Pop Kültür Bağlamında Müzik

Ya da Tüketim Toplumu Durumları…

Bu, nitelikli olan her şeye uzak duran bir kültür… Bu kültürün, insanları eğlendiriyor, onlara hoşça zaman geçirtiyor gibi görünen ürünleri, kapitalist üretim/tüketim ilişkilerinin körleştirdiği, yorduğu, sonunda da her açıdan yıkıma uğratıp tükenmişliğe ittiği insanlara gerçeklerden kaçışlar (!) sunmakta…

                ask.jpg

‘Pop kültür’ sözünden ne anladığımı belirtmezden önce, bu sözün belirleyici öğesi olan ‘pop’ sözcüğünün nereden geldiğine, bu sözcüğe ne anlamlar yüklenmiş olduğuna bakmak istiyorum. 

Fransızca ‘populaire’ (İng. popular), ‘herkesçe sevilen; halkla ilgili, halka özgü, halk için’ anlamlarına geliyor. Bu sözcük İngilizcede, ‘herkesçe sevilen, geçerli ve değerli olan; ayaktakımına özgü; halka ilişkin; herkesçe anlaşılabilir; genel, yaygın; halkın kesesine elverişli, ucuz’ anlamlarında da kullanılıyor.

‘Pop’a gelince… Pek çok anlamı olan bu sözcük, anladığıma göre, ABD İngilizcesi çıkışlı olarak sarmış bütün dünyayı… ‘Pat diye patlama sesi’nden tutun da, hani bizde kimi delikanlılar babalarından ‘bizim moruk’ diye söz ederler ya da arkadaşlarına ‘naaber lan moruk’ diye seslenirler ya, işte bu sözlerdeki moruğun karşılığı da ‘pop’ İngilizcede… Başlıca anlamları, ‘pat diye ses çıkarmak; patlamak; çabucak sokuvermek; mısır için patlamak; ateş etmek’. Ve ‘hafif klasik veya popüler müzik konseri’. Fransızcada ise, ‘populaire’ sözünün kısaltılmış biçimi olarak da kullanılan bu sözcüğün öbür iki karşılığı, ‘pop müzik’ ve ‘kuru gürültü’.

Dilimize Fransızcadan ve bu dildeki söylenişiyle girmiş bulunan popüler için Türkçe sözlükler, ‘halkın zevkine uygun, halk tarafından tutulan; herkesçe tanınan’ karşılıklarında birleşiyor. Bu sözcükle oluşturulmuş ‘popüler olmak’ fiili ile ‘popüler bilim’ ve ‘popüler müzik’ isimleri de var Türkçemizde. Bunlar sırasıyla, ‘ünlü olmak, toplumun her kesiminin anlayacağı bir dille ve biçimle yapılan bilim, pop müzik’ demek.

‘Pop’ sözcüğünü ise ‘popüler’in kısaltılmışı olarak İngilizceden almışız; almakla kalmamışız, ona, ‘popüler’inkine yakın anlamlar yüklemişiz: ‘halkın arasında yaşayan motiflere, öğelere yer veren, onlardan yararlanan (kültür), popüler’. ‘Pop müzik’ de, İngilizler’in, Amerikalılar’ın başlattığı ‘hareketli, yerel motiflerden yararlanarak yapılan, gençler arasında çok beğenilen bir müzik türü’ anlamına geliyor. Yani, tüketilip atılan müzik. Ve hemen yerine yenisi konan…

Tüketim toplumu durumları…

Benim çocukluk ve ilk delikanlılık çağımda, -Tokat’tayız o zamanlar- yazın, akşamları parka giderdik. Çiçeklerle donatılmış bu iç açıcı yerde ne vardı? Eş-dost yüzleri… Çay, kahve, gazoz, dondurma, limonata, kant, kızılcık şurubu, vişne şurubu… Bir de müzik: o dönemin tutulan şarkıcılarından, türkücülerinden… Yetmiş sekizlik denen koca koca plaklar çalardı belediyenin park görevlilerinden birisi…

plak.jpg

Dinlettiği şarkılar, türküler de, pek doğal olarak, o yılların tutulan parçaları olurdu. Tutup da, bırakalım Numan Ağa’nın ‘Lalin var iken nuş edemem bade-i nabı/Dudağın dururken katıksız da olsa şarap içemem’ dizesiyle başlayan rast-ı cedit yürük semaisini, Tanburi Büyük Osman Bey’in ‘Derunumda var türlü hicran/içimde türlü ayrılık acıları var’ diye yakınmaya başladığı mahur şarkısını ya da Muzaffer Sarısözen’in derlediği ‘Aşk kalbimde yer almış / Atma bana bu taşı / …’ diye başlayan Urfa yöresinden bir türküyü çalacak değildi ya!… Ya ne yapardı? Örneğin, Abdullah Yüce’nin bir taş plağıyla başlardı o akşamki işine: Bu ne sevgi ah, bu ne ızdırab / Zavallı kalbim ne kadar harap / Nasibim olsun bir yudum şarap / Sun da içeyim (içerim) yarin elinden…/ … / Gurubun rengi vurmadan cama, ver mezesini, tatlı lebinden… / …

Yıllar sonra, bestesinin Nuri Foçan’a, sözlerinin Hasan Bayrı’ya ait olduğunu öğreneceğim ve bugün artık bir tür klasiğe dönüşmüş olan bu şarkıyı ne yalan söyleyeyim, hiç sevmezdim. Neden derseniz, bir kere, yarin elinden içilecek bir yudumcuk şarabı niçin bir başkasının sunmasının istendiğine bir türlü akıl erdiremiyordum; üstelik bu dizede bir anlatım bozukluğu seziyordum. ikincisi, kulağımı tırmalayan bir müzikti… Ve babamın, hoparlörlerden yükselir yükselmez her seferinde yüzünü buruşturarak ‘piyasa şarkısı’ nitelemesinde bulunması beni ondan uzak tutan son noktaydı… Şunu da ekleyeyim, rahmetli Yüce, dilimizde ‘ıstırap’ diye bilinen sözcüğü üzerine basa basa ‘ızdırab’ diye sesletirdi ki, babamın canı, sanıyorum bu duruma ayrıca sıkılırdı.

Şimdi anımsıyorum da, annem olsun babam olsun, bizleri, ortam olarak da o piyasa şarkılarından uzak tutmaya bakardı: örneğin, parka gittiğimizde, iki-üç hoparlörün ‘hedef tahtası’ konumundaki havuz başında değil de, koca alanın, bu seslerin gücünü yitirmiş olarak ulaşabildiği sol arka taraflarında otururduk. Evimizde de, Türk ve Batı müziğinden seçkin yapıtları dinleme olanağını sağlamıştı annem ve babam…

          his-masters-voice.bmp

İşte, o yıllarda, kentlerde olsun, kasaba ya da köylerde olsun, anababalar, çocuklarının elverdiğince güzelduyu değeri olan şeylerle beslenmesine özen gösterirdi. Demem o ki, bu anlattıklarım, yalnızca bizim eve özgü değildi.
Peki, sanatsal yönü az olan ya da olmayan şeyler hiç mi tüketilmezdi? Tüketilirdi; ama, ancak gerektiği kadar.

Ne zaman ki kapılarımızı, hele de eğitim düzenimizi iyi-güzel/kötü-çirkin demeden dışarılara açtık, bir buçuk kuşaklık sürede işler çığırından çıktı. Artık egemenlik pop kültüründür!…
*
Şimdi artık ‘pop kültür olgusu’na geçebilirim.

Bu kültür, nitelikli olan her türlü yapıta uzak duran bir kültürdür. Müzik, yazın, dans, tiyatro, sinema, giyim, mimari, el sanatları vb. sanat ve zanaat alanlarında olsun yaşamda olsun, sanatsal yaratının genel yasalarının, güzellik kuramlarının, kısaca güzelduyunun gözetilmediği hızlı tüketim ürünleridir onu yaratan ve besleyen… Ve o da kendini var edenleri üretir ve besler.

Ana amacı sözde eğlendirmek, hoşça zaman geçirtmek olan bu etkileşim, kapitalist üretim ilişkilerinin yorduğu, tükettiği, her türlü açıdan yıkıma uğrattığı, körleştirdiği topluma gerçeklikten kaçışlar sunar (!).

                      image.jpg

Bütün bunların üzerine, pop kültürün tutsağı edilmiş bir toplum bir de üretim kanalları yok edilmiş ve dışa bağımlı kılınmışsa?!…

Evet, pop kültür böyle bir şeydir… Ve, oturup düşünmeyi gerektirir.

İnal Karagözoğlu

 Yalıkavak, 23 Temmuz 2006

© 2006 İK

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.