23 Nisan: Aydınlığa Giden Yol

Karanlığı Boğmak 

Yarın 23 Nisan. Bu mutlu günün sabahına her günkü gibi radyomu açarak başlayacağım. Sonra gazeteler, teveler…

 

Cıvıl cıvıl çocuk sesleri odama önce radyodan yayılacak… Kuş cıvıltıları eşlik edecek çocuklara ve belki yağmur sesleri zorlayacak penceremi…

 

Kulaklarım bu güzelliklerde, çocukluk günlerimi anımsayacağım… Hele de ilkokul yıllarımı…

 

Örneğin, 1941, ’42 yıllarını… Okula girdik mi, küçük bir karatahta karşılardı bizi. Üzerinde, dilimizdeki kimi yabancı sözcükler ile onların Türkçe karşılıkları… Çoğu kez her gün yenilenen bir dizelgeydi bu. ‘Samankâğıdı’ denen sarı renkli, ucuz kâğıttan yapılmış birer sarı defterimiz vardı, o karatahtada verilen aydınlık sözcükleri ona geçirirdik.

 

Diyelim, o günkü dizelgede ay adlarından ‘ikinci kânun’un karşısında ‘ocak’ yazıyor, büyük bir istek ve coşkuyla artık o sözcüğü kullanmaya bakardık. Başödevimiz buydu. Öğretmenimiz de bu Türkçe sözcüklerin kullanılmasını sağlayacak türlü uygulamalarda bulunurdu derslerde. Sonraları anlıyorum, bu uygulama, dilimizin özleştirilmesi çabalarının ilkokullardaki başarılı bir parçasıymış. Bugün ulusça kullandığımız pırıl pırıl Türkçe sözcüklerin çoğunu o yıllarda öğrendim.

 

Ve birden ayırdına varacağım: Gözyaşlarım içime akmakta… Bir burukluk… Biliyorum, anılarım giderek acıya dönüşecek. “Yaşlandım mı ne” diyeceğim.

 

Çoktandır böyle oluyor…

 

*

Yarın 23 Nisan… Büyük Millet Meclisimiz’in kuruluş yıldönümü… Ve dilimizin özleştirilmesine ilişkin o ilk anımdan söz edince de, bu yüce meclisin ilk üyelerinden dilimizin değerli savunucusu Besim Atalay’ı anmadan edemiyorum.

 

1882 yılında Uşak’ta doğmuş olan Atalay, ilk, orta ve medrese öğrenimini burada yaptı, 1905’te İstanbul’a giderek Hacı Ahmet Efendi’nin öğrencisi oldu. Ardından da, 1909 yılında İstanbul Darülmuallimin Mektebi’ne (İstanbul Öğretmen Okulu’na) girdi. Bu okulu 1912’de bitirip Konya, Trabzon, Ankara, İstanbul, Maraş, İçel ve Niğde’de öğretmenlik ve türlü yöneticilik görevlerinde bulundu. 1919’da, İçel’deki milli eğitim (maarif) müdürlüğü görevi sırasında Silifke’de öğretmen arkadaşlarıyla Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’ni kurdu. Kurtuluş Savaşı sırasında birçok çalışmalara katılan Atalay, 1920’de, Kütahya’dan milletvekili seçildi. Üç dönem Aksaray, üç dönem de Kütahya Milletvekilliği yapan Atalay’ın TBMM üyeliği, 7’nci dönem sonuna dek sürdü.

 

Atalay’ın, onu dilimiz bağlamında konumlandıran başta gelen kimliği, bir dilbilimci de olması. Atalay, bir süre Milli Eğitim Bakanlığı’nda kültür müdürlüğü görevini üstlendi; koltuk doldurmak için değildi bu… Örneğin, halk ağzından söz derlemesi çalışmasını gerçekleştirdi. Türkçenin biçimbilgisiyle ilgili incelemeleri de olan Atalay, bu başlığa giren Türk Dili Kuralları (1931), Türkçemizde –men, -man (1940), Türk Dilinde Ekler ve Kökler Üzerine Bir Deneme (1942), Türkçede Kelime Yapma Yolları (1946) adlı yapıtları verdi. Atalay’ın bir başka önemli bilimsel çalışması da, dilimizin tarihsel dönemlerine ilişkin dil yapıtlarını günümüz Türkçesine çevirmek oldu.

 

Yazarlığıyla da tanınan Atalay, 1932 yılında toplanan I. Türk Dil Kurultayı’nın katılımcılarındandı. Bu kurultayda Türk Dil Kurumu’nun (TDK’nin) önkuruluşu olan Türk Dili Tetkik Cemiyeti üyeliğine seçildi, bu görevinin ardından da, 1951 yılına dek TDK’nin saymanlığı  görevinde bulundu.

 

Atalay, 1937-1942 yıllarında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih, Coğrafya Fakültesi’nde Farsça profesörü olarak da çalıştı. Roman ve denemelerinin yanı sıra tarih ve din konularında yapıtlar veren, çeviriler yapan Atalay’ın önemli çalışmalarının başında, Divan-ı Lügat-it Türk ile Kuran-ı Kerim’in dilimize kazandırılması gelir. Besim Atalay, yıllar boyunca topladığı ender yazmaları Milli Kütüphane’ye, budunbetimsel Türk eşya ve levhalarını da Ankara Etnoğrafya Müzesi’ne bağışlamış olmasıyla da bilinir. Bu yüce gönüllü bilimci, yazar ve araştırmacı büyüğümüz aramızdan 7 Kasım 1965’te ayrıldı.

 

Atalay, Türk dilinin değerli, değerli olduğunca da önemli savunucularındandı; savunduğu görüşlerin ne denli yol gösterici olduğunu bugün çok daha iyi anlıyorum.

 

*   *   *

Yarın 23 Nisan…

 

Radyomda, tevelerde cıvıl cıvıl çocuk sesleri olacak… Sonra alanlara taşacak bu sesler… Kuşlar olanca neşeleriyle çocuklara eşlik edecek. Kendileri gibi pek çok şeyden habersiz olan çocuklara… Çocuklar, sorunlar yumağı içinde yaşadıklarını algılayacak yaşta değiller henüz.

 

Ve ülkemizin kurtuluşu anlatılacak… Kimileri, biliyorum, laf olsun diye söz edecek bundan. Görev icabı… Ve ben çocukluk günlerimi daha bir acıyla anımsayacağım… 

 

Ne o?!… Gözyaşlarım şimdiden yoğunlaşmaya başladı… İçimdeki acı da… Evet, yaşlandım.

 

*

Yok, hayır yaşlanmadım! İçime akıttığım yaşlar, bedenimi saran acı, geçmişi bilip geleceği görmenin doğurduğu bir hırsın belirtisi…

 

Ve ben, bugün yeniden bilenen bir hırsla bütün değerlerimizi daha da yüceltme yolundayım. Biliyorum, kapanan gökler eninde sonunda aydınlığa erer.

 

Yarın 23 Nisan… Ulusumuza kutlu olsun.

 

23 Nisan’ı içlerinde duyumsayanlara ne mutlu!… 

 

 

İnal Karagözoğlu

Yarımca, 22 Nisan 2008

 

© 2008 İK  

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.