Mayıs Vakası

Kraliçe’nin Gölgesinde Dört Gün

Bugün Büyük Kurtarıcı‘nın doğum günü. Ve 19 Mayıs 1919′da başlayan büyük yürüyüşün de 89′uncu yıldönümü… 

Bu mutlu güne yaklaşırken, Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı Kraliçesi II. Elizabeth (Elizabeth Alexandra Mary), üçüncü kez ülkemizi ziyaret etti. Yoğun izlencesi 13-16 Mayıs günlerine yayılan bu ziyaretin izlenişinde basın-yayıncıların hakkını yemek olmaz; Allahları var, yerlisiyle-yabancısıyla gece gündüz demeden canla başla çalıştılar, verdikleri haberlerle cümle âlemi bilgilendirdiler. 

Bu haberlerin birkaçını ‘Kraliçe Elizabeth’ ayracına alayım: geliyor, dört aydır Türkiye kitapları okuyor, 13 Mayıs`ta Türkiye`de, geldi, 37 yıl sonra Türkiye’de, uçak gemisinde kalacak, Çankaya Köşkü`nde, İstanbul’da, Cumhurbaşkanı ve eşi onuruna HMS Illustrious uçak gemisinde resepsiyon verdi, Bursa`ya gitti, Yeşil Cami’de Kuran dinledi, nişan taktı, çocuklarla Karagöz izledi, tekrar Ankara’da, defile izledi, Erdoğan’la görüştü, Baykal’la ayaküstü sohbet etti, ayaktopçu Hakan Şükür’le tanıştı, Türkiye`den ayrıldı… 

Öyle böyle bir haber zenginliği değil… Unutmadan yazayım, bu dört günlük ziyareti sırasında Kraliçe’nin öne çekilmiş doğum günü kutlaması da yapıldı. Ha, bir de, Birleşik Kırallık donanmasından HMS Illustrious Salıpazarı’na bağlandı. “Frak mı smokin mi” ayrıntısıyla süslenen protokol muhabbetlerine ise hiç girmeyeyim… 
*
Ve köşe yazıları, unvanları kendilerinden menkul ‘enkırmen’lerimizin yorumları: “Kraliçe niye geldi?” 

Denen şeylerden dişe dokunanlar, özetle, BOP, BAP, BEP eksenli şeyler… Biraz AB, az biraz da ABD, Fransa, İran, Çin, Rusya etmenleriyle süslenmiş/pekiştirilmiş varsayımlar, öngörüler… 
*
Geçen ay AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso‘nun ülkemize gelişi dolayısıyla yazdığım
yazıda sözünü etmiştim, yinelemiş olacağım, varsın öyle olsun, ne zaman ‘İngiliz’ sözü geçse aklıma Şark Meselesi ile İngiliz Muhipleri Cemiyeti gelir…   

‘Şark Meselesi’, yani ‘Doğu Sorunu’ diye bir lafı ilk kez Rus Çarı Aleksandr‘ın ağzından duymuştu dünya: Aleksandr, kendi icatları olan bu kavramı 1815′te toplanan Viyana Kongresi’nde, delegelerin dikkatini Osmanlı uyruğu olan Rumlar’a çekmek için ortaya atmıştı. İngiltere, Rusya’nın genişlemesinden korku duyuyordu; o yüzden bu konunun görüşülmesini istememiş, delegeleri etkileyerek reddedilmesini sağlamıştı.  

Ama Avrupa’nın büyükleri kısa bir zamanda ‘Şark Meselesi’ sözüne yeni bir anlam yüklediler ve Türk-Avrupa ilişkileri, artık bu sözün içerdiği anlamla açıklanıp değerlendirilmeye başladı. Evet, Şark Meselesi, Türkler’in İstanbul’u fethiyle başlayan süreçte Osmanlı İmparatorluğu’nun içinde yer aldığı bütün uluslararası sorunların adı olan tarihsel-siyasal bir terimdi artık… 

Ve Osmanlı’nın zayıflaması üzerine de, İngiltere’nin başını çektiği Avrupa devletlerinin, türlü çıkar düşüncesiyle, onu koruma altına alıyor gibi görünmelerinin ardında yatan ‘başta İstanbul olmak üzere bu zengin toprakların hangi Avrupa devletleri arasında nasıl paylaşılacağı’nın adı oldu Şark Meselesi! 

İngiliz Muhipleri Cemiyeti‘ne gelince… 

Bu, İngilizler’in başını çektiği uzlaşık devletlerce (İtilaf Devletleri’nce) ele geçirilmiş olan Osmanlı ülkesinde, zamanın Osmanlı padişahı ile sadrazamının da aralarında bulunduğu bir bölük yurtsever (!) insan tarafından kurulan bir dernek! Bu oluşumun fikir babası görünümündeki bir üyesi de, o tarihte dahiliye nazırlığı (içişleri bakanlığı) koltuğunda oturan gazeteci Ali Kemal‘di. 

İngiliz Muhipleri Cemiyeti’nin 20 Mayıs 1919 tarihli kuruluş bildirgesinde yer alan “… İngiltere devlet-i fahimesinin muavenet-i hayırhahanesiyle memalik-i Osmaniye’nin temin-i vahdet ve hukuku için ‘İngiliz Muhipler Cemiyeti’ namıyla bir cemiyet teşekkül etmiştir” tümcesini Osmanlıcadan arındırmaya çalışayım: “… Yüce İngiltere Devleti’nin iyilikseverliğine dayanan yardımıyla Osmanlı ülkesinin birlik ve haklarının güvenliğini sağlamak üzere ‘İngiliz Dostları Derneği’ adıyla bir dernek kurulmuştur.”   

Bu ulusal birliği bozucu kuruluşu ortaya çıkaran düşünce, görüş neydi? 

“Osmanlı Devleti artık egemen bir devlet halinde yaşayamaz. Varlığını koruması, ancak güçlü bir devletin koruması altına girmesiyle olabilir” deniyordu. Bu güçlü devlet de, İngiltere Kralı’nın, Kraliçesi’nin yönettiği üzerinde güneş batmayan Britanya İmparatotluğu’ndan başkası olamazdı… 

Peki gizlenen asıl amaç neydi? 

Ülke içersinde örgütlenip önce başkaldırılar çıkmasını sağlamak, bu arada ulusal bilinci çökertmek, ardından da, işe yabancıların el atmasıyla Osmanlı Devleti’nin ortadan kalkmasını sağlamak… 
*   *   *
Mustafa Kemal, ülkeyi kurtarma yolunda ilk adımın atıldığı 19 Mayıs 1919′un öngününü şu sözlerle anlatıyor Nutuk’unda: 

“1919 yılı Mayısı’nın 19′uncu günü Samsun’a çıktım. Ülkenin genel durumu ve görünüşü şöyledir:  

“Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu grup, I. Dünya Savaşı’nda yenilmiş, Osmanlı ordusu her tarafta zedelenmiş, şartları ağır bir ateşkes anlaşması imzalanmış. Büyük Savaş’ın uzun yılları boyunca millet yorgun ve fakir bir durumda. Milleti ve memleketi I. Dünya Savaşı’na sürükleyenler, kendi hayatlarını kurtarma kaygısına düşerek memleketten kaçmışlar. Saltanat ve hilafet makamında oturan Vahdettin soysuzlaşmış, şahsını ve bir de tahtını koruyabileceğini hayal ettiği alçakça tedbirler araştırmakta. Damat Ferit Paşa’nın başkanlığındaki hükümet âciz, haysiyetsiz ve korkak. Yalnız padişahın iradesine boyun eğmekte ve onunla birlikte kendilerini koruyabilecekleri herhangi bir duruma razı. 

“Ordunun elinden silahları ve cephanesi alınmış ve alınmakta… 

“İtilaf Devletleri, ateşkes anlaşmasının hükümlerine uymayı gerekli bulmuyorlar. Birer bahaneyle İtilaf donanmaları ve askerleri İstanbul’da. Adana ili Fransızlar, Urfa, Maraş, Ayıntap (Gaziantep) İngilizler tarafından işgal edilmiş. Antalya ve Konya’da İtalyan askeri birlikleri, Merzifon ve Samsun’da İngiliz askerleri bulunuyor. Her tarafta yabancı subay ve memurlar ile özel ajanlar faaliyette. Nihayet, konuşmamıza başlangıç olarak aldığımız tarihten dört gün önce, 15 Mayıs 1919′da, İtilaf Devletleri’nin uygun bulmasıla Yunan ordusu da İzmir’e çıkartılıyor. 

“Bundan başka, memleketin her tarafında Hıristiyan azınlıklar gizli veya açıktan açığa kendi özel emel ve maksatlarını gerçekleştirmeye, devleti bir an önce çökertmeye çalışıyorlar. 

“Sonradan elde edilen güvenilir bilgi ve belgelerle iyice anlaşılmıştır ki, İstanbul Rum Patrikhanesi’nde kurulan Mavri Mira Heyeti, illerde çeteler kurmak ve idare etmek, gösteri toplantıları ve propagandalar yaptırmakla meşgul. Yunan Kızılhaçı ve Resmi Göçmenler Komisyonu, Mavri Mira Heyeti’nin çalışmalarını kolaylaştırmakla görevli. Mavri Mira Heyeti tarafından yönetilen Rum okullarının izci teşkilatları, yirmi yaşından yukarı gençleri de içine almak üzere her yerde kuruluşunu tamamlıyor.

“Ermeni Patriği Zaven Eefendi de, Mavri Mira Heyeti’yle birlikte çalışıyor. Ermeni hazırlığı da tıpkı Rum hazırlığı gibi ilerliyor. Trabzon, Samsun ve bütün Karadeniz sahillerinde örgütlenmiş olan ve İstanbul’daki merkeze bağlı bulunan Pontus Cemiyeti hiçbir engelle karşılaşmadan kolaylıkla ve başarıyla çalışıyor.” 
*
Şark Meselesi ile İngiliz Muhipleri Cemiyeti olguları, Kraliçe Elizabeth’in ülkemize gelişini renkli bir magazinsel çerçeveye sıkıştırma çabalarınının sırıtmasını sağlıyor. 

Ve bugün, basın-yayın dünyamızda köşe ve masa sahibi oldurulmuş çok bilenler arasında Ali Kemal’ler görmemek için akıl körü olmak gerekiyor. 
*
Büyük kurtarıcımız Gazi Musrafa Kemal Atatürk’ün doğum günü ile 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramımız kutlu olsun!…
  

İnal Karagözoğlu

Yarımca, 19 Mayıs 2008

© 2008 İK

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.