmış gibi, cemaat ve tarikatların bin yıldır bu toprakların bir gerçeği olduğunu söylerler. Ve dolaştırdıkları lafı şuraya getirirler: “Ülkede birçok sorunun kaynağı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan beri geçerli olan laiklik anlayışı ya da tepeden, devlet tarafından kontrol altında tutulmaya çalışılan din kurumudur.” Nokta. Diyeceklerini demişlerdir; hem de tepkinin ölçüsünün ne olacağına ilişkin hiçbir şey demeden!… Oysa lafın başında, “Bu kadar tepki neden” diye sormuşlardır…

*
Ben bu durum karşısında lafı dolandırmadan dün bu sayfada dile getirdiğim şu soruyu yineleyeceğim: Atatürk ulusçuluğuna bağlı, tek merkezli, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan bağımsız bir Türkiye mi yoksa bu değerlerini ve yapısını yitirmiş, yayılmacı ve sömürgen ülkelerin oyuncağı olmuş Ortadoğulu bir Türkiye mi?

‘Akıl vericilikleri kendilerinden çıkmış’ kalemler ve ağızlar ile görüşlerine dayanak olarak bunların dediklerini gösterenler önce bu soruyu yanıtlamalıdır.

İnal Karagözoğlu

Yarımca, 5 Haziran 2008

 © 2008 İK

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.