Önemli Bir Günün Yıldönümünde

27 Mayıs Sebep Değil Sonuçtur*

Ali Sirmen

(Cumhuriyet gzt., 27 Mayıs 2008) 

48 yıl önce bugün Türk halkı, devletin radyosundan, Albay Alparslan Türkeş’in, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yönetime el koyduğunu bildiren açıklamasıyla uyandı. Böylelikle 10 yıl arayla yinelenen periyodik darbeler dönemi başlamış oldu.

27 Mayıs’ı izleyen diğer iki açık darbe, 12 Mart ve 12 Eylül’ü kınama konusunda, toplumda hemen hemen bir konsensüs olmasına karşılık, 27 Mayıs daha çok tartışılan kimi yönleri dolayısıyla bazıları tarafından savunulan bir müdahaledir.

Gerçekten, Türk düşün yaşamında kimi konuların enine boyuna tartışılabilmesi, kimi tabuların yıkılması, solun hiç değilse teorik olarak gündeme gelmesi, TİP gibi sosyalist bir partinin TBMM’ye girerek yeni soluk getirmesi hep, 27 Mayıs’ın ürünü olan 1961 Anayasası’nın sağladığı özgürlük ortamının sonuçlarıdır.

1961 Anayasası’nın o dönemin dünyadaki en özgürlükçü temel metinlerden biri olduğu da bir gerçektir.

Yine de demokrasiden yana olan kişi, “27 Mayıs iyi ki oldu” diyemez. Eğer 27 Mayıs olmasaydı, kuşkusuz çok daha iyi olurdu. Ama bu doğru gözlem de, kendi başına fazla bir anlam taşımıyor.

***

Tartışmayı doğru raya oturtmak için her şeyden önce, 27 Mayıs’ın bir neden mi, yoksa bir sonuç mu olduğuna bakmakta yarar var.

Mayıs 1960’ta, eğer Türkiye’de bütün kurum ve kurallarıyla işleyen bir demokrasi var olmuş olsaydı da, 27 Mayıs bunun üzerine gelseydi, o zaman bu darbe, kendinden sonraki müdahalelere de yol açan bir neden olarak algılanabilirdi.

Ne yazık ki, durum bu değildi. 1957 seçimlerinde sandık çoğunluğunu yitirmesine karşın, Meclis çoğunluğunu elinde tutan, DP, hızla diktaya yönelmekte, hatta iktidar partisinden bir grup milletvekilinin oluşturduğu yargı yetkisine sahip, “Tahkikat Encümeni” (Soruşturma Komisyonu) ile demokrasinin temelindeki kuvvetler ayrılığı tümden çiğnenmiş, zaten bağımsız olmayan yargının kimi yetkileri yasamada çoğunluğu elinde tutan partiye devredilmişti.

Başka bir deyişle, 27 Mayıs’a gelmeden önce, Tahkikat Encümeni, yargının yetkilerinin gaspı gibi uygulamalarla demokrasi zaten gömülmüştü. Bu durumda 27 Mayıs’ın demokrasiye karşı suç olduğunu söylemek mümkün değildi. Çünkü olmayan demokrasiyi çiğnemek, tıpkı daha önce ölmüş bir kişiyi öldürmek gibi, işlenemez bir suçu oluşturmaktaydı.

Yine de, “27 Mayıs olmasaydı daha iyi olurdu” görüşünün haklılığı ortadan kalkmıyor.

***

Ama “27 Mayıs olmasaydı daha iyi olurdu” tümcesini doğru okumak, yalnızca sonuca takılı kalmayıp, nedenleri de irdelemek daha yerinde olacaktır.

“27 Mayıs olmasaydı daha iyi olurdu” tümcesinin doğrusu, “27 Mayıs’a kadar varan olaylara yol açan nedenlerin bir araya gelmesi önlenseydi, çok daha iyi olurdu”dur.

Çünkü amaç, demokrasiyi doğru çalıştırmak, özgürlükleri elden geldiğince geniş tutmak, çağın gereklerine yanıt veren bir rejimi yürütebilmektir.

Bu başarının önündeki tek engelin askeri darbeler olduğunu sanmak yanılgısına düşer, oyçoğunluğu sivil diktasının da, demokrasinin onsuz olmazlarını çiğneyebildiği gerçeğini görmezden gelirsek, yine amaçlanan hedefe varamayız.

Bugün, getirdikleri ne olursa olsun, demokrasi yolunda askeri diktaların bir çözüm olmadığı gerçeği artık kamuoyunun çok büyük bir kesimi tarafından anlaşılmıştır.

Askeri darbeler artık ne mümkün ne de muhtemel olduğundan tartışmanın odağında yer almak durumunda değillerdir. Ama sivil darbeler hâlâ gündemdeki önemli yerlerini, hele hele son zamanlardaki gelişmeler de göz önünde bulundurulunca daha da ciddi bir biçimde korumaktadırlar.

Bu yüzdendir ki, günümüzde 27 Mayıs’a bakarken, “Türkiye’yi 27 Mayıs’a getiren koşulların ortadan kaldırılmasının yöntemlerini tartışmak, bulmak ve yaşama geçirmektir önemli olan” yoksa, askeri darbeye söverken, sivil darbeye arka çıkan sahte demokratlık pozlarının bir kıymet–i harbiyesi olmayacaktır. 

______________

* Kaynak: http://www.haber7.com/artikel.php?artikel_id=142972

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.