Herkesin Bir Kütüphane Anısı Vardır

Kütüphaneler Haftası Deyince…

İşte bir kütüphaneler haftasının daha içindeyiz… Bu ülkede, 1964′ten bu yana, mart ayının son pazartesisiyle başlayan hafta Kütüphaneler Haftası diye kutlanıyor. İlk Kütüphaneler Haftası’nda öğretmendim… Sınıfımdaki iki yaşındaki sınıf kitaplığı da tıkır tıkır çalışmaktaydı.

O kitaplığı, okula ilk geldiğim yıl kurmuştuk. Mayasını ben çalmıştım, kısa sürede iki yüze yaklaşan kitabımız olmuştu. Kitaplık koluna seçilen öğrencilerin kollarına takacakları bandı bir velim işlemişti: açık duran bir kitap… Kol üç öğrenciden oluşuyordu; birisi başkan, birisi başkan yardımcısı, birisi de üyelerarası ilişkiler sorumlusu… Bütün öğrenciler, kitaplığın doğal üyesi. Alınan kitap en çok bir hafta içinde geri getirilecek, diye karar alınmıştı.

Bir kitaplık defteri edinmiştik: kitabı ödünç alanın adı, verildiği tarih, ödünç alanın imzası, kitabın geri geldiği tarih, kitaplık kolu başkanının imzası falan… Bu defteri açarken, öğrencilerime şu anımı anlatmıştım:

Benim çocukluğumda Tokat’ta iki kütüphane vardı: biri Halkevi’nin kütüphanesi, biri de Müze’deki kütüphane… Evimizde yığınla kitap vardı, ama kütüphaneye gitmek pek hoşuma gittiğinden, neredeyse iki günün birinde yolum oraya çıkıyordu. Ben, belki yakınlığından, belki de daha zengin ve rahat olduğundan daha çok Halkevi’ninkine gidiyordum. Bu kütüphanenin koca bir defteri vardı, açıldı mı, neredeyse benim öğretmen masasını kaplar… Kitabı eve götürmeye izin veriliyor muydu, bilmiyorum, ama kitabı alırken de geri verirken de bu deftere imza atılıyordu kitabı alanlar tarafından. Her şey iyi hoşken, işte bu imza yüzünden başım derde girdi.

Soyadı yasası çıktığında, babam kendi ailesinin en büyüğü olduğundan, alınacak soyadını o saptamışmış. Gel zaman git zaman, sülalede, lakaplarına uygun olan bir soyadı birliğine gitme düşüncesi doğmuş ve herkes aynı soyadını almak için gerekli işlemleri yapmış. Biz de soyadımızı değiştirip bugünkü soyadımızı almışız. Yeni soyadımızı aldığımızda ben on iki yaşımdaydım. Bu değişikliğin bende iki etkisi olmuştu: birincisi, yeni soyadımı yadırgıyordum; kendimi ve ailemi kendime yabancı hissediyordum… Çocukluk işte… Annem, babam, kardeşlerim ve tabii en başta ben ölüp gitmişiz de başka bir zamanda başka bir adla yeniden bir araya gelmişiz gibi bir duygu. Öte yandan, büyük bir ailenin bireyi olmanın verdiği duygu… Birdenbire pek çok kişiyle kurulan yepyeni görsel bir bağ… Güçlü bir aidiyet duygusundan kaynaklanan güven… Öyle ya, yolda giderken biri bana çatsa, çevremde bana arka çıkacak birden çok insan her zaman olacaktı. O zamanlar, özellikle Anadolu şehirlerinde bile insanlar sülalelerinin lakabıyla anılmaktaydı ve bu sülalelerin bireyleri arasında güçlü bir tutkunluk vardı…

Benim imzam, işte bu soyadı değişikliğinden önce kısa bir şeydi; ancak, yeni soyadımla birlikte bu imzanın kapladığı yer neredeyse üç katına çıkmıştı: eski soyadımın benliğimdeki izini silmek bir türlü elimden gelmiyordu ve bunu en kolay ve somut biçimde imza atarken ortaya koyuyordum: eski imzama yeni soyadımı da ekleyerek oluşturduğum neredeyse bebek papucu kadar bir şeydi bu. Tabii, yeni hevesle, harfleri iri iri yazarak da atıyordum yeni imzamı. İmzam, kütüphane defterinin iki buçuk parmağa üç parmak genişliğindeki imza yerine zor sığıyordu… Bu durum kütüphane görevlisini çıldırttı; zaten, bacak kadar çocuğun zırt pırt kütüphaneye damlamasından pek memnun görünmeyen birisiydi, bir kovmadığı kaldı beni… Bense, inatla aynı şeyi yapıyordum…

Memurcağız, çareyi, beni babama şikâyet etmekte bulmuş. Bir gün rahmetli bana gerekli tembihatta bulunduydu da kütüphane defteri ancak o zaman kurtulduydu…

*

Bu yılki Kütüphaneler Haftası’nın teması, ‘Hayatımdaki Kütüphaneler’. Ben de bu başlığa uyarak hayatımdaki kütüphanelere ilişkin ilk anımı anlatmak istedim. Sanıyorum, herkesin bir kütüphane anısı vardır. Yoksa da, bundan sonra olmalı…

İnal Karagözoğlu

Yarımca, 1 Nisan 2008

© 2008 İK

{lang: 'tr'}

3 Yorum

  1. İLGİLİK » ‘Çocukluk’ Yok Olunca… said,

    Nisan 1, 2008 at 18:34

    [...] Kütüphaneler Haftası bağlamındaki yazımı hazırlarken aklıma geldi, Amerikan yazarı eleştirmen Neil Postman (1931-2003), [...]

  2. cansu said,

    Kasım 12, 2008 at 14:42

    ne günmüş beaa

  3. Leyla said,

    Ekim 17, 2011 at 22:05

    Bence HER KÜTÜPHANE BİR HAPİSHANEYİ KAPATIR…

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.